Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetVerdiğimiz Kurbanlarla Zafere Yaklaşmaktayız

Verdiğimiz Kurbanlarla Zafere Yaklaşmaktayız

Verdiğimiz Kurbanlarla Zafere Yaklaşmaktayız

İslam ümmetinin en seçkin komutanları birer birer şehid ediliyor, esir düşmüş âlimlerimizin tevhidi haykırması zindanlarda yankılanıyor, İslam ordusunun genç mücahidleri ölümün üzerine yürüyüp kendilerini kurban ediyor. Peki, bütün bunlar ne için? Yalnız âlemlerin Rabbi olan Allah’ın rızasını kazanmak için… Yalnız ona yaklaşmak için…
Kurban, k-r-b kökünden gelip “yaklaşmak” demektir. Allah’a yaklaşmanın yolu da dünyevileşmenin ve dünya sevgisinin kalbten sökülüp atılmasıyla gerçekleşir. İbrahim (as) ve oğlu İsmail’i (as) Kuran’dan hatırlayalım:
“Rabbim! Bana erdemli bir (evlat) bağışla!” Bunun üzerine ona uyumlu ve olgun bir oğlan çocuğu müjdeledik. Derken çocuk onun çaba ve tasasına ortak olacak olgunluğa eriştiğinde, (İbrahim) şöyle dedi: – “Yavrucuğum! Kendimi rüyada seni kurban ederken görüyorum; bir bak bakalım, sen bu işe ne dersin?” –“Babacığım!” dedi, “Sana emredileni yap; inşallah beni sabredenlerden bulacaksın!”. “Sonunda o ikisi Allah’a teslimiyetlerinin bir gereği olarak (vardıkları sonuca) uydular ve (babası) onu yüzüstü yatırınca, Biz kendisine “Ey İbrahim!” diye seslendik, “Rüyayı tasdik ettin.” Nitekim Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Hiç şüphesiz bu, elbet apaçık bir sınavdı; ve Biz ona fidye olarak muhteşem bir kurban verdik; geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin (örnek) bir hatıra bıraktık: Selam olsun İbrahim’e! (Saffat Suresi, 100-109)
Kuran’daki bu kıssalar neden var? Genel kültür yapmamız, sohbetlerde anlatacak malzeme bulmamız için mi? Haşa! Kuran, yaşam için inmiş bir kitap, yol gösterici bir kılavuz. Bu gözle baktığımızda bu ayetlerde çok şey bulacağız.
“Selam olsun İbrahim’e!” diyor yeri ve göğü yaratan Allah! Bir insan için ne kadar büyük bir şeref, Allah’ın kendisine kıyamete kadar okunacak kitabında selam göndermesi. Gıpta edin, örnek alın Müslümanlar, bu selam bunun için.
Peki, İbrahim’i “Halîlullah” kılan, bu makama ulaştıran nedir? Elbette imanı ve teslimiyeti. İbrahim Allah’tan bir evlat vermesini dua etti ve duası kabul olundu. İsmail yıllar sonra sona eren evlat hasreti, onun ciğerparesi idi. Yıllar sonra İbrahim’e verilen İsmail’i Allah kurban etmesini istediğinde İbrahim ne yaptı?
“Ya Rabbi bu daha çocuk” diye pazarlık yapmadı. “Ben bıçağı İsmail’in boğazına dayadığımda zaten Allah buna izin vermez” diye hesap da yapmadı. İbrahim Allah’a teslim olmuştu ve Allah onu dünyada en çok sevdiği olan İsmail’ini kesmekle sınıyordu. Emir net, emreden de Allah’tı. İbrahim bıçağı İsmail’in boğazına vurduğunda bıçak kesmedi, tıpkı ateşin İbrahim’i yakmadığı gibi! İbrahim rüyayı tasdik etti ve Allah da mükâfat olarak ona oğlunu bağışladı, kurban etmesi için bir koç gönderdi.
İbrahim (as)’ın kestiği İsmail, aslında onu dünyaya meylettiren sevgisi idi. İsmail’i keserek aslında bunu da kesti. Bugün kendimize soralım, bizleri dünyaya meylettiren, dünya sevgisi bizlere veren ve yükselmemize engel olan nedir? Eşimiz, çocuklarımız, ticaretimiz, vesveselerimiz… Her ne ise onu kesmeli ve Allah’a yaklaşmalıyız. İsmail’ini kesemeyenler, dünyadan yüz çeviremeyenler, Allah’a hakkıyla yaklaşamayanlardır.
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe/9: 24)
Bakın şehidlere, cihad beldelerine hicret ederken anadan, yardan, serden vazgeçmediler mi? Dünya namına ne varsa geride bırakmadılar mı? Evleri yalçın dağlar, yastıkları silahları olmadı mı? Dünyevi ne varsa Allah yolunda yüz çevirmeyi başaran bu öncülere Allah Subhanehu ve Teala kendi katına şehid olarak ulaşmayı nasip etti. Artık onlar, cennetin en üst makamlarına, Firdevs bahçelerine talipler…
Bugün İslam Ümmetinin başına ne geldiyse dünyevileşmekten geldi. Dünyaya meyletmenin faturası ise hem ahireti hem dünyayı kaybetmek oldu. Bizler dünyaya meylettikçe, kalblerimize dünya sevgisi daha da içirildi. Oysaki deniz suyu içmek misali, içtikçe bırakın susuzluğun gitmesini, daha da beter dünyaya saplandık. Allah’ın Resulü bunu önceden bildirmişti:
Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Yakında milletler yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler.” Sahabeden birisi: “Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi. Resulullah (sav), “Hayır, aksine siz o gün kalabalık fakat selin önündeki çörçöp gibi zayıf olacaksınız. Allah düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak sizin gönlünüze de vehn atacak” buyurdu. Yine bir adam: Vehn nedir? ya Resulullah diye sorunca: “Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kötü görmektir” buyurdu.
Vehn hadisi olarak bilinen bu rivayet sahihtir. (bk. Ebu Davud, Melahim, 5)
Kurban, Allah’a yaklaşmaktır. O halde Allah’a yaklaşmanın yollarını aramak zorundayız. Bunun da en üst mertebesinin Allah yolunda kurban olmak olduğu ortada. Madem kalbimizdeki hastalık dünyayı sevmek ve ölümden hoşlanmamak, bunun çözüm yolu hicret ve cihaddır.
Bakın İslam tarihine. Ne zaman ki ümmetin seçkinleri dünyaya daldı, kitlelerde onlara özendi, zillet üzerine zillet yaşadık. İslam topraklarının tamamı Haçlılar tarafından işgal edildi, zindanlar Müslümanları bağrına bastı.
Bugün ise Allah’a hamd olsun ki dünyadan yüz çevirip kendini kurban eden bir nesil yetişmekte. Bunun da en önemli sebebi dünyadan yüz çevirip Allah yolunda kurban olmayı en yüce mertebe gören önderlerimizdir.
Bakın Usame’ye ve kurban olmak nedir görün. Dünyanın en zengin ailelerinden birine mensup ve milyar dolarlara sahip iken o kurban olmayı seçti. Kendini kurban ederek ümmeti uyandırdı. “Usame Raculun” videosunda son cümlede dediği gibi; “Usame ister ölsün ister diri kalsın; elhamdülillah artık kıyam başlamıştır…”
Molla Ömer’i hatırlayın. Afganistan İslam Devleti’nin emiri iken, Usame’yi Amerika’ya teslim etmektense devletini kurban etmeyi göze alan adamı! “İslam dinine göre bir Müslümanı Haçlılara teslim edemeyiz!” demişti ve teslim etmemişti Molla Ömer. İslam’ın sınırlarını çiğnemektense Haçlılarla savaşı göze aldı. Devleti yıkıldı ama kendisi de Taliban da yıkılmadı. Müminlerin kalbindeki yerleri ise çelik gibi sağlamlaştı. Tüm dünyada küresel cihadın önderi olan el Kaide’nin hala Taliban’a biat etmesi ve bu hareketi emir görmesi bunun tezahürüdür.
Kurban, ölümü öldürenlerin göze alabileceği bir yoldur. Davasına adanmış bir ruh, kendini kurban etmeyi göze alır ve şehadet saldırısı ile kendini kurban etmeyi bilir. Bugün Esad’ın kaleleri birer birer istişhadlarla sarsılıyorsa, bunda bu feda ruhunu görmek gerekir. Bir hilal uğruna nice güneşler batmayı göze alıyorsa, o dava bir ölür bin dirilir!
Son yıllarda kaç komutan, kaç lider ümmetin kutlu cihadı yolunda kurban oldu farkında mısınız? Merkez komutanlıktan Şeyh Usame, Ebu Mustafa Yezid, Atiyetullah Libi, Ebu Yahya Libi şehid düşeli birkaç yıl oldu.
Son bir yılda Arap Yarımadası el Kaide’sinin kurucu liderlerinden Nasir el Vuheyşi, Haris en-Nazari, İbrahim Rubeyşi, Ebu Hüseyin Mehdi Dabas şehid düştü. Kafkasya Emirliği ise üç emirini art arda bu davaya kurban verdi: Dokku Umarov, Şeyh Ali Ebu Muhammed ve Ebu Osman Gimravi. Somali el Kaidesinin de kurucu lideri Muhtar Zübeyir gene ABD hava saldırısıyla şehid edildi.
Suriye ise kurbanların kitlesel olduğu bir yerdi. Yüzbinlerce Müslüman, Esad diktatörlüğüne direndi ve can verdi. Ne modern Sasani devleti İran, ne de Moskova’nın gönderdiği köpekler Suriye halkına geri adım attıramadı. Kurbanlar o kadar çok verildi ki, kurban vermemiş Sünni bir aile kalmadı Şam topraklarında. Ve nice komutanlar şehadeti tattı, bu yolda kurban olup aramızdan ayrıldı; Ebu Halid es Suri, Ebu Yusuf et-Turki, Muhsin el Fadhli, Ebu Abdullah el Hamavi, Abdulkadir Salih ve diğerleri…
Kurban, Allah’a yaklaşmaktır. Allah’a yaklaşmak da zafere yaklaşmaktır. Çünkü bu savaşın içinde göklerin ve yerin ordularının sahibi Allah da vardır. Allah yolunda kurban oldukça, bu savaşta Allah’ın da yardımı katlanarak artacaktır. Bu nedenle her kurban, bizleri zafere taşımaktadır.
Kurban olmalıyız kardeşler, zaferin başka yolu yok! Kurban olmalıyız ki, Rabbimizle yaptığımız ticaret sonuca ulaşsın. Kurban olmalıyız ki, Allah’ın azabı düşmanlarımızın üzerine hak olsun! Kurban olmalıyız ki vurulup düşenlerin gittiği yoldaki kan kurumasın!
Kurban olmak, Allah’ın hem vaadi hem müjdesidir. Bu ticaret bitti ve kurban olarak sen kazandın ey şehid!
“Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Artık onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” (Tevbe Suresi, 111)
Allah’ım senin yolunda en iyilerimizi kurban ettik, kurbanlarımızı kabul eyle, bizleri de kurban olarak katına al ya Rabbi, Allahumme Amin…
Twitter: @Seyfullah_Ali_

Seyfullah Ali

Küresel Analiz

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak