Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetYuvaların Namuslu Kandilleri

Yuvaların Namuslu Kandilleri

Yuvaların Namuslu Kandilleri

Allahu Teala buyuruyor ki;
“يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا”
” Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerinden (cilbablarından) üzerlerini sıkıca örtsünler! Bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah, çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.”
(Ahzab, 59)
Mevdudi (rahimehullah), “Bu onların tanınmalarına..” ayetini tefsir ederken şunları söylemektedir:
“Allahu Teala’nın ‘tanınmalarına’ sözünden maksat şudur: Kadınları bu vakur, hürmete layık ve süsten uzak elbiseleri içerisinde gören herkes, onların namuslu kimseler ve hür kadınlar olduğunu, açık-saçık, ahlaksız ve çer çöpe daha çok benzeyen iffetsiz kimseler olmadıklarını derhal anlayacak, dolayısıyla her önüne gelen sorumsuz ve düşük ahlaklı alçak kimse onlardan muratlarını elde etmeye tamah edemeyeceklerdir. ‘Eziyet edilmemelerine’ demek, hiç kimse onlara (sözlü) eziyet ile sataşamayacaktır, demektir.
Şimdi burada biraz duralım ve bu Kur’an’i emrin hangi toplumsal, İslami kanunun ruhunu ifade ettiğini hep beraber anlamaya çalışalım. Alemlerin Rabb’inin bizatihi zikrettiği bu hükmün hedefi nedir?
Allahu Teala daha önce (Nur,31)‘de kadınlara bu ayeti-i kerimede zikredilen belirli kimseler dışında kimseye ziynetleri göstermemelerini emretmişti (Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar) Şimdi biz bu ilahi emri, önümüzde bulunan Ahzab suresindeki ayetle beraber mütalaa ettiğimizde açıkça şunu görmüş oluruz: Bu ayet-i kerimede kadınlara yönelik gelen “cilbablarını üzerilerine almaları” şeklindeki emir, içerisinde mahrem olmayan kimselerden ziynetlerini gizlemelerini de barındırmaktadır. Bu, pek tabii olarak elbisenin süslü ve gösterişli olmadığı durumda gerçekleşebilir. Ancak aksi takdirde bakışları kendisine çeviren, süslü ve gösterişli bir elbise giyilmesi durumunda bu maksat tamamen ortadan kalkacaktır. Bununda ötesinde Allahu Teala, kadınlara cilbablarından bir kısmını yukarıdan gelecek şekilde üzerilerine sarkıtmalarını , ziynetlerini gizlemelerini emretmektedir. Aklı başında olan bir kimse bu sözden, peçe giymekten başka bir şey anlamaz. Ta ki kadın bedenini ve elbiselerine ait ziynetlerini  gizlemesi yanında, yüzünü de örtmüş olsun. Bundan sonra alemlerin Rabbi olan Allahu Teala’nın bizatihi kendisi bu emrin illetini izah ediyor. Buyuruyor ki: ‘Bu, Müslüman kadınların tanımalarına ve dolayısıyla eziyete maruz kalmamalarına en uygun yoldur.’
Burada doğal olarak şu husus göze çarpıyor: Bu emir, erkekler tarafından rahatsız edilmekten zevk almayan, onların kendilerinin bedenlerine ve yüzlerine göz dikmelerinden ve onlara tamah etmelerinden hazzetmeyen kadınlara yönelik bir emirdir; aksine kadınlar bu durumdan acı duyar ve rahatsız olurlar, yine kadınlar kendilerini toplumun düşük ahlaklı sefih yıldızları arasına katmak istemezler.
Bilakis onlar yuvaların namuslu kandilleri olarak tanınmak isterler. İşte bu şerefli ve namuslu kadınlara Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: ‘Eğer sizler fiilen bu sıfatla tanınmak istiyorsanız ve erkeklerin sizinle alakadar olmaları ve size tamah etmeleri size zevk vermiyor; tam aksine elem verip sizi rahatsız ediyorsa bundan kurtulmanın yolu, gelin gibi süslenerek evlerinizden çıkmanız, güzelliğinizi son derece parlak ve etkileyici bir şekilde tamahkar ve aç gözlerin önünde sergilemeniz değildir.
Hayır! Bunun yolu bu tutum değildir!
Tam aksine bu maksada götüren en doğru ve güzel yol, tüm ziynetlerinizi gizleyerek kendisine büründüğünüz süsten uzak bir cilbab içinde evlerinizden çıkmanızdır. Yüzünüzü peçe ile örtmenizdir. Dışarıda insanların dikkatini çekecek şeylerden uzak durmanızdır. Velev ki kıyafetinizin sesi bile olsa. (Ayakkabının ses çıkarması kastediliyor.)
Hiç şüphesiz ki evinden çıkmadan önce süslenen, kendisini allayıp pullayan ve kapısının eşiğinden dışarı adım atmadan evvel değişik pudralarla yüzüne makyaj yapan, yüzünü siyah,beyaz,mavi ve kırmızı renklerle adeta renk cümbüşüne çeviren bir kadının , bütün bunlardan maksadı erkeklerin bakışını kendisine çevirmek, onları kendisine yönelmeye davet etmek, kendisiyle alakadar olmalarını ve tamah etmelerini istemekten başka bir şey olamaz! Eğer bir kadın tüm bunlardan sonra aç ve tamahkar bakışların kendisini rahatsız ettiğini ve taciz ettiğini söylerse, kendisinin “toplumun hanımefendisi” olarak tanınmak istemediğini, yuvasının saygıdeğer ve şerefli annesi olmak istediğini iddia ederse, bu kadının tüm bu sözleri aldatmadan ve kandırmadan öteye gidemez.
Şüphesiz ki insanın fiillerini belirleyen şey, insanın sözleri değildir. Tam aksine insanın ne iş yapacağını, nasıl bir eylem gerçekleştireceğini belirleyen esas faktör insanın niyetidir. Yapılacak işi tercih eden niyettir. işte buradan yola çıkarak diyoruz ki: ‘Kendisini, bakışları kendisine çeviren bir hale getiren , sonrada bu haliyle yabancı erkeklerin önünde yürüyen  bir kadının bu hareketi, yaptığı işin arkasında bulunan dürtüleri ve böyle bir şey yapmaya onu sevk eden muharrikleri açıkça ortaya koymaktadır. İşte bundan dolayı fitne ehli kimseler, bütün kadınlardan beklentilerini bu kadınlardan da beklemektedirler.
Kur’an kadınlara açıkça şunu söylüyor; ‘Heyhat ki ne heyhat! Sizler kesinlikle aynı anda hem yuvaların yuvaların parlak kandilleri hem de toplumun düşük ahlaklı sefih yıldızları olamazsınız. Eğer sizler yuvaların parlak kandilleri olmak istiyorsanız, toplumun yıldızları konumunda bulunan sefih kimselere daha çok yakışan bu iğrenç metotları, kötü yolları ve çirkin üslubu terk edin. Artık yuvaların parlak kandilleri olmanıza yardım edecek bir hayat yolunu kendinize edinin.’
Şüphesiz hiçbir insanın şahsi görüşü -ister Kur’an’a uygun olsun ister muhalif, ister Kur’an’ın hidayetini kendisine hayat metodu ve yaşam tarzı olarak alsın ister almasın- eğer tefsir konusunda hiçbir şekilde emanete ihanet etme suçunu yüklenmek istemiyorsa Kur’an’ın murad ve maksadını anlama hususunda hataya düşmez. Zaten münafık olmadığı sürece Kur’an’ın muradının bizim az önce zikrettiğimiz husus olduğunu kabul edecektir. Eğer hala muhalefet ederse artık o, Kur’an’a rağmen böyle bir iş yaptığını itiraf ettikten sonra muhalefet ediyor olacaktır. Ya da şöyle diyebiliriz:”Bu kimse Kur’an’ın hidayetini yanlış ve yamuk bir şekilde anlamaktadır.”

Mevdudi, Hicab (3/206-209)

Genç Muvahhide

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak