Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetTürkiye Zindanlarındaki İslami Mahkûmlar Ne Kadar Gündemimizde?

Türkiye Zindanlarındaki İslami Mahkûmlar Ne Kadar Gündemimizde?

Türkiye Zindanlarındaki İslami Mahkûmlar Ne Kadar Gündemimizde?

Bizler Müslümanlarız. Allah’ı birleyen muvahhidleriyiz. Allah ve Resulünün tertemiz şeriatı dışındaki tüm sistemleri ve ideolojileri reddedip beri olanlarız. Bizler tüm İslam dışı sistemlere İbrahimi duruşu sergilemekle emrolunanlarız. O İbrahim ki bize Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın kitabında örnek gösterildi:
“İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Onlar kendi toplumlarına şöyle demişlerdi: ‘Biz sizden ve Allah’tan başka kulluk ettiklerinizden uzağız; sizin dininizi inkâr ediyoruz; bizimle sizin aranızda yalnız Allah’a inanmanıza kadar ebedi düşmanlık ve öfke başgöstermiştir’.” (Mümtehine/60: 4)
Tevhid dininin mensupları, tevhidi haykırdığı ölçüde şirk sistemlerinin zulmüyle muhatap olur. İbrahimi iman, şirk üzerine kurulu bir sisteme sessiz kalamaz. Onlara, dinlerine ve sistemlerine düşman olduğunu haykırır. Bu düşmanlık elbette karşı düşmanlığı doğurur ve tevhidin erlerine düşen bazen İbrahim gibi ateşe atılmak, bazen de Yusuf gibi zindana girmek olur.
Bir cemaatin şirk üzerine olan bir devlette hiçbir ferdi zindanda değilse, bu cemaat sisteme düşman mı dost mu olduğunu gözden geçirsin! Bir cemaatin fertleri sabah beşte polis baskınıyla uyanmamaktan eminse, bu cemaat İbrahim’in (as) haykırdığı hakkı zerre kadar söylem ve amel olarak temsil etmiyor demektir.
Din ve devlet işlerini birbirinden ayıran laik devletlerin, din ve devletin Kuran’a göre düzenlenmesi gerektiğini savunan Müslümanlara müdahale etmesi, firavunlardan kalma sünnetleridir. Bu nedenle zindanlardaki Müslümanların tarihi, tevhid ve şirk mücadelesinin tarihi kadar kadimdir.
Laik devletle ateşkes yapan, İbrahimi duruşun gereği olarak İslam dışı düzenlere ebedi bir düşmanlık göstermek yerine barışıp sistemin kendisine verdiği sus payı ile dünyanın tadını çıkaran cemaatleri boş verin. Peki ya İbrahim (as) gibi putlara ve putperestlere ebedi bir düşmanlık başlatıp öfke biriktirenler? Onların varacağı menzil ya şehadet ya hicret ya da zindandır. Bizler Milleti İbrahim mensubu olmakla emrolunduk. O halde bu yol zindanlardan geçse de bunu göğüslemek, bunu yaşamak, bunu bu davanın bir gerçeği görmek gerekir. Zindanlardaki Müslümanlara sahip çıkmak, aslında gelecekteki kendine sahip çıkmandır.
* * *
Türkiye’deki İslami camiada müşterek konularda ortak hareket edememe sorunu var. Oysaki bir konuda ortak bir mağduriyet ya da ortak bir hedef varsa, bırakın Müslümanlarla, Mekkeli müşriklerle bile ortak bir zeminde buluşabiliriz (Hılfu’l-Fudul örneği).
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen atalarımızı değil de, “Birlikten kuvvet doğar” diyen atalarımızı dinlemediğimiz sürece tek tek “yem olmaya” devam edileceğiz.
Resulullah (sav) buyurdu ki: “Düşman elinde esir olan Müslümanı esirlikten kurtarınız.” (Buhari, 1271)
Türkiye hapishaneleri İslami bir hayat yaşamak isteyen ve buna teşvik eden Müslümanlarla dolu. Allah’ı razı etmeye çalışmak “suçundan” dolayı tutuklanan bu Müslümanlara Devlet kimi zaman El Kaide, kimi zaman İBDA-C, kimi zaman da Hizbut Tahrir üyeliği suçlamasıyla hapse attı. Çoğunun alakası yoktu, alakası olanlar da sadece sempatizanlardı.
Şimdi ise yeni bir tutuklama furyası yaşanıyor: IŞİD!
Sistem bir yandan medya üzerinden sansasyonel ve abartılı IŞİD haberleri ile halkı korkutuyor, sonra da yapılacak IŞİD operasyonları için İslami kamuoyunu hazırlamış oluyor. Oysaki tutuklananların birçoğu bırakın IŞİD üyesi olmasını, IŞİD’e muhalif kişilerdir. Geçen ay Konya’da tutuklanan üniversiteli genç arkadaşımız Yunus bunun son halkasıdır. Kendisi ilimle uğraşan ve Müslümanların dertleriyle dertlenen ve IŞİD karşıtlığı ile bilinmesine rağmen, emniyetin IŞİD operasyonu ile tutuklanıp hapse atıldı. Sözde muhafazakâr medya ise, bu haksızca tutuklamadaki “haksızlığı” değil, “tutuklamayı” gördü sadece…
Sistemin IŞİD adı altındaki tutuklamalarının alakasız ve haksız olduğunun en somut örneklerinden biri de bizim dosyamızdır. Bizzat Terörle Mücadele Birimi tarafından IŞİD’in hakkımda suikast yapma planı olduğuna dair belge ortada iken, gene aynı Terörle Mücadele Birimi tarafından IŞİD üyeliği adı altında gözaltına alındım ve tutuksuz yargılanıyorum! IŞİD hakkında bana “Koruma ister misin?” diye soran amir de, IŞİD üyeliği iddiası ile eve baskına gelen amir de aynı amirdi!
http://islahhaber.net/makale/gozalti-surecimiz-ve-isid-meselesi/
Peki, neden Müslümanlar IŞİD adı altında haksızca gözaltına alınıyor? Bunun amacı Müslüman kesimi sindirmek, sisteme biat etmeyen cemaatlerin de biatını sağlamak olduğu ortada. IŞİD son dönemde moda olduğundan IŞİD adı altında yapılmasının tek sebebi reklamasyon ve kamuoyu vicdanını tatmin etmek. Bu nedenle IŞİD’e muhalif olup da sisteme de muhalefete devam eden cemaatlere IŞİD adı altında tutuklama furyası devam etmektedir.
Yapılan operasyonlarda hakikaten IŞİD’e karşı yapılanlar yok mu? Evet, var ve bizler de emniyet de halk da bunları zaten çok iyi biliyor. Diyarbakır’da çıkan cephanelik ortada. Zaten onlar hakkında komşularıyla yapılan röportajlarda komşuları bunların IŞİD olduğunu herkesin bildiğini söylediler. Şimdi bir şehirde böyle bir hücre varsa ve emniyet bunu ortaya çıkarmışsa, bunun üzerine tüm ülkede IŞİD ile alakasız cemaatlere operasyon yapıp IŞİD diye medyaya verme hakkına sahip misiniz? Bu haksızlık ve zulüm değil midir?
Bu durum şuna benzer. Bir tane DHKP-C hücresi bulundu diye ülke çapında DHKP-C ile alakasız tüm solcu öğrenci evlerini basıp medyaya “DHKP-C evleri basıldı. Evlerde çok sayıda kitap bulundu.” haberini verdiğinizi düşünelim. Böyle haksız tutuklamalara tüm sol hareketler ve insan hakları kuruluşları tepki gösterir. Çünkü DHKP-C ile alakasız sol grupların fertlerini DHKP-C adı altında tutuklayamazsınız. Böyle bir tutuklama tüm ülkede solcuların sokağa dökülmesini, sol medyanın da konuyu gündem etmesini getirir.
Aynı durum bize yapılınca peki ne oluyor? Müslüman kesim IŞİD adı altında sırayla tutuklanıyor ve kimsenin sesi çıkmıyor! 28 Şubat sürecinde bir Müslüman tutuklandığı zaman İslami kesim hep beraber gündem eder, basın açıklamaları yapar, medyasıyla o Müslümanın yalnız olmadığını ve bu tutuklamaların haksızlığını ortaya koyardı. Ama bugün baştakiler katı Kemalist kadro değil de kendilerine yakın kesim diye tutuklamalara sessiz kalanlar, çıkarları gereği susan sizlerin bu şahsiyetsizliği ikiyüzlülük değil midir? 28 Şubat sürecinde hangi Müslüman tutuklanırsa tüm camia sahip çıkıyor, onun yalnız olmadığı dosta düşmana gösteriliyordu. Şimdi ise bir Muvahhid hapse atılıyor, ailesi dışında kimsenin haberi de olmuyor, umurunda da olmuyor!
Özellikle son bir yıl içinde yüzlerce Müslüman haksız yere gözaltına alındı, evi sabah beşte basıldı. Bizim gözaltımızdan 2 hafta önce gene burada insani yardım çalışması ile uğraşan ve kendilerine bunun için bir yer tesis eden 6 Müslüman bundan 4 ay önce sabah 5’te evi basılıp gözaltına alındı. Bu 6 Müslümanın 5’i evliydi ve evde küçücük çocukları kar maskeli ellerinde silah tutan özel harekâtçılarla muhatap oldular! Bir gün gözaltında kalıp diğer gün savcılığa çıkarıldılar. Savcı dosyalarına baktı ve yaptıkları insani yardımın yasal olarak yapıldığını, herhangi bir örgüt ile bağlarının olduğuna dair delil olmadığını, boşu boşuna getirildiklerini söyleyerek serbest bıraktı! Bu 6 Müslümana dava bile açılmadı, nöbetçi mahkemeye bile çıkartılmadılar! Madem bir gün sonra serbest kalacaklardı, masum oldukları bizzat savcı tarafından söylenecekti, dava bile açılmayacaktı, bu insanları neden sabah 5’te (bir tanesinin kapısını kırarak) gözaltına aldınız? Buradaki amaç komşulara rezil etmek mi, ailesini korkutup gözdağı vermek mi, yoksa medyaya “Bir IŞİD operasyonu daha yapıldı, 6 eve baskın” diye manşetten haber sağlamak için miydi?
İslami çalışma yapıyor diye Müslümanlara bu zulmü yapanlar, bu dinin sahibi âlemlerin Rabbi olan Allah’ın Mahkemetül Kübra’sında yargılanacaklarını hatırlasınlar!
Bu ülkede Hizb-ut Tahrir, İBDA-C, el Kaide, şimdi de IŞİD iddiası ile hapse atılan yüzlerce Müslümanlardan hangisi adil yargılandı? Sohbetler “örgütsel toplantı”, Kuran ve hadis kitapları “örgütsel materyal” ilan edilmedi mi? Yapılan kermeslere örgüte para kazandırma yaftası vurulmadı mı?
10 yıl hapis yatıp beraat ettikten kısa bir süre sonra Şahmerdan Sarı Hoca’ya gene aynı örgütün liderliğinden 12,5 yıl ceza daha 2013’te verilmedi mi? Davanın savcısı bile beraatlarını istemişti! Yetmedi, 24 Kasım 2014’te Irak Erbil’de yeniden tutuklattırıldı! Avrupa’daki sol terör örgüt üyelerinden bir tanesini tutuklattırmayan devlet, büyük bir tefsir âlimini Erbil’de bile rahat bırakmadı!
Dağdan silahıyla inen PKK’lı bile “suça karışmışsa” 6 yıl hapis cezası yerken, 2013 yılında devletten resmi izinleri alınan hilafet konulu konferans düzenlemekten 19 Müslümana devletin bile “silahsız terör örgütü” kabul ettiği Hizbut Tahrir üyeliğinden 119 yıl hapis cezası verildi! (http://www.haksozhaber.net/hizb-ut-tahrir-davasinda-119-yil-ceza-cikti-35075h.htm ) Neden Ergenekon ve Balyoz’un müebbet yemiş paşaları hapisten çıkarken konferans yapan Müslümanlar hala hapiste?
Medyada, yargıda ve sivil toplum olarak meydanlarda Müslümanlar İslami davadan hapse girenlere sahip çıkmalıdır. Aksi takdirde birer birer bir bahane ile yaftalanıp hapse girmeye devam edeceğiz. Bugün Kemalistler, Ergenekon ve Balyoz tutuklularını sahip çıkmışsa, bugün Fethullah Gülen cemaati suç işlediği ayan beyan ortada olan, masum insanların evlerine bomba koyan polislerine bile adliye önünde sahip çıkmışsa, bugün PKK’lılar suçu ne olursa olsun kendi adamına mahkemede ve hapiste  her türlü desteği sağlıyorsa, soruyorum size biz İslami kesim bunlar kadar da mı olamıyoruz?!
Hapse atılan ister Hizbut Tahrir’den, ister Kaide’den, ister başka bir hareketten olsun. Sistem bu insanları “Rabbim Allah’tır ve yolum İslam’dır” dediğinden dolayı hapse atıyor. İslami kimliklerinden dolayı yargılıyor. Müslümanların arasındaki ihtilaflar iç sorunumuzdur, devletin Müslümanlara karşı bu zulmü ise dış sorundur. Ortak bir mücadele alanı, ortak konunun ön planda tutulmasıyla sağlanır. Bizleri sindirmeye ve zindanlarda çürütmeye çalışan laik devlete karşı ise hep beraber duruş sergilemediğimiz sürece, sırayla hapse girmeye devam edeceğiz.
Biz Müslümanlar mevcut süreçte iki yönlü mücadele verilmeliyiz. Birincisi haksız yere emniyetin düzmece senaryoları ile Müslümanların hapse atılmasına karşı mücadele, ikincisi de hapisteki yaşam standartlarının yükseltilmesi ile Müslümanlara sahip çıkma şeklinde bir mücadele.
Birinci mücadele için Müslümanların davalarına bakan şuurlu avukatlardan oluşan hukuk büroları kurulmalı, bir Müslüman haksız yere gözaltına alındığında bunu gündem etmeliyiz.
İkinci mücadele için ise acil olarak tutsak Müslümanlara sahip çıkmak için kurulan Garip Der gibi dernekler kurmalı, olanları da desteklemeliyiz. Şu an Garip Der yok ama Mum Der İstanbul’da bu misyonu devam ettirmeye çalışıyor. Bu kadar tutukluya yetişmeleri ise mümkün değil.
Bu dernekler ne yapacak? Garip Der bu amaçla kurulmuştu. Amacı hangi cemaatten olduğuna bakmaksızın İslam davasından esir düşenlere kitap göndermek, mektup yazmak, dışarıdaki mağdur olmuş eşine ve çocuklarına maddi yardımda bulunmaktı. Bu konu başka bir yazının konusu genişliğinde olduğundan kısaca açıkladım. İnanın bir kitap ya da bir mektup bile gönderilmeyen nice muvahhid zindanlarda şafak sayıyor. Hapishanede F tipinde 3 kişilik hücrelerde Avrupa standardının çok altında bir yaşam mücadelesi var. Ayrıca AKP’nin yeni yargı paketi ile dergi göndermek gibi birçok hak da kısıtlandı. İçerdeki Müslümanlara ve onların dışarıdaki mazlum ailelerine sahip çıkmadığımız sürece, İslam kardeşliğinden bahsetmek slogandan öteye gitmeyecektir. Bu işi içimizden bazı kardeşler öne atılarak üstlenmeli, tutuklular ve tutuklu aileleriyle dayanışma işini yürüten dernekler kurmalıdır.
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa Allah da ona yardım eder. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıplarını örter.”
[Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 59; Ebû Davud, Edeb, 38; Tirmizî, Hudûd/3]
Twitter: @MiracKaraaslan5

Mirac Karaaslan

Küresel Analiz

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak