Kategoriler
Ana Sayfaİlim-İrşadÜmmetin Belası Şia’nın Kerbela Sömürüsü

Ümmetin Belası Şia’nın Kerbela Sömürüsü

Ümmetin Belası Şia’nın Kerbela Sömürüsü

Şia’nın içinde derin bir Ehli Sünnet nefreti yatmaktadır ve bu nedenle mezhepçi olmaları kaçınılmazdır. Bunu en net olarak her yıl tekrarladıkları Kerbela anması “projesinde” görmekteyiz. Evet, bu bir projedir ve tek hedefi Kerbela konusunu sömürerek Şii kitledeki Sünni düşmanlığını diri tutmaktır.

Öncelikle şunu düşünelim; neden Şia Hüseyin’in (r.a.) katledilmesini her yıl milli tören gibi anmaya çeviriyor? Biz Ehli Sünnet neden Hüseyin’i (r.a.) bu tarz törenlerle ağıtlarla anmıyoruz? Biz mi çok duygusuzuz onlar mı çok fazla seviyor Hz. Hüseyin’i?

Bizler Hz. Hüseyin katledildi diye her yıl Kerbela’ya akın etmiyor, kendimizi bıçaklamıyor, zorla çocuklarımızı ağlatmıyoruz. Ama bizler bunu Hz. Hüseyin gibi şehid edilen ve efdaliyet bakımından en önde olan Ömer (r.a.) ve Osman (r.a.) için de yapmıyoruz. Peki ya Şia? Hz. Hüseyin’in katledilmesinden dolayı her yıl onun şehid edildiği yer olan Kerbela’ya akın eden Şia, neden Hz. Ali’nin katledildiği Kufe’de aynı “görkemli” anmalar törenler düzenlemiyor?

Aslında en başta şu soruyu sormak gerekir; İslam’da ölenin ardından yas kaç gündür? İslam’a göre yasın süresi üç gündür. Ancak, kocası ölen kadın 4 ay 10 gün yas tutar, bu süreyi kocasının evinde geçirir. Bunlar hadislerde mevcuttur.

O zaman şunu soralım: Şia Hüseyin’in (r.a.) yasını 1335 yıldır neden tutuyor?! Demek ki mesele dini bir mesele olmaktan ziyade mesele siyasi bir proje çünkü temeli bile baştan sona bidat olan bir uygulama.

İkinci mesele, yasın tutuluş şekli. Batıl dinlerde ve kültürlerde aşırılığa kaçan yas tutma âdeti İslam’da makul bir hale getirilmiş, aşırılıklar yasaklanmıştır. Muhammed (s.a.v.); “Yüzüne vurarak, üstünü başını yolarak ağlayan ve cahiliye âdetini sürdüren bizden değildir.” (Buhari; Cenaiz, 36) diyerek, yas tutmada bu tür şeyleri yasaklamıştır. Kerbela’daki Şiilerin Hüseyin’e yas tutmasında ise bırakın yüze vurmayı, kafasını kılıçla yaran çatlak kafalılar görüyoruz!

Şia’nın Kerbela anmasına bakın;  yapılan şeyler neden bu kadar abartılı? İslam’a göre insanın kendisine zarar vermesi haram iken bunlar çoluk çocuğuyla beraber kendilerini kesiyor, dikenli zincirlerle vücutlarını parçalıyor, kendi kafalarını kılıçla yarıyor! Kadınlar kendini yırtıyor ağlamaktan, dövünüp dövünüp duruyor. Bütün bunlar Hüseyin (r.a.) sevgisi için mi? Efdaliyet açısından ondan farkı olmayan abisi Hz. Hasan zehirlenerek şehid edildi, onun ölümü için niye kimse kendini kesmiyor? Ki Hasan (r.a.) da Şia’ya göre 12 imamdan ikincisidir ve Hz. Hüseyin’den önce gelir.

Çok basit bir soru: Hüseyin (r.a.) için her yıl topluca ağlaşıp kendini kesen Şiiler neden Hasan (r.a.)’ın vefatının yıldönümünde de bunu yapmıyor?

Şia’ya batıl imamet akidesine göre göre Ali’nin (r.a.) imameti Kur’an ayetleri ve Resulullah’ın (sav) hadisleri ile sabittir. Bu nedenle de efdaliyet açısından Şia’ya göre 12 imamın birincisi olması sebebiyle de Ali (r.a.) en önde gelir. Ali (r.a.), Haricilerden İbn-i Mulcem tarafından suikastla Kufe’de şehid edildi.

O halde ikinci sorumuzu soralım: Şia metinlerine göre -haşa- yarı tanrı seviyesine getirilen Ali (r.a.) için, dünya çapında Şia’nın Kerbela’ya her yıl akın etmesi gibi bir tören neden yapılmıyor? Neden her yıl çoluk çocuğuyla beraber Kerbela’ya gidip kendini kesen erkekler, Ali’nin (r.a.) şehadetinin yıldönümünde Kufe’ye de gidip kendini kesmiyor? Şia’nın kızları Kerbela törenlerinde kendini parçalarken neden Ali (r.a.) için kimse yırtınmıyor? Neden her yıl Hüseyin (r.a.) anması düzenleyen, Hac organizasyonu gibi dünyanın dört bir yanından Kerbela’ya akın eden Şia, “Bu yılda Ali’ye yas tutalım da ayıp olmasın…” demiyor?

Çünkü bu Kerbela anmaları Şia liderleri tarafından uydurulmuş siyasi bir projedir. Tek amacı da kendi Şii kitlesindeki Sünni düşmanlığını zinde tutmak, yeni kuşak çocuklara da Sünni düşmanlığı aşılamak içindir.

Peki Şia Kerbela anmaları üzerinden Sünni düşmanlığını nasıl üretiyor?

Hz. Hüseyin’i Kerbela’da şehid eden Emevi devletinin yani Yezid’in ordusudur. Günümüz Şia tarih algısına göre Yezid ve Emeviler Sünniliğin temsilcidir. Hz. Hüseyin’de Şia’nın temsilcisidir. Her yıl Hüseyin’i anmak demek, her yıl Yezid’e ve onun değerlerine lanet okumayı yanında getirir. Şia’ya göre Yezid Sünni mezhebini temsil ettiğine göre, Kerbela anmaları ile Yezid’e yani Sünniliğe lanet okunmaktadır. Bu sayede kendi Şii kitlelerinde Şia asabiyeti ve fanatizmi oluşturulmakta, Sünnilere karşı intikam duygusu hep diri tutulmaktadır ki günümüzde Suriye ve Irak’taki Sünnilere yapılan katliamlara Şii ulemanın ve halkın ses çıkarmayışının sebebi de bu zihniyetten dolayıdır.

Oysaki Yezid ile Hüseyin (r.a.) arasındaki mücadele iktidar mücadelesidir. Şia ve Sünni kavramları günümüzdeki itikadları açısından bakacak olursak çok daha sonra kavram olarak oluşmuştur.

Örnek verecek olursak, Hüseyin (r.a.) ya da abisi Hasan’ın (r.a.) bir defa bile günümüz Şia’sı gibi imamet itikadını savunduğu kaynaklarda var mı? Yok. İran’ın resmi mezhebi olan İsna Aşeriye mezhebinin itikadına göre “İmamet”e iman etmek imanın altı şartından biridir. Bu itikada göre 12 imamın varlığının Kuran ve Sünnetle sabit olması ve bu imamların ismet yani günahsız olduklarına inanmak imanın şartıdır. Böyle bir durum doğru olsaydı, yani 12 imamın imameti Kuran ve Sünnet ile sabit olsaydı, Ali (r.a.) neden Ebubekir, Ömer ve Osman (r.a) halife seçildiği zaman Kuran ayetleriyle itiraz etmedi? Hatta bırakın itiraz etmeyi, neden kılıcını çekip İslam’a göre hakkı olan imamet için savaşmadı? Aksine üç halifeye de biat etti! Aynı şekilde Hasan (r.a.) hilafetten sonuçta kendi rızasıyla feragat etmedi mi? Şia’nın 12 imamı bile kendilerini ümmetin dinen zorunlu imamı görmemişler demek ki! Bu örnek şunu gösteriyor, günümüzdeki Şia’nın itikadı Hüseyin (r.a.) şehid edildiği zaman İslam coğrafyasında yoktu bile! O halde Şia nasıl ve kim oluyor da Hüseyin (r.a.)’ı kendisiyle, Yezid’i de Sünnilerle bağdaştırıyor? Hüseyin ile Yezid ne zaman birbirlerine itikadi olarak bir konuda reddiye sunmuşlar? Şia Hüseyin’i seviyor ve sahipleniyor da biz Ehli Sünnet Hüseyin’i sevmiyor ve sahiplenmiyor muyuz? Sünni coğrafyada Yezid isminin bulunmayıp aksine Hüseyin ve Hasan’ın milyonlarca olması bile bu saçma tezlerini çürütmeye yeter.

Şia’nın o zamanki siyasi bir savaşı günümüzde itikadi bir ihtilafa taşımaya çalışması, tarihin Şii ideolojisine göre yazılması ve Şia’nın meşrulaştırılmaya çalışılmasından başka bir şey değildir.

Neden Hz. Hüseyin’den daha önde gelen Hz. Ali için de anma törenleri, bıçaklama törenleri, ağlama nöbetleri yapmıyorlar sorusuna gelince… Bu kadar masraf ve bu kadar acı çekmeye bunun için ne gerek var ki! Siyasi bir kâr yok bu işte! Ali’yi (r.a.) şehadetini anmak, onu katleden Haricilere nefreti doğurur. Günümüzde Haricileri sahiplenen olmadığına göre bu anma sadece anma olarak kalır. Hüseyin’i (r.a.) katleden Yezid ve Emeviler ise, inşa edilen tarih algısında Sünniliği temsil ettiklerinden dolayı onlar için bir işe yaramaktadır.

Şia itikadi açıdan saçma sapan bir mezheptir ve içlerinde aklı başında olanlar Sünni itikad kitaplarıyla karşılaştıklarında Sünniliğe geçecektir. Şia Kerbela anmalarını toplumsal yaparak aslında kendi içinde Sünniliğe kayacak olanlara mahalle baskını yapmaktadır. “Siz Hüseyin’in mezhebini bırakıp Yezid’in mezhebine geçtiniz öyle mi? Siz ailenizin, cemaatinizin, devletinizin hatta Hüseyin’in mezhebini bıraktınız öyle mi?” diye üstü kapalı baskı olduğu ortadadır.

Şia’nın önde gelenleri geleneksel Kerbela anması projesi ile, yüzyıllarca savaştıkları Sünnilere karşı kendi kitlesini düşman ederek, Sünnileşmenin önüne bir set koyuyor. Dahası, Şii dini liderleri kitleyi mezhepsel açıdan kontrol altında tutarak kendi saltanatlarını sürdürüyor, bir nevi Hristiyanlıktaki Ruhbanlar sınıfı gibi.

Kerbela sadece bir anma değildir, Şia’nın Sünni nefretinin patlama ayinidir. Şia Kerbela ile özdeşleşen Sünni nefretini hatırlamak için Muharrem ayında anma ile yetinmemiş, Kerbela taşı ile bu kini her güne taşımıştır!

Şiiler, namazda secdeyi mühür denen basılmış bir toprak parçası üzerinde ifa eder. Bu toprak çoğu zaman Kerbela kentinden getirilir. Hatta bu mührün adı günümüzde Kerbela taşı olarak kaldı. Adamlar Kerbela’yı bırakın yılda bir anmayı, namaz kılarken secdeye koydukları taşı Kerbela kumundan yaparak her namazda mezhepçiliği “damardan” hissediyorlar!

Gerçekçi olalım. Yezid’in askerleri Hüseyin’i (r.a.) şehid ettiğinde ne Sünnilik vardı ne Şii’lik. İki mezhep de çok daha sonra kurumsallaştı. (Bununla birlikte Sünniliğin Hz. Hüseyin’den farklı bir şey demediği de ortadadır.) Zaten Şia’nın şuan amentü (imanın altı şartından biri) saydığı imamet inancı bile çok daha sonra uydurulmuştur. Ne Yezid Sünni idi, ne Hüseyin Şia idi. O zamanlar bu mezhepler ismen ve usulen şekillenmemişti. Biz Sünnilere soracak olursanız Yezid’e göre Hz. Hüseyin çok da Sünni idi!

Günümüzden geçmişin tarihi yazanlar, Şia’nın projesine hizmet edercesine Yezidi ve Emevileri Sünni olarak tanımladılar. Şia zaten kendini meşrulaştırmak için bu tarih inşasını yaptı. Güya Emeviler Sünni çizgiyi temsil ediyordu, Hüseyin’de (r.a.) Şii çizgiyi temsil ediyordu. Bu nedenle Hüseyin’in kıyamı, Şia’ya göre Sünniliğe karşı bir kıyamdır ve Hz. Hüseyin’in katilleri de Sünni’lerdir! Bu nedenle Kerbela anmaları yaparak Sünni düşmanlığını kendi nesillerinde diri tutmayı başardılar. Bizde de aynı şekilde Şii düşmanlığı oluşmasın diye yerli takiyyeci Şiiler eliyle “kardeşlik” edebiyatı yaptılar. Bu nedenle İran “İslam” Cumhuriyeti Suriye’de Sünni halka katliam yapan Esad gibi bir firavuna yardım edince, içimizdeki İran hayranı zavallı hoca ve yazar takımı İran’ın gerçek yüzünü görünce beyin/fikir felci geçirdiler.

Bizler Hz. Hüseyin’in katledilmesine üzülüyoruz, daha birçok zulme imza atan (Kâbe’nin yıkılması ve Harre olaylarında sahabenin kızlarına tecavüz gibi) Yezid’den de ordusundan da beriyiz. Hüseyin ile Yezid ikilemi Şii – Sünni olayı olarak bakılamaz. Ancak zalim ve mazlum olayı olarak bakılabilir. Pencereye buradan bakarsak açıkça görülür ki bugünün en büyük Yezid’lerinden biri Esad’tır ve oluk oluk mazlum kanı dökmektedir. Ki Yezid, Nusayriler gibi itikadi olarak sapık değildi, en azından bir insana (Ali’ye) ilahlık vasfı vermiyordu!

Peki, bugün “Zalime karşı Hüseyni kıyam” edebiyatı yapan İran ve İrancılar kimin safında? Suriye ve Irak’ta mazlum ve muhalif Ehli Sünnet halkı katletmek için İran ve Hizbullah binlerce asker göndermedi mi? Lafta o kadar düşman olduğu Haçlılar ile omuz omuza olmadı mı? Suriye’de Şii diktatörlüğü Rusya, Irak’taki Şii diktatörlüğü Amerika ayakta tutmuyor mu? Milyonlarca mazlumun kanına girmiş bu emperyalistlerle ittifak kuran sizler daha hangi yüzle pişkin pişkin Kerbela anması yapıp zalimlere lanet okuyorsunuz?

Ortodoks papazların kutsadığı Rus ordusunu Suriye ve Irak’ta Sünni halka katliam yapması için çağıran İran’ın saha generali Kasım Süleymani’nin bizzat kendisi değil mi? Sizler Şii atalarınız gibi hainsiniz. Atalarınız da Sünni katliamı yapması için Moğol ordularını Ortadoğu’ya davet etmişti ve milyonlarca Müslüman o zaman da kılıçtan geçirilmişti.

Hüseyni sevda diye edebiyat yapanlara soralım. Resulullah’ın (sav) torunu Hüseyin (r.a.) bugün gelse sizin gibi Rusya ve Amerika ile beraber omuz omuza verip ilahlık taslayan Esad’ı destekler mi? Yoksa o Esad’ın katlettiği yüzbinlerce masumun hesabını sorar mı? Cevap verin, Hüseyin (r.a.) mazlumların koruyucusuydu, İslam’ın kılıcıydı. Sizler gibi Amerika ve Rusya orduları ile beraber hareket asla etmezdi. İran’a satılmış Nurettin Şirin gibi kalemşörler “Ama muhalifler de ABD destekli” diyerek iftira atmaya devam edecektir. O Amerika Muhaliflerle beraber ise neden defalarca Nusra ve Ahrar üslerini vurdu? Neden bir kere bile Hizbullah ve İran askerlerini yanlışlıkla bile olsa vurmadı? Siz satılmışlar hem Amerika’nın hem de Rusya’nın uşaklarısınız, daha ötesi değil.

Şia Hüseyin’in ardından timsah gözyaşları dökerek Kerbela şovu yapmaya devam etsin, Ehli Sünnetin evlatları Hüseyin’in dinini ve davasını bizzat yaşamaktadır.

Bugün Hüseyin (r.a.) gibi zulme karşı kıyam edenler dünyanın dört bir yanındaki tağutlara karşı cihad eden küresel cihadın evlatlarıdır. Hüseyni bir duruşla başta Haçlı ve Şii zalimler olmak üzere, dünyadaki tüm müstekbirlerin kökünü kazımaya and içmişlerdir.

Onlar, Hüseyin (r.a.) gibi kim var sağımda solumda demediler. Onlar Hüseyin (r.a.) gibi düşmanın çokluğu ve gücünü hesaba katmadılar.

Onlar Hüseyin (r.a.) gibi, rahat bir yaşamdan yüz çevirip, çadırlarını ateşe tutuşturup kılıç kuşandılar!

Onlar Hüseyin (r.a.) gibi, zalimlere diz çöküp dünyanın tadını çıkarmaktansa, zalimleri yakacak ateş olmak için kıyama kalktılar!

“Bugün söz, mazlumların hakkını almak için kılıçların sözüdür!” demişti Usame bin Laden. Tüm hayatını mazlumlar için mücadeleye adadı ve şehadeti de asrın en büyük zalimlerinin eliyle oldu. Ancak bu yolda ilerleyen ve can verenler Hüseyin’in mirasını sahiplenebilir. İran ve İrancılar zalimlerle omuz omuza olup Kisra’nın izinden gitmeye devam etsinler, Hüseyin’in (r.a.) izinden gitmeye kararlı olan mazlumların koruyucusu mücahidler, saltanatınızı yıkmak için tüm dünyada Hüseynî direnişi başlattılar ve durmaya da niyetleri yok! Şii orduları önce Şam topraklarında, sonra Irak ve İran’da Allah’ın izniyle öyle bir yenilgi alacak ki, bakalım o gün yasınızı tutacak adam bulunacak mı!

Küresel Analiz

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak