Kategoriler
Ana SayfaKadın ve CihadSuriye Günlükleri 12 – “Zor yola, kolay insanlarla çıkılmaz.!”

Suriye Günlükleri 12 – “Zor yola, kolay insanlarla çıkılmaz.!”

Suriye Günlükleri 12 – “Zor yola, kolay insanlarla çıkılmaz.!”

Suriye Günlükleri 12 – “Zor yola, kolay insanlarla çıkılmaz.!”

‘Türkiye’ye Gidiş ve Tekrar Şam Topraklarına Dönüş”

Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam kendisinden sonra peygamber olmayan Muhammed’in (s.a.v) üzerine olsun.
“Allah, bize yeter, O ne güzel vekildir. Ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.” duası ile yolculuğuma ilk adımı atmıştım. Zira eskisine nazaran yollar sıkıntılı ve tehlikeliydi.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Maalesef ki yolculuk esnasında yaşadığım bir çok detayı yazamıyor, kaleme alamıyorum. Sadece genel hatlarıyla Türkiye’ye gidişim ve akabinde tekrar dönüşümü kaleme almaya çalışacağım inşaAllah.
Daha önceki yolculuklarımda kısa mesafe yürüyüş ve hendeklerden geçmek gibi ufak tefek sıkıntılar yaşamışken bu gidişimde geçmek zorunda olduğum iki dağ vardı karşımda. Düz bir yolda 3-4 saat yürümek, bu iki dağı aşmaktan daha kolaydı emin olun. Çıkması ayrı inmesi ayrı bir dert iken birde yakalanma korkusunu yaşıyorsunuz aynı anda.
Yola çıkacağımız günden bir iki gün öncesinde sınırda yaşanan bir olay ile güvenlik tedbirleri ve devriyeler artmış ve vur emri verilmişti askere.
Yaşanılan olay ise şöyle; Rütbeli bir Türk askerinin sınırda yakaladığı bir kıza tecavüz etmesi sonucu kızcağızın babasının da bu olay karşısında kızına bu zulmü yapan askerden intikam alması!
Sınırda buna benzer çok zulümler olmuş ve olmaya da devam ediyor maalesef. Bu olayları anlattığımız zamanlarda karşımızdaki kişiler hep şu savunmayı yapıyorlardı. ”Bizim şerefli Türk askerimiz öyle bir adilik yapmaz. Onlar peygamber ocağının askerleri. Askerimize iftira atılıyor ve sizde buna alet oluyorsunuz” diyorlardı. Ne gariptir ki bu sözü söyleyen insancıklar 15 Temmuz ve sonrasında Şerefli dedikleri askerlerine en ağır hakaretleri edip linç girişiminde bulundu. Bize de geçmişte söyledikleri sözleri hatırlatıp gördünüz mü savunduğunuz askerinizi, demek düştü.
Zulüm başka milletten birine olunca üstünü örtme çabasında olanlar, zulüm kendilerini bulunca en ağır intikamı alma planları yapar oldu…
Tüm yaşanılan sürece rağmen;
Allah’a hamdolsun ki yaşamaktan, başıma gelmesinden korktuğum bir çok olaydan Rabbim muhafaza etti ve sağ salim evime ulaşabildim. Bu arada yalnız değildim elbette, yanımda iki mücahid kardeş ve onların eşleri de olmak üzere 5 kişiydik (birde iki küçük bebek)
”Beraber yolculuk yaptığım İki kardeş olan Ebu Safiye ve Huzeyfe’den Allah razı olsun. Rabbim tekrardan Şam topraklarına gelmeyi ve fiili cihadı onlara nasip etsin. Amin.”
Yakın zamanda yolculuk planı olan kardeşlerim için ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum. Yanınıza fazla yük almamaya gayret edin. Sadece kendi taşıyabileceğiniz kadar şahsi eşyanızı alın. Ben o kadar dikkat etmeme her koyduğum parçada çantamın ağırlığını kontrol etmeme rağmen henüz yolculuğumun birinci saatinde çantamın ağırlığı ikiye,üçe katlanmıştı ve taşımakta ciddi sıkıntı çekmiştim. Yanımda beraber yolculuk ettiğim kardeşlerinde mecburen yanlarında götürmek zorunda oldukları eşyaları bi hayli fazla idi. Kardeşler de bu noktada ciddi sıkıntı çekmişlerdi. Her şeye rağmen elhamdulillah ki yorgunluktan başka bir sıkıntı çekmedik. Rabbimize şükürler olsun.
Ve Türkiye’deyim
Türkiye’de geçirdiğim 4 ayda hâlâ Suriye’de olup bitenden bi-haber olan insanların ”orada kardeş kardeşi vuruyormuş öylemi, öyle ise sizin orada ne işiniz var. bırakın yesinler birbirlerini” gibi olayın aslından ve cihad ruhundan uzak bir çok söylemle karşılaştım. Ne yazık ki Suriye cihadının 5. senesi olmasına rağmen Türkiye’de hala olay net anlaşılamamış. Yada böyle anlaşılabilmesi için çalışan guruh işini iyi yapmış ki bu insanlar hal-i hazırda böyle konuşabiliyor. Elimden geldiği kadar muhatab olduğum sorulara cevaplar vermeye, Suriye üzerinden bölgede oynanan oyunları anlatmaya gayret ettim. Fakat biz ne anlatırsak anlatalım herkes anlamak istediği kadarını anladı.!
İç sıkıntılar ve Şam topraklarına özlemle Türkiye’de 4 ay kadar kaldım. Tekrar döneceğimi aileme söylediğimde bu sefer tepkiyle karşılandım. ”Burada herşeye sahipsin. Ye, iç, gez, ne işin var orada zaten zar zor gelebildin” gibi dünyalık bir kaç kelam etmişlerdi. Bende bu sözlere karşılık böyle yaşamak istemediğimi. Bu yaşamın fıtratıma aykırı olduğunu, böylesi amaçsız hedefsiz bir yaşamın beni içten içe bitirip, mutsuz ettiğini söyledim. Sizin hayatınız size, benim hayatım bana diyerek şu ayeti söyledim. ”Ben Rabb’ime gidiyorum, O beni doğru yola iletecek. Saffat / 99”
Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır. Al-i İmran / 157
Bir Ramazan boyunca her iftar ve sahurda ”Ya Rabbi yollarımı aç. katından bana yardım edici bir kuvvet ver ve beni tekrar Şam topraklarına ulaştır” duasını göz yaşları içerisinde Rabbime sundum. Her gün yol için haber bekliyor dualarıma dualar katıyordum. Türkiye’de kalmaktan tekrardan Şam topraklarına gelememekten korkuyor bunun için Rabbime sığınıyordum.
Elhamdulillah ki beklediğim haber gelmişti. Bir aile ile beraber yola çıkacaktım. Kim olduklarını onlarla karşılaşıncaya kadar bilmiyordum. Bilmediğim içinde hep şu duayı yapıyordum. Ya Rabbi, beraber yolculuk yapacağım kardeşleri bana, beni de onlara hayırlı kıl. Rahmetinle yolculuğumuzu kolaylaştır.
Elhamdulillah Allah dualarıma icabet etti ve birlikte yolculuk yapacağım kardeşin bir çoğunuzun da bildiği Alkame kardeş ve muhterem eşi olduğunu öğrendim.
Alkame kardeşi bilmeyenler için ondan bahsetmek istiyorum.
Geçen sene Kafr-hamra’da pazar yerinin vurulması olayında bir bacağını kaybetmiş, bu kutlu davada gazi ünvanını almış genç bir Mücahid kardeşimiz.
“Müslümanın aldığı her yara Allah yolundadır. Sonra kıyamet gününde bu yara, vurulduğu günkü kılığında olacak, kan fışkıracaktır. Renk kan rengi, koku misk kokusudur.” Müslim / 1876
Alkame, bu olaydan sonra protez tedavisi için eşi ile beraber Türkiye’ye dönmüş. Fakat uzun vadede Türkiye’de yaşamayı istemeyen bu Mücahid kardeşimiz tekrardan dönebilmek için yollar aramaya başlamış. Elhmadulillah ki Alkame kardeşinde benimde o çok istediğimiz yol haberinin gelmesi ile birlikte yolculuğumuza ilk adımımızı atmıştık.
Çok rahat bir yolculuk geçirdik herşey planladığımız gibi gelişti diyemeyeceğim. Hepimiz bir imtihandan geçmiştik bu zor yolda. Hikmeti ne idi, göremediğimiz resmin bütününde neler saklıydı bilmiyorum. Fakat imtihan zordu ve bunun bir imtihan olduğunun bilincinde olarak sonuna kadar Allah’ın izni ile sabrettik hepimizde.
Üç gün savaştan kaçmış Suriye’li bir ailenin yanında kaldık. Allah onlardan razı olsun. Öyle bir aile idi ki onlar, bizim vatanımızda bize ensarlık yapmışlardı. Rolleri değişmiştik, onlar ensar olmuştu biz muhacir. Mütebessim bir ifade ile kaldığımız son dakikaya kadar bize hürmet edip hizmet etmişlerdi. Çok düşündüm bu aileye acaba biz hakkıyla ensar olabilmiş miydik? Kaldığımız süre boyunca Ensar nasıl olunur dersini verdiler bize.
Aynı evde Doğu Türkistan’dan binbir zahmetle gelmiş iki aile daha vardı yol bekleyen. Dillerini bilmediğimiz için çok diyaloğumuz olamadı maalesef. Sadece içlerinden yaşlı olan teyzemizin Suriye’de yaşayan kızının yanına gidebilmek için yola çıktığını öğrenmiştik. Teyze bir gün telefonda konuşuyordu. Öyle çok ağlıyordu ki konuşurken. Anlayabildiğim kadarı ile yaşadıkları sıkıntılardan ve ne zaman yola çıkacaklarını bilmeyişinden dolayı bir hüzün yaşıyor ve bunu Suriye’de yaşayan kızına gözyaşları içinde anlatıyordu. Telefonu kapatıp uzanmıştı. Dediğimi anlamayacak biliyorum diyerek dua etmiştim. Ey Teyze Allah yollarını açsın, Korkularından emin kılsın, seni o çok istediğin kızının yanına Şam topraklarına sağ salim ulaştırsın dedim. Teyze bir anda yerinden doğrulup Amin Ya Rabb demişti. Lisan aynı değildi fakat dualar aynı olunca, Allah anlaşılır kılmıştı sözleri.
Biz üç günün sonunda yola çıkarken Türkistanlı olan kardeşlerimiz hâlâ oradaydı. Akibetlerini bilmiyorum maalesef. Gıyaben Rabbimizden Türkistanlı kardeşlerimizi de sağ salim Şam topraklarına ulaştırmasını niyaz etmiştik. Rabbim dualarımıza icabet buyursun…
(Burada şunu hatırlatmadan geçmek istemiyorum. İşgalci İsrail’in Batı Şeria’da inşaa ettiği duvar için ”Utanç Duvarı” diyenler, Gazze’yi görüp Suriye’ye kör olanlar! Türkiye sınırında inşaa edilen ”Utanç Duvarı”nı ne zaman göreceksiniz? Dört metreye yakın duvarlar ve onlarında üzerinde jiletli tel örgüler. Hangi düşmandan korunmak için inşaa edildi bu duvarlar? Zulümden kaçıp Türkiye’ye sığınmak isteyen kadınlar, çocuklar ve zavallı erkekler için mi? kimden neyden koruyor o duvar? Türkiye için asıl potansiyel tehlike arz eden yerlerde inşaa edilmeyen ve fakat çoğunluğu Türkmen kardeşlerimizin, Türkiye tabiri ile ılımlı muhaliflerin kontrolünde olan bölgelere ”Utanç Duvarı”nı kimler hangi emirle inşaa etti?)
İlk denememizde kaçakçıların bir nevi tuzağı ile neredeyse ateş altında kalacaktık ki son anda yanımıza gelen bir kişi bizi uyardı! Askerde vur emri var. Hemen hemen hergün birileri vuruluyor burada, siz nereye gidiyorsunuz deyip bizi durdurmuştu. Tekrar denemek istediğimizde Asker anons geçip yaklaşmayın aksi takdirde ateş açılacaktır demişti. Bir an ümitsizliğe kapılmıştım, orada o kadar çok ağlamıştım ki yanımda olan kardeşlerimin de üzülmesine sebep olmuştum. Elimde değildi tutamıyordum kendimi. İçimi korku kaplamıştı, artık Şam kapıları kapandı ve ben burada kaldım duygusu içten içe hüzne boğmuştu beni.
Ve ikinci deneme. Artık yoldayız Elhamdulillah!
Yolculuğumuz da Alkame kardeşin durumundan dolayı çok fazla yürüme planı yoktu. Fakat dediğim gibi planlarımız doğrultusunda bir yolculuğumuz olamadı. Alkame kardeşimiz herşeye rağmen yolun tüm zorluklarına göğüs germiş ve pes etmeden yola devam edebilmişti. Henüz 22 yaşında gençliğinin baharında bir Mücahiddi Alkame. Ve bir bacağı ile dağları aşmayı göze almıştı. Yeterki sonucunda Şam topraklarına kavuşabilsin.
”Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. Bununla beraber kim Allah’a ve peygamberine itâat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.” Fetih / 17
Kimse Alkame kardeş için acıyıp vah vah çekmesin. Alkame, acınacak bir halde değil, gıpta edilecek bir durumda. Öyleki bana artık Cihad farz değil deyip yerinde oturmayı değil, bu durumda olsam bile yapabileceğim mutlaka bir iş vardır diyerek dünya rahatını arkasına atıp,bu kutlu davada tekrar safını alabilmek için çıkmıştı bu yola.!
Sağlam olduğu halde yerinde oturup kalanların aksine, Alkame kardeşim ve onun durumunda olan mücahid kardeşlerimiz fiili cihadda saflarını almış ve bu dava için “daha ne yapabilirim”in kaygısını yaşamışlardı.
”Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir.” Nisa / 95
”Siz ey tüm uzuvları yerinde olduğu halde Cİhadın hiç bir safhasında yer edinmeyenler! Sahi sizin neyiniz eksik? Hayatınızda bu kutlu davaya katılmaya engel olan nedir? Neyi ve neleri terk edemiyorsunuz? Ve sen Cihada maddi yardım ediyorum diye kasıla kasıla dolaşıp adını böyle duyurmaya çalışıp ameline riya karıştıran! Ateşten koruması için, Riya bulaşmış ameline mi güveniyorsun?”
Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Bakara / 216
Ne kadar yürüdük inanın bilmiyorum. Bol engebeli, inişli çıkışlı yollardan binbir zahmetle yürüyorduk izzet ve şerefin olduğu Şam topraklarına. Bu arada Alkame kardeşin henüz bir buçuk aylık oğlu Ömer, Allah’ın Rahmetiyle yolcuğulun hiç bir evresinde kıymetli annesine hiçbir zorluk yaşatmamış ve en sıkıntılı olduğumuz zamanlarda derin bir uykuda dalarak Anne ve babasına bir sıkıntı yaşatmamıştı.
Şüphesiz ki iman edenlere, Allah yolunda hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Bakara / 218
Eksta yaşadığımız bir başka sıkıntıyı da Allah’ın yardımı ile atlattıktan sonra Türkmen dağına ulaşmıştık Elhamdulillah… Akşam karanlığında ancak ulaşabilmiştik. Türkmen dağında durmayıp yolumuza devam etmek istiyorduk. Başka bir noktada ise bizi karşılamak için bekleyenler vardı. Onların beklediği yere gitmek için tekrar yola koyulduk. Fakat henüz 10-15 dakika kadar gitmiştik ki yolda hacizde bekleyen Türkmen kardeşler uçağın az önce yakın bir yeri vurduğunu farların kesinlikle kapalı olması gerektiğini hatırlattı. Yol çok sağlıklı olmadığı için geri dönmeye ve geceyi Türkmen mücahidlerin çadırlarında geçirip sabah namazıyla yola çıkmaya karar verdik. Türkiye’de geçirdiğim 4 ayın akabinde Türkmen dağı bi hayli hareketli gelmişti bana. Tam uyumak için hazırlık yaptığımız anda başlayan yoğun bombardımanla içimizi korku kaplamıştı. Her defasında kopan ağaç dallarının ebatı büyüyor ve çadırın üzerine düşüyordu. Hicabımızı giyip öyle yatmaya karar verdik. Gece ne yaşayacağımızı bilmeden teslim olup Alemlerin Rabbine sabahı bekledik.
Elhamdulillah şimdi artık Şam topraklarındayız. Kaldığımız yerden buradaki yaşantımıza devam ediyoruz. Allah ne kadar ömür verdi bilmiyoruz. Sadece dua edebiliyor ve diyoruz ki; Rabbim razı olduğun bir halde iken ölümlerin en güzelini bize nasip et.! Rableri onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler… Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır. Al-i İmran / 195
Alkame kardeşim ve çok kıymetli eşi Eslem, yolculuğumuz boyunca çantamı sırtında taşıyan Fehmeddin kardeşim ve muhterem zevcesi, Allah hepinizden Razı olsun. Razı olduğu davada ayaklarınızı sabit kılsın. Ömrünüzü bereketli kılsın. Ve ömrünüzün sonunda o çok istediğiniz Şehadeti size nasip etsin Vesselâm.
Zeyneb İslam @Ahde_Vefa__
Suriye / İdlip

Paylaş:
Yorum
  • Tam da dünyaya böylesine kapılmışken… Rabbim yazıyı yazan ablamdan, yazıyı ulaştıran/duyuran tüm kardeşlerden razı olsun.

    10 Eylül 2016
  • SubhanAllah!

    24 Eylül 2016
  • Esselamu aleykum ve rahmetullah. Ablacim öncelikle gunluklerinin sıkı takipcisiyim. Her okuduğumda belli bi süre kendime gelemiyorum.Bu yol dikenli ge meşakkatli bir yol. Allah sizleri korusun ve sizlerden razı olsun. Gerçekten bizler burada ‘sadece yaşıyoruz’. Yaşamak denirse buna. Amaçsız bır sekilde geçen günler.. Rabbim hepimize magfiret etsin. Allahumme amin.

    24 Eylül 2016

Yorum Bırak