Kategoriler
Ana SayfaKadın ve CihadSuriye Günlükleri 9 – “Hicrette son bulan hayatlar”

Suriye Günlükleri 9 – “Hicrette son bulan hayatlar”

Suriye Günlükleri 9 – “Hicrette son bulan hayatlar”

Abdullah bin Havale el-Ezdi (r.a), Rasulullah (s.a.v)’a:
-Ey Allah’ın Rasulü! Kalmam için bana bir belde/şehir söyle. Eğer senin ölmeyeceğini bilsem, hiçbir şeyi senin yakınında olmaya tercih etmezdim, dedi. Rasulullah (s.a.v) da:
-Şam’a git, buyurdu. (Abdullah der ki) Şam’ı sevmediğimi görünce Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
-Allah’ın Şam hakkında ne buyurduğunu biliyor musun? Şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor: “Ey Şam! Sen benim şehirler arasında seçkin kıldığımsın! Kullarımın hayırlılarını sana girdiririm.” Şüphesiz Allah benim için Şam ve ehline kefil olmuştur.

***

Hamd Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Mahsustur. Salat Ve Selam Kendisinden Sonra Peygamber Olmayan Muhammed’in (s.a.v) Üzerine Olsun.
Hicret; Peygamber mirası, başı meşakkat sonu Rahmet dolu çileli yol.
Cihad topraklarında şahid olduğumuz bir çok hayatlar var. Bu bölümde de şahid olduğum hayatları yazacağım inşaAllah.
Muhacir denilen insan adlı yolcularız bu hayatta. Meşakkatleri yaşamadan rızaya ulaşacağını sanan öyle çok insan var ki şu hayatta. Hani bir söz var ya, ”Korkaklar için karı gibi demeyin, öyle kadınlar var ki yüreklerini görseniz yüzünüz kızarır” diye. İşte bu davanın öyle yürekli kadınları var ki asırlar öncesinden gösterilen istikamete her türlü meşakkate rağmen icabet eden.
Öyle kolay değil elbette rızaya ulaşmak. Cenneti istiyorsak cenneti hak edecek ameller yapmamız lazım bu hayatta. Zaten bize verilen ömür bunu kazanmak için bir fırsat değil miydi? Bu fırsatı ölüm gelip çatmadan değerlendiren yürekli insanların meydanı olmuştu cihad toprakları. Kolayına kaçmak gibi görenler var elbette bu çileli yolu. Kolay mıydı? Hayır, kolay değildi kolay olsa o kadar çok olur muydu ecri? Eşim Afganistan’da Konyalı Cafer kardeşle yaşadığı bir olayı anlatmıştı. Cafer kardeş Şeval’de makarın vurulmasıyla ciddi bir yaralanma yaşamış ve her an şehid olabilecek bir durumdaydı. Acısı o kadar çoktu ki sürekli morfin verilerek acısı dindirilmeye çalışılıyordu. O haldeyken de sürekli korkuyorum korkuyorum diye sayıklıyordu. Eşim neden korkuyorsun Cafer, diye sorduğunda, kardeş şöyle demiş, “Akhi korkuyorum ya Allah benim imanımdan razı değilse…!?”
Evet bu kardeş Allah için O’nun yolunda cihad ederken yaralanıyor, ciddi acılar yaşıyor ve yine de şu korkuyu yaşıyor. ” Ya Allah razı değilse imanımdan?” Şimdi rahat bir yaşam içerisinde olduğu halde sanki cenneti hak etmiş gibi hayatını davasız, cihadsız, bedelsiz yaşamaya çalışanlar, neyin rahatlığı var üzerinizde? Peki sizler emin misiniz? Allah sizin imanınızdan razı mı?
Suriye gibi bir cihad beldesini Allah ayaklarınızın altına kadar sermişken, bu lâkayıtlık neden ve niçin?
Sizler yürüyeceğiniz bir kaç saatlik yolu, çıkmak ve atlamak zorunda olacağınız hendekleri sorun olarak görüyorken Suriye cihadına ülkeler aşıp gelenler var. Akın akın asırlar öncesinden Rasulün (sav) işaret ettiği topraklara ulaşmak adına bin türlü meşakkati göze alıp yola çıkanlar… Hayatlarını şahid tutmak istiyor onlar, Rıza-i İlahi yolunda çektikleri çileye.
Sizler Türkiye gibi sınır bir ülkeden gelmeyi göze alamazken Afganistan’dan aylarca yol kat edip Şam topraklarına gelen bir anne ve kızının hayatını nasihat bâbında sizlerle paylaşmak istiyorum…
Ummu Abdullah; Afganistan’da geçen sene 18 yaşında şehid olan Abdullah Salih (Furkan)in annesi.
Ummu Abdullah’ın kendi anlatımı ile 2009 yılında ilk olarak Afganistan’a oradan da 2013’de Suriye’ye olan hicret yolculuğunu sizlere aktarıyorum;
‘2009 Nisan ayında eşim ve 3 çocuğumla Afganistan’a hicret ettik. Yaklaşık bir sene kadar Veziristan’da kaldıktan sonra anneme kanser teşhisi konulduğunu öğrendim. Ben Veziristan’dan dönmek istemiyordum. Fakat eşim, ”Burada kalman değil, annene bakman senin üzerine farz, başka evladı yok. Gidip annene bak ve eğer iyileşir ve buraya gelmeyi kabul ederse onunla beraber tekrar gelirsiniz. Gelmek istemez ise yanında kalıp ona bakmalısın” dedi ve beni Türkiye’ye yolladı. Bir sene kadar annemle beraber kalıp ona baktım. İyileşme sürecine girdiği vakit anneme eşimin sözünü ilettim. Annem de bunu kabul etti ve bir senenin sonunda tekrardan Afganistan’a gitmek için Annemle yola çıktık.
Devam etmeden önce kısaca Annemden bahsetmek istiyorum. Annem gençliğinde Allah yok diyecek kadar küfürde ilerlemiş bir hayat yaşıyordu. Fakat bildiğimiz ateistlik gibi de değildi bu durum. Bir arayış içerisindeydi sürekli, öyle ki beni ve erkek kardeşimi de yanına alarak bulunduğumuz şehirdeki tüm kiliselerin ayinlerine katılıyorduk. Annem Kur’an dan önce İncil okumuştu. Fakat İncil’de okudukları onu tatmin etmemiş ve arayışına sürekli devam etmişti. Bir gün uyanık olduğu bir halde iken garip bir durum yaşamış. Ayak parmaklarından yukarı doğru çıkan bir soğuklukla canının çekildiğini hissetmiş, kıpırdamaya çalışsa da bunu başaramamış. Ve sonra şöyle konuşmaya başlamış kendi kendine. Eğer sen gerçeksen ve var isen beni bu halden kurtar, ben de seni bulayım. Bu şekilde yakardıktan sonra o hal üzerinden gitmiş ve annem İslam dinini araştırmaya başlamış. Ve o araştırma Rabbini bulma süreci onu önce Veziristan’a oradan da Suriye’ye hicrete götürecek bir imanı nasip etmişti. Elhamdulillah…
Zorlu ve meşakkatli bir yolculuk süreci geçirdik. Saatlerce yürümek zorunda kalmıştık. Yürümekten ayaklarımız kanıyordu, öyle ki dinlenmek için oturduğumda ayakkabılarımı çıkarıyordum ve kan kokusuna böcekler geliyor ayaklarıma saldırıyordu. Annem henüz yeni iyileşmiş olmasına rağmen benden daha dirayetliydi ben çoğu kez yorulup oturup kalsam da annem dinç bir şekilde yola devam ediyordu. Annem çok zayıf 45-50 kilo bir bayan olmasına rağmen Allah anneme rahmet etti ona bu zorlu yolda bir güç verdi. Henüz 6 aylık olan küçük kızım da annemin sırtında yola devam ediyordu. (Annem küçük kızımı hicrette yol arkadaşım) diyerek, daha bir başka seviyordu.
Veziristan’da kaldığımız süre boyunca annemin sağlığı Türkiye’deki halinden daha iyiydi. Anne ve kız olarak Veziristan’daki hayatımıza devam ederken Suriye cihadı başladı. İlk önce eşim Suriye’ye geldi. Eşimden 5 ay sonra bu sefer de ben annemi ve iki oğlumu Veziristan’da bırakarak Rasulullah’ın (sav) ‘’Kar üzerinde sürünerek de olsa gidin’’ davetine icabet etmek için yola çıktım. 2 ay süren zorlu, zahmetli bir yolculuğun akabinde Şam topraklarına ulaştım. 5 aylık hamile olarak çıktığım yolu 7 aylık hamile olarak tamamladım hamdolsun
Benden 4 ay kadar sonra da bu sefer annem, küçük oğlum ile beraber yola çıktı. Diğer oğlum Şehid Abdullah Salih, Suriye’ye gelmek istememiş ve Afgan cihadında hayatına devam etmek istemişti.
Suriye’de geçirdiğimiz ikinci Ramazan ayında annemin rahatsızlığı yeniden nüksetmiş ve onu yatağa düşürmüştü. Hastaneye götürdüğümüzde doktor, Türkiye’ye gitmesi gerektiğini ve hastalığının çok ilerlediğini ciddi bir tedavi sürecinden geçmesi gerektiğini söyledi. Fakat annem bunu kabul etmedi. Doktor Arap olduğu ve Türkçe bilmediği halde annem, sitemli bir şekilde doktora; Biz Allah için hicret ettik ve eğer ölecek isem Türkiye’de ölmek istemiyorum ben canımı bu topraklarda muhacir olarak Allah’a sunmak istiyorum dedi. Ve Türkiye’de bir tedaviyi asla kabul etmeyip, siz bana ağrılarımı dindirecek ilaç verin, bana yeter dedi. Bu hal çok uzun sürmedi ve Allah anneme de bana da rahmet etti ve çok kısa bir süre hasta yattı. Bir akşam benden, susadım diyerek su istedi kucağımda bir yudum su içirmiştim ki o çok istediği cihad topraklarında muhacir iken canını Allah’a teslim etti.’
Evet, Ummu Abdullah kardeşimden Allah Razı olsun. Allah, Onu Annesi ve Oğlu Şehid Abdullah Salih (Furkan) ile Cennette haşr etsin.
“İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Bakara / 218
Merhume Ummu Mahir teyzemizi kısaca bende anlatmak istiyorum. Kendisi ile ilk olarak Halep Şeyh-Neccar’da karşılaşmıştım ve son nefesini verdiği güne kadar da muhacir kardeşliğimiz devam etmişti. Hoşsohbet bir yapısı vardı, birçok mücahid kardeşimiz de merhume teyzemizi tanımış ve muhabbetleri olmuştur. Bize sık sık ‘’Eşlerinize zulüm etmeyin onlar Allah için canlarını ortaya koyan mucahidler, onlara muhabbetli davranın canlarını sıkmayın üzmeyin’’ diyerek nasihatler ederdi. Tel-Rıfat’ta kaldığım uzun yalnızlık süreçlerinde sık sık ziyaretime gelip bir ihtiyacım olup olmadığını sorarak yalnızlığımda yarenlik ediyordu. Allah merhume muhacir teyzemize rahmeti ile muamelede bulunsun ve onu niyeti üzere haşr etsin.
Burada eklemek istediğim birkaç ayrıntıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Şehid Abdullah Salih’in şehadetini öğrendiğimiz gün… O gün birkaç arkadaşla Ummu Abdullah’a ziyarete gitmiştik her şeyden habersiz. Kapıyı merhume teyzemiz ve Ummu Abdullah mütebessim bir şekilde açıp bizleri karşıladılar. Merhume teyzemiz bana sarılıp kulağıma ‘’Furkan’ı duydun mu haberin var mı’’ dedi. Bir an yola çıktığını ve Suriye’ye geldiğini düşünerek buraya mı geliyor yoksa dedim. Teyze hayır sabah şehadet haberi geldi dedi. Annesinin haberi yok sanmıştım çünkü Ummu Abdullah’ın yüzünde mütebessim bir ifade vardı. Teyze hayır onunda haberi var demişti ki arkadaşımla göz göze geldik. O anda ikimizin de gözleri doldu sarıldık. Ben biraz sulugöz olduğum için hemen ağlamaya başlamıştım ki o anda ortamda bulunan ve oğlu bir ay önce şehid olmuş olan ensar’dan bir abla kolumdan tutup ‘’hayır bugün ağlamak yok, sevinmek var. Allah onları rızıklandırdı’’ diyerek ağlamama müsaade etmemişti. Fakat kendimi tutamıyordum, başka bir odaya geçip oturdum ve ağlıyorken Ummu Abdullah yanıma geldi elimi tutup gözyaşlarımı silerek beni teselli ediyordu. SubhanAllah, oğlunun şehid haberini almış bir anneydi o ve beni teselli ediyordu. Yüzüne baktım sen nasıl bir kadınsın bu nasıl bir teslimiyet diyerek boynuna sarıldım. O anne ki oğlunun hasretle yolunu gözlüyor kavuşacağı günü iple çekiyordu ki şehadet haberini almıştı ve evine gelen misafirlerini mütebessim bir ifade ile karşılamış ve beni teselli bile etmişti. Biz onun bu teslim olmuş halinden razı olduk, şahid olduk. Ya Rabb! sen de ondan razı ol.
‘’Rableri onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükafatın en güzeli Allah katındadır.” Al-i İmran / 195
Adananlar Ve Adayanlar. Rabbim Adanmışlığımızı Kabul Etsin Vesselâm…

Zeynep İslam / Haleb – Kafr Hamrah

Twitter: @Ahde_Vefa__

Genç Muvahhide

Paylaş:
Yorum
  • Allah’ım ya bızler ؟evde oturan bızler !Azıgı az olan bızler! Bızden ımanımızdan razımısın YA ALLAH!
    yazınızdan cok etkilendim Allah razı olsun kardesım

    26 Ocak 2016

Yorum Bırak