Kategoriler
Ana SayfaGenelTürkiye’deki Feminist Akıma Müslümanca bir bakış

Türkiye’deki Feminist Akıma Müslümanca bir bakış

Türkiye’deki Feminist Akıma Müslümanca bir bakış

Feminizim ideolojik olarak özgül, politik olarak özel bir harekettir. Feminist teori ve pratik çalışmalarda bulunmuş Catharine MacKonnan, ‘Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru’ kitabında şöyle diyor: “Feminizm bir iktidar kuramdır. Kadınlar zaman içinde ekonomik bakımdan sömürülmüş, evde köleliğe mahkum edilmiş, anneliğe zorlanmış, cinsel olarak nesneleştirilmiş, fiziksel açıdan taciz edilmiş, aşağılayıcı eğlencelerde kullanılmış, susturulmuş, kendi kültüründen yoksun bırakılmış, oy hakkı verilmemiş, toplum hayatından uzaklaştırılmış, kendileriyle aynı durumdaki erkeklerin tersine kadınlar sistematik olarak fiziksel güvensizlik içinde bırakılmış, cinsel aşağılanma ve şiddetin hedefi olmuş, aşağılanmış ve kişilikleri çiğnenmiş, saygı, güvenirlik ve çareden mahrum bırakılmış, sorunlarını dile getirmeleri, çıkarlarını temsil etmeleri engellenmiştir. Genelde erkeklere, erkek oldukları için bunların hiçbiri yapılmamıştır.”

Kendi dönemindeki problemleri özetleyen bu tanım Avrupa’daki kadınların neredeyse tamamını yansıtıyor. Kadınların bilinçli bir şekilde bu belirtilen problemlere başkaldırması 17. Ve 18. yüzyıllarda ortaya çıkar. Yine kendilerince erkekler üretime katkı sağlarken kadınlar bunun dışına itilmiş kendi ekonomik özgürlüklerini talep etmeye başlamıştır. Birtakım mücadelelerden sonra talepleri cevap bulmuştur. Kadınların erkekler ile beraber aynı emek gücüyle, aynı iş saatlerinde aynı güçle yapılması gereken işleri yapmaya başlamışlardır. Bu, kadınların fiziksel olarak kaldıramadıkları bir hal almıştır; ki aldıkları ücret ise ya erkeklerin yarısı ya da daha azıdır.

Bundan önce kilisenin sömürdüğü, insan yerine koymadığı kadın şimdi kaptalizmin vahşi ellerine düşmüştür. Kadınların çalışma talepleri ama yalnızca çalışma talepleri karşılık bulmuştur. Fakat MacKinonn’un talep ettiği hiçbir hak cevap bulamamıştır. Dün evde sömürülen kadın bugün makina başında sömürülüyor. Bundan sonraki hak talepleri emek sömürüsü üzerine bina edilmeye başlanmıştır. ABD’de kadınların eşit haklar mücadelesi kölelik karşıtı hareketine kadar gider. Çünkü kadınlar ve köleler arasında hiçbir fark yoktur. 1848’de yayınlanan “duyarlılık bildirisi” kadınlar ile erkeklerin eşit yaratıldığı gerçeğini vurgular. Bu bildiride oy verme, eğitim ve çalışma hakları isteniyor. Kadın ve erkek ücretleri arasındaki uçurumun düzeltilmesi talep ediliyor.

İngiltere’de aynı sebepler 17. ve 18. yüzyıllarda “mutlak hükümdarlık devlette ve toplumda zararlıysa nasıl olur da aile içinde gerekli olur?” sloganıyla ayaklandılar. Bu talepler evli kadinların mülkiyet ve velayet hakkı etrafında dönerek devam etti. Fransa’da kadınların eşit yurttaş olmalari ise İnsan Haklari Evrensel Bildirisi’nden tam 155 sene sonra 1944’te gerçekleşti. Fransa’da kadın hareketlerinin sosyalistlerin gündemine girmesiyle daha da farklılaşmıştı. Bu Fransa’daki işçi hareketi üzerinde etkili olan sosyalist düşünce lideri Proudhon’un görüşleri burjuvaziden farklı değildi. Kocanın otoritesini sarsacağı gerekçesiyle kadınların siyasal hak elde etmelerine karşı çıkıyordu.

Fransa’daki mücadele İngiltere’ninkinden daha farklı bir hal almış, kadınlar hapishanelere atılmış, açlık grevlerine girmiş, zorla yemek yedirilmeleri için yasalar dahi çıkartılmıştır. O sıralarda Almanya’da ve Rusya’da da çeşitli kadın hareketleri boy göstermiştir. Ve genelde temel talepler aynıdır. Avrupa’da, ABD’de, Rusya’da kadın hareketleri adaletsizlik ve sömürüye karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Osmanli kadınlarının böyle haklar talep ederek bir feminist hareketin ortaya çıktığını veya bu düşüncenin MacKonnun’un tanımındaki herhangi bir talepte bulunduklarını söylemek abesle iştigal olur. Avrupa’daki kadınların mahrum olduğu bütün haklar zaten Osmanlı kadınlarının en temel haklarıydı. Türkiye’de bu hareketler tepeden inmedir.

Tıpkı inkılapların, laikliğin tepeden inme olduğu gibi ki bunları halk talep etmemiştir. Haklarını mahkemelerden bir birey olarak talep edebilirlerdi, miras hakları vardı. Kendilerine ait özel mülkiyetleri ve bunları istedikleri gibi tasarruf etme hakları vesaire…

Gel gelelim günümüz feminist ve kadın hakları savunucularına… Bu hareket Türkiye’de trajikomik bir hal almıştır. Türkiye deki feministler ne istediklerini veya ne isteyeceklerini bilmeyen bir psikoloji ile herkese saldırıyorlar. Çünkü talep ettikleri her şey mevcut sistem tarafından verilmiştir, veriliyor ve değerlendiriliyor . Belki de feminizmin fikir olarak değil de bir hareket olarak bitmesinden endişe ediliyor ve zoraki bir direniş(!) olarak gösteriliyor. Artık özgün değildir. Kapitalizmin faydasına isteklerde bulunmaya başlamışlardır. Daha fazla istihdam, daha fazla ekonomik özgürlük, tüketim, marka, bireysellik, bencillik, cinsiyetsizlik.. Bunların hepsinin neye hizmet ettiğini düşünmek gerekir. Türkiye deki kadınların Dünya Kadınlar Gününde toplanıp özgürlüklerini(!), haklarını(!) talep etmeleri mevcut muhafazakar sağ hükümet’in de desteğiyle bir gelenek haline gelmiştir. Yani paranoyak kadınların ruh halini yansıtan toplanma ve eğlenme günü haline gelmiştir. Taşıdıkları pankartlarda hayvani taleplerini; bir Müslüman, bir insan ve bir kadın olarak ne yazmaya elim varır ne söylemeye dilim.

İnsan olarak ezilmiş kadınlardan bahsedilecek olursa savaş bölgelerindeki kadınlar haykırılabilir, iş ve emek sömürüsü ise Asya ve Afrika’daki köle muamelesi gören karın tokluğuna çalışan kadınlardan bahsedilebilir. Fikir ve düşünce yoksunluğu ve aşağılık kompleksini İslam’a saldırarak, değerlerimize saldırarak göstermeyi tercih ediyorlar. Bahsedilecek olursa Türkiye’deki kadın cinayetlerinden, tecavüzden, tacizden, dayaktan onurlu bir şekilde bahsedilmeliydi. Bunlar en güncel meseleler ve bunlardan daha farklı ve derin mevzuları ele almak, yeni fikirler üretmek yerine, kadının sadece cinsel özgürlüğü (isteklerinden) ve bedenini istediği gibi kullanma talebi Türkiye’deki feministlerin aşağılık zihniyetini ortaya koyuyor. Açılan pankartlar da bunun ispatıdır. Demokratik laik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nde yazmış oldukları pankartlardaki hangi talepleri hangi istekleri yasaklanmış ve baskı ile engellenmiştir?

Avrupa’da kadınların uğruna savaştıkları onur, birey olmak, kültür, fikir, düşünce bugün Türkiye’de kendini bu fikriyata nisbet edenlerin nefret ettiği kavramlar haline gelmiştir. Özellikle dine, dinin değerlerine bilinçli bir saldırı başlatmışlardır. Din onların üzerinde bir baskı unsuru mudur ki dine hakaret üzerinde taleplerini dile getiriyorlar? Bu ülke dini hükümlerle mi idare ediliyor ki ayetlerle, din üzerine bina edilmiş örf ile alay ediyorlar? Her fırsatta dine saldırı dini ve din adamını itibarsızlaştırma yarışına giriyorlar. Bilakis dinin kendisi bugün baskı altındadır. Ahlaktan ve insanlıktan yoksun bu yaratıkların hangi hayvani istekleri yasaklanmış? Ahlaksız diyorum bu kelime onlar için bir şey ifade etmiyor zaten. Bağırarak” biz ahlaksızız, bize bunu dayatamazsınız!” diyen bir zihniyete sahipler.

Evet dine neden saldırdıklarını belki de  burdan yola çıkarak anlayabiliriz. Çünkü İslam dininde ahlak kavramı şer’i bir gerçek, yaşam metodu olarak karşımıza çıkar. Hayat kitabımız olan Kur’an bunu bir kurallar bütünü olarak bize sunmuş, helal ve haramları belirtmiştir. Peygamberimiz de yaşantısında pratiğe dönüştürmüştür ve bunlar da kurallar bütünü olmuştur. İslam, kadının meta olarak kullanılmasına asla izin vermez, yasaklar, karşı cinsle arasında sınırlar belirler, anneliği kutsal adleder, namusu insanın vazgeçilmezi olarak görür. Erkek için de kadın için de.. Islamda kadın erkek insan olarak eşittir. Önemli olan da bu değil midir?

“Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.” (Hucurat/13)

Ve Allah hitap ederken “ey iman edenler” veya “ey insanlar” diye hitap eder .Biz müslümanız, bu bizim kimliğimizdir, birilerinin dayattığı, elimize tutuşturulmuş dışardan ithal edilmiş bir fikriyat değildir. Islamın bize emrettiği bütün emir ve yasakları kabul ediyoruz. Kendi hür irademiz, isteğimiz ile kabul ediyoruz. Ve biz diyoruz ki insanlara adalet sağlayacak, sömürüye karşı haksızlığa tecavüze, tacize, aşağılanmışlığa karşı insanı, onurunu zedeleyen ve insanları  hatta bugün çocukları dahi bir cinsel meta haline getiren sistemlerin bütününü yok edecek karşılığını verecek yegane  düşünce ve hukuk sistemi İslamdır.

Birileri bunu istese de istemese de bu bir realite olarak karşımıza çıkacaktır. Ve bizler de bunun mücadelesini vereceğiz. Allah aramızda hüküm verene kadar İslam ahlakını öğreneceğiz, öğreteceğiz yaşayacağız ve yaşatacağız. “Kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını daha da ilerletti. Bu yalancılık (ve samimiyetsizlikleri) sebebiyle bunlara gayet acı bir ceza vardır.”(Bakara, 2/10)

Selam ve Dua ile..

Afra Kaya

Genc Muvahhide

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak