Suriye Günlükleri 13 – “Üzülme, Allah Bizimle!”

1
1039

Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilendir. (Al-i İmran / 92)

Hamd Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Mahsusutur. Salat Ve Selam Kendisinden Sonra Peygamber Olmayan Muhammed’in (s.a.v) Üzerine Olsun…

Uzun bir ara vermiştim Suriye Günlüklerini yazmaya. Ve şimdi tekrar Bismillah deyip başlıyorum yaşadıklarımı kaleme almaya.

Şunu da belirtmek istiyorum ki, Günlükleri yazma amacım yaşadıklarımı unutmamak, Allah ömür verir ve uzun yıllar yaşar isek, yıllar sonrasında açıp okuduğumuz vakit, geçtiğimiz yolları, yaşadığımız olayları, şahid olduğumuz hayatları hatırlamak ve benzer olaylarla karşılaşabilecek kardeşlere tecrübeleri iletmekti. Ve bu düşünce ile yaşadıklarımız ve şahid olduklarımızı kaleme aldığımız 12 bölümü yayınlanmış olan serimiz böylelikle başlamış oldu…
Gayret bizden Takdir Allah’tan.

Bir çok kez şu cümleyi kurmuştum Günlüklerde ”Hayatımda yine bir ilki yaşıyor, ilk kez böyle bir olaya şahid oluyorum.”

Ve işte yine ilk kez yaşadığım acı bir tecrübe ile başlıyorum Günlüklerin 13. bölümüne…

13. Bölüm – 1. Kısım

”Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belirtip ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran / 142)

Her sabah olduğu gibi uğurlamıştım eşimi. O gün neler yaşayacağımızı bilmeden…
Öğleye doğru tekrar eve gelmişti. Ben o gün biraz rahatsız olduğum için yatıyordum, eşimin eve gelişi ile kalkmıştım. ”Ben hemen gideceğim birşeyler almaya geldim, sen uyu” demişti. Eşimi tekrar uğurlamadan uyumak istemediğim için yanına gittim. O gün tuhaf bir neşe vardı üzerinde. Bakışı, konuşması, hâl ve hareketleri. Nedenini anlamadığım bir şekilde neşeli…

Henüz 5-6 dakika olmuştu eve geleli. Ve tekrar gitmek için avluya çıkmıştı. Ben o esnada onun yanına çıkmak için feracemi giyiyordum. Çok geçmemişti, 1 dakika kadar olmuştu ki bir patlama sesi geldi avludan. Bir an dondum kaldım. Beynimden saniyede yüzlerce olasılık geçiyor ve dışarıdan gelecek ekstra bir sesi bekliyordum ki eşimin acı dolu feryadı ile dışarı koştum. Dayanılmaz acılar ve kanlar içinde yerde yatıyordu. O an yaşadığım acı dolu duyguyu ifade edebilecek bir kelam bulamıyorum. Yanına koştum ”Geldim buradayım” dedim ilk önce. Kaybedecek vakit yoktu. Saniyeler ile yarışmak zorunda idim. Bir taraftan tarifi imkansız bir acı yaşıyor bir taraftan da ”Allah’ım, yardımına muhtacım” diye dua ediyordum.

”Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım.” (Kasas / 24)

Ve Allah’ın rahmeti tecelli ediyor, o anda her ne yapmam gerekiyor ise Rabbim beni yönlendiriyordu.

Kolunu bağlamak zorundayız dedim ve eve koşup tülbent getirdim.

İlk önce bileğinden bağlamıştım fakat daha sonra tülbenti çözüp daha üst yerlerde açık damar yolu vardır düşüncesi ile omuzuna yakın yerden tekrar bağladım.. (ki, doğru olan bağlama şekli bu imiş)

Evde kantoron yağı vardı, bu yağın kanı durduran, acıyı azaltan ve mikrop öldüren birçok özelliği var. Eve koşup bu seferde kantoron yağını getirdim ve tüm açık yaralarına döktüm. Yüzü kandan gözükmüyordu, bir havlu ile yüzünü hafiften silip temizledim. Bu arada şoka girmesin, kendini kaybetmesin diye de sürekli konuşturmaya çalışıyordum. Yaşadığı acıya şahid oluyor, çaresizliğimi dua ile arz ediyordum Allah’a…

Aynı anda birçok şeyi düşünüp yapmaya çalışıyordum. Dediğim gibi saniyelerle yarışıyorduk.

Patlamanın sesine koşup gelen komşumdan su istedim, hâlâ kıyafetinde ince çizgi halinde yanmaya devam eden yerleri elimi su ile ıslatıp söndürdüm. Birilerine haber vermem gerekiyordu. Fakat o an elimde olan tek iletişim aracım internetti. Ve o malum tweeti attım… Bir çok Mücahid kardeşin twetter kullandığını ve bir şekilde yakın birilerinin göreceğini yada gören bir kardeşin yakındaki birine haber edebileceğini düşündüm. Bir kaç dakika sonra da eşim ”Telsizi bul oradan anons geç, mesajın görülmeyebilir” demişti.
Telsiz, eşim yere düştüğünde altında kalmış. Eşimi çok kıpırdatmadan telsizi aldım ve anons geçtim. Bir iki defa da telsizin mandalına basıp eşimi konuşturdum ki duyanlar bir cevap verebilsin diye. Teker teker anonsu duyan kardeşlerden cevaplar gelmeye başladı. ”Abi geliyoruz inşaAllah!”

Artık ambulansı beklemekten başka yapacak hiçbir şeyim kalmamıştı. Eşimin başını dizlerime koydum. Kim bilir belkide bu sondur diye düşünüyordum. “Hakkını helal et” diyor, ondan helallik alıyordum ve beraber dua ediyorduk.

Bir ara gözlerini açıp gökyüzüne bakıp derin bir nefes vermiş bir sekinet gelmişti üzerine. Artık şehadet geldi diye düşünmüş ve Rabbim seni Firdevsine alsın, Rabbim seni Firdevsine alsın demeye başlamıştım…

Elhamdulillah olaydan 20-25 dakika sonrasında ambulansla arkadaşları gelmişti..
O an Arapça konuşmam gerektiği unutup gelen kardeşe; “Acele etmeliyiz, diğerleri nerede, sedye nerede?” diyordum. Tabi kardeş hiçbir şey anlamıyordu. Ben ise lisanımızın farklılığını o an idrak edemiyordum. Olayın vahametini görmüşler ve artık acele ediyorlardı. Öyle ki sedyeye koyduklarında eşimin açık yarasının olduğu yer sedyenin dışına sarkmış ve acısı iyice artmıştı. Kardeşlerin dikkatinden kaçtığını fark edince, müdahale etmeliyim diye düşündüm ve o bölgeyi destekleyecek şekilde alttaki battaniyeyi kaldırdım ve ambulansın oraya kadar gittim.

Ve artık eşim ambulansa alınmıştı.

Nasıl ve ne şekilde haberinin geleceğini bilmiyordum. Eşimi yollayıncaya kadar ağlamamış, kendimi kaybetmemiş ve o an sadece neler yapmam gerekiyor düşüncesi ile ayakta kalmıştım. Fakat ambulans gittikten sonra dirayetimi kaybetmiştim. Allah beni affetsin…

Kardeşlerden birinin elinde eşimin tupi denilen başlığını gördüm. Kardeşten tupiyi istedim. Elime aldığımda kardeşin tupinin içine eşimin kendisinden önce (inşaAllah) cennete yolladığı parçaları toplayıp koyduğunu gördüm. İçim bir tuhaf olmuştu. istediğime öyle çok pişman olmuştum ki hemen kardeşe geri uzatıp verdim.

”Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri” (Bakara / 155)

Olayın olduğu yerde ağlamaklı bir hal ile sağa sola ne yapacağımı bilmeden bakarken Doktor Turki geldi. Teselli için bir kaç kelam edip benden etrafı temizlemek için su ve fırça istemişti. Doktor abi, dışarıda eşimden kalanları temizlerken bir kaç komşum da yanıma gelmiş, teselli konuşmaları yapıyorlardı.

İkindiye doğru herkes gitmiş tek başına kalmıştım. Kur’an okuyor, namaz kılıyor, dua ediyordum ”Rabbim eşime iki hayırdan birini nasip et” diye…

İkindin vakti kardeşlerim Alkame ve Selman, eşleri ile birlikte yanıma geldiler. Allah razı olsun, yolunu hiç bilmedikleri evimi sora sora bulmuş ve sırf yanımızda, acımıza ortak olmak için koşup gelmişlerdi. Alkame ve Selman, eşlerini bırakıp eşimin kaldırıldığı hastaneye gidip durumunu öğrenmek ve haber getirmek için gitmişlerdi. Geldiklerinde eşimin Bâb el-Hava’ya götürüldüğünü beni de onu görmem için götüreceklerini söylediler. Buruk bir sevinç vardı üzerimde. Yaşıyordu ve ben onu görecektim. Akşam Bâb el-Hava’ya ulaştık. Eşim yoğun bakım ünitesinde yatıyordu. Doktor Turki de orada bekliyordu. Beni görünce eşimin son durumu ile ilgili bilgi verdi. Ve ”Gireceğiniz yer yoğun bakım odası, etrafa çok bakmayın daha dirayetli olun” diye nasihat etmişti.

Doğru ya, kim bilir içeride ne yaralılar ne hallerde yatıyordu..

Hastane doktorundan beş dakika kadar izin aldık ve eşimin yanına girdim.

Doktor, ”Şuan uyutuyoruz ama hayati tehlikesi kalmadı, sadece şuan için sizi duyamaz” demişti. Ben yinede eşimin kulağına eğilip selam vermiştim. Kaşlarını yukarı kaldırarak tepki verince doktora baktım.

Doktor, ”SubhanAllah, SubhanAllah” diyerek bize bakıyordu. Duyduğunu yada hissettiğini anlayınca bir kaç kelam daha ettim. ”Çok üşümüşsün üstünü örtmek için geldim. Çok şükür hiçbir şeyin yok sadece çok yorulmuşsun, Doktorlar biraz yatıralım dinlensin diyorlar.” dedim ve onu emanetleri zayi etmeyen Allah’a emanet edip yanından ayrıldım.

Hâl-i hazırda ise devam eden uzun bir tedavi sürecide böylelikle başlamış oldu.

Allah, can’ım dediklerinizin canının yandığını sizlere göstermesin. Bu duayı o an ne hissettiğimi soran arkadaşlarıma söylüyordum ki tarif edemeyeceğim bir duygu olduğu anlaşılsın diye.

Önceden Türkiye’deki bir çok arkadaşım ”Eşinin şehadet haberini alırsan ne yaparsın” diye sorarlardı. Bende her seferinde aynı cevabı verirdim.

O an nasıl bir duygu içerisinde olurum, nasıl bir süreçten geçmiş olurum bilmiyorum. Bilmediğim her şeyden de Allah’ın Rahmetine sığınıyorum. Muhakkak ki öyle bir olay yaşar isem Allah kendisine sığınanı yarı yolda bırakmayacak ve Rahmetini üzerine tecelli ettirecektir diyordum.

Ve Elhamdulillah ki yaşadığım bu olayda da sığındığım Rabbim beni tek başına bırakmamıştı.

İki sene önce (şehid inşaAllah) Ebu Yusuf Turki’nin naaşının olduğu yerde bu seferde eşim ağır yaralı olarak yatmıştı. O günler gelmişti aklıma. Yusuf abinin naaşını getirip yatırmışlardı aynı yere. İki sene sonrada kardeş edindiği eşim, şehadete nişanlı yatıyordu aynı yerde. Ve bir kaç gün öncesinde de yeni şehid olan Miqdat’ın henüz bir-iki aylık evli olduğu eşini teselli ediyordum telefonda.

Ve sonra; “Cihad etmek kolay, git savaş şehid ol. Asıl cihad, nefisle edilen mücadeledir.” diyerek Mücahidlerin yaşadığı zorlu yolu basit görüp güya “nefisle cihad ediyoruz” diyerek nefislerine köle olmuş olanlar geldi aklıma. Kolay mıydı? Asla kolay değildi ve büyük bir sabrın, sebatın imtihanı idi cihad! Başı zahmet, sonu Rahmet olan kutlu bir dava idi Cihad. İman ettik diyenlerin imanlarının imtihanını verdiği bir meydandı Cihad meydanı. Rabbimiz kazananlardan olmayı nasip etsin eşime ve tüm Mücahid kardeşlerime.

Rabbimiz, Cihad topraklarında yaşadığımız zorlu süreçleri günahlarımıza kefaret kılsın. Rahmetini üzerimizden eksik etmesin. Razı olduğu yolda ayaklarımızı sabit kılsın. Razı olduğu amelleri yapmayı nasip etsin… Amin

”Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın. Bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır.” (Buhari, Cihad 10)

Vesselâm.

………………………..

13. Bölüm. 2. Kısım > Elhamdulillahi âlâ kulli hâl…

Müslümanlar olarak her yaşadığımız olaydan dersler çıkarmamız gerektiğinin bilincinde olarak hayatımıza yön vermemiz gerekiyor. Yaşadığım bu olay da diğer yaşadıklarım gibi dersler vermişti bana.

İlki Zann!

Olay olduğu vakit attığım twetin sebebini yazdım. Bunu neden yaptığımı o vakit eleştiren kardeşlerim şimdi okuduklarında anlamış olacaklar İnşaAllah. Rabbimiz bize zandan kaçınmamız gerektiğini ve bunun ne kadar büyük bir vebal olduğunu ayetleri ile açıklıyor. Öyle can yakıcı zanlar ile yorum yapanlar olmuştu ki dönüp baktığımda sadece o kardeşler için Allah sizi affetsin diyebildim.

”Zandan sakının. Zira zan sözün en yalan olanıdır…” (Buhari, Edep 58)

Kardeşimizin o an nasıl bir ortamda ve ne halde olduğunu bilmeden kendi yaşantımızdan pay biçerek yorum yapmaktan kaçınmamız bizim güzel ahlakımızın gerekliliğidir.

”Ey İman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok bağışlayandır.” Hucurat / 12

”Ey oğul! Müslümanlar hakkında kötü düşünme. Su-i zannı terk eyle. Zira su-i zan, seni hiç kimse ile dost yapmaz.” Lokman (a.s)

İkincisi ise İlkyardım bilgisinin önemi!

Yaşadığım bu tecrübe ile bazı kız kardeşlerime şu konudaki tavsiyemi de yinelemek istiyorum:

Bazı kız kardeşlerimizin cihad topraklarına gidip kendi fıtratlarına uygun olmayan muasker ve ameliyelere fiilen katılma hayalleri yerine fıtratlarına daha uygun olan ilkyardım konusunda kendilerini geliştirmeleri gerektiğini tecrübe ile tekrar öğrenmiş oldum. Hayallerimizi, izlediğimiz bir kaç cihad videosu ile şekillendirmek yerine, Allah’ın biz bayanlardan istediği farziyetleri yerine getirme konusunda gayretli olmalıyız.

Bu beldelere gidecek yada gitmeyi arzulayan kız kardeşlerimin kendilerini böylesi bir yaralanma durumunda ilk hayati müdahaleyi yapabilecek şekilde yetiştirmeleri elzem bir durumdur.

Ne zaman nasıl bir olaya şahid olacağımızı bilmiyoruz. Müslüman ferasetli olmalı ve her yaşayabileceği olaylar için hazırlıklı olmalı. Yada yaşayanlardan ders çıkarıp yaşaması çokça pahalı olan tecrübeleri ganimet bilip, kendisine bir yol çizebilmelidir.

Üçüncüsü ise ilmin önemi!

(Olay sonrası tanışıp samimiyet kurduğum komşularımın ilme olan açlıkları ile bunu birkez daha anlamış oldum.)

Gitme arzusunda yada hazırlığında olan kız kardeşlerime ilmi yönden de kendilerini yetiştirmelerini, eksik olan noktalarda, ilgili eserleri okumalarını tavsiye ediyorum. Öyle sorularla karşılaşıyor muhatap oluyorsunuz ki, bunun bilinmemesi mümkün değil diyebiliyorsunuz. Fakat oradaki bir çok insanın geçmişini ve hayat şartlarını öğrendikçe de bunun normal olduğunun farkına varıyorsunuz. İlme aç o kadar çok kişi ile karşılaşıyorsunuz ki, ilmin önemini tekrar ve tekrar yaşıyorsunuz.

Durum böyle iken fıkhi konularda kendinizi yetiştimeniz hem kendiniz için, hemde orada komşuluk yapacağınız kadınlar için büyük önem arz ediyor.

Ve birde tabiki geleceğimiz olan ümmetin çocukları. Çocuklar için küçük çaplı medreseler olsa da bazen mekanın uzaklığı çocukların eğitim almasına engel oluyor. Böylesi bir ortamda bulunduğunuz vakit, oradaki çocuklara eğitim verebilecek şekilde kendinizi eğitmiş olmanız da yine sizin için ecir heybenizi doldurmada kolaylık olacaktır. Zira çokça dua alacaksınız.

”…Ve de ki, Rabbim benim ilmimi artır!” (Taha /114)

Bunu da not olarak düşmek istiyorum; Meal bilgimizi artırmamız, Allah’ın bizden istediklerine tam olarak vakıf olabilmemiz, hakkıyla iman edebilme ve Emr-i bil Mağruf- Nehy-i anil Münker’i yerine getirebilmemiz için mühim bir durumdur. Bu noktada da kardeşlerimizi meal okumaya davet ediyoruz.

Allah, ilmimizi, imanımızı artırsın. Amin..

”…De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.” (Zumer / 9)

”Hem sizin içinizden hayra çağıran, iyiliği emredip,kötülükten nehyeden bir topluluk mutlaka bulunsun. İşte onlar felah bulacaklardır.” (Al-i İmran / 104)

Evet, lütfen ve lütfen kurduğumuz hayallerin ayakları yere bassın. Hayallerimiz fıtratımıza uygun olsun. Zandan sakınıp, Müslüman kardeşimizin halini anlamaya çalışıp, onun gıyabında selameti için dualarımız olsun…

Vesselâm…

“Asra andolsun ki, insan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr Suresi)

Zeyneb İslam @zeynebislam_

Suriye / İdlib

Genç Muvahhide

1 YORUM

  1. allah svt size rahmet etsin sıkıntılarınızı gidersin rabbim sizi eşinizle beraber firdevsine alsın. her hayra beraber koştugunuz eşinizle firdevsi alaya koşun. beyturrezzaktakilerede dua edin. selam hidayete tabi olanlara ve allah yolunda davasında sadık olanlara olsun.

CEVAP BIRAK