Kategoriler
Ana SayfaKadın ve CihadSuriye Günlükleri 10 – “Lâ rahate fid’dunya”

Suriye Günlükleri 10 – “Lâ rahate fid’dunya”

Suriye Günlükleri 10 – “Lâ rahate fid’dunya”

Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam kendisinden sonra peygamber olmayan Muhammed’in (s.a.v) üzerine olsun.
Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir giririşle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarılışla çıkar ve katından bana yardımcı bir kuvvet ver. (İsra Suresi / 80)
İsra suresi 80. ayeti dilimde vird edinmiş bir şekilde Kafr-Hamra’da son günlerimi yaşıyorum. İstikamet neresi olacak bilmiyorum ve vereceğim karardan Allah hoşnut olmazsa diye korkmadan da edemiyorum…
Rusya’nın savaşa dahil olmasından sonra bulunduğumuz bölgede ciddi bir hareketlilik olmaya başladı. Hemen hemen her gün ve bazen gün boyu süren bombardımanlar vardı. İtiraf etmeliyim ki bu sefer ciddi korkular yaşadım. Öyle ki çok yakınımızda bir çok yer vurulmuş, çok sayıda sivil halktan ölenler ve mücahitlerden de şehitlerimiz olmuştu. Yine öyle bir gün balkonda olan kedimi ne olur ne olmaz, içeri alayım düşüncesiyle balkona çıktığım anda binanın üzerine doğru gelen bir ateş topu gördüm, saniyenin kaçta kaçı bir süre inanın bilmiyorum bildiğim tek şey o anda olduğum yerde hareket edemez bir şekilde kalakaldım ve sadece tekbir getirebildim. Ve hemen arka sokağımızdaki bina hedef olmuştu ki patlamanın şiddetinden kendime geldim. Artık o anda tek yaptığım seccademe oturup ağlamaktı…!
Teoride ölümden kaçış yok diyoruz, ecel var ve her an gelip bizi bulacak diyoruz, evet. Fakat bunu bire bir yaşamak inanın çok da kolay değil. Bu yaşadıklarım ilk değildi, daha önceleri de böylesi hareketli günler çok yaşamıştım ama sanki her defasında git gide kaçınılmaz bir sona yaklaşmış olduğumu hissedip korkularım da artmaya başladı. Evet Suriye’de cihad beldesinde idim, fakat emin değilim Rabbim, burada kalışımdan yaşantımdan razı mı? Ve razı olduğu bir hal üzereyken mi gelecekti o kaçınılmaz sonum? Nasıl emin olabiliriz ki? Sırf burada olduğum için kurtulacak değilim hesaptan ve bunları düşündükçe de korkularım artıyor, dua olup dilimden dökülmeye başlıyor…! Ve tam o noktada ilahi kelamın kalbe huzur, gönle şifa veren ayetlerinden Zümer / 53 yetişiyor imdadıma. ”Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”
Ya Rabbi işte buradayım. Şam cihadının tam ortasında, küffar ordularının her gün ölüm kustukları Rasulullah (sav) ile müjde verdiğin topraklardayım. Korkularımı, hatalarımı, günahlarımı ve haddi aşmışlıklarımı rahmetini umarak gözyaşlarımla af makamına, sana sunuyorum…
Bu yaşadığımız yoğun hareketli günler içerisinde sürekli eşimle istişare ettik. Devamlı olarak haritalar üzerinden sorular soruyordum. Biz neredeyiz, hangi gruplar şuan nerede, şu tepeler nizamın eline geçerse bizim buradaki durumumuz ne olur? Eşim ise (Allah ondan razı olsun) her defasında savaşın genel gidişatını ve konum olarak yaşayabileceğimiz her türlü ihtimalleri anlatıyor ve o ihtimaller üzerinden bir plan yapmaya çalışıyorduk.
Ve son yaşadığım on gün içerisinde ise Kafr-Hamra’da bir göç trafiği başlamıştı. Şiddetli çatışma bölgelerinden özellikle Haritan tarafından yanlarına alabildikleri üç beş eşyaları ile kaçıp Kafr-Hamra’ya gelen onlarca aile olmuştu. İşin garip tarafı ise hal-i hazırda Kafr-Hamra’da yaşayanlar da olası bir muhasara tehlikesinden dolayı evlerini boşaltıp burayı terk ediyordu. Ve ben günlerce gelenleri ve gidenleri izliyordum.
Her gün evimin önünden geçen ve savaştan kaçan insanları izliyordum. Kamyonetlerin arkasında bir kaç parça eşya ve o eşyalar üzerine oturmuş bir bilinmeze doğru yol alan kadın ve çocuklar. Hatta gördüğüm ailelerden birinde kadın çocuğuna sarılmış ağlıyor ve bir şeyler söylüyordu. Ne dediğini anlamamıştım ama aklıma şu ayet geldi: ”Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” Nisa suresi / 75. Evet adam arabayı durdurmuş sığınacak bir ev arıyor kadın ise eşyalarının üzerinde oturmuş çocuğuna sarılmış ağlıyordu…
Bu insanları gördüğüm zaman gitme düşüncesinden hicap duyuyordum. Ben bir şekilde gidebilir ve yine rahat bir ortamda yaşamıma devam edebilirdim, peki ya bu insanlar ne yapacaktı, ya bu zavallı kadınlar masum çocuklar nereye kaçacak nereye sığınacaktı? Sahi kaçacak yer kalmış mıydı ki? Derken bir ayet ilişti gözüme;
”Fe firrû ilâllâh. / Öyleyse Allah’a firar edin” Zariyat – 50.
Ve karar zamanı.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu kararı almak inanın kolay olmadı. Hem nasıl olsun ki? Bir yıldan fazla bir süredir yaşadığım yerden ayrılma fikri ve gidip de dönememek, gelince de görememek düşüncesi kalbimi acıtıyor, beni hüzne boğuyordu. Hatta bu konuda eşime şöyle dedim. Ya, Şam kapıları kapanacaksa ve ben o kapının dışında kalacaksam, ya bu bir imtihansa ve ben bu gidişimle imtihanı kaybedeceksem, Allah’ın huzuruna imtihanını kaybetmiş bir kul olarak mı çıkacağım?
Bu sözlerim karşısında eşim şöyle konuştu. ”Cihad sana değil, bana farz. Şam kapılarının kapanması olayını bu şekilde anlamak buraya gelemeyen diğer Müslümanlar için haksızlık olur ki Allah böyle bir mecburiyet koymaz. Türkiye’de Şam cihadı için çalışan finansman olarak yardım eden yada toplayan, medya yoluyla cihadı duyurmaya çalışan, erzak yardımları ile gıda ihtiyacımızı gidermeye çalışan tüm Müslüman kardeşlerimizi bu kapının dışına kim koyabilir ki? Hem dünyanın dört bir yanında cihadın devam ettiği o kadar bölge var ve o insanlar buraya nasıl gelebilir? Hem sen önce tedbir almakla mükellefsin ve biz şuan bunu yapmalıyız”
Evet, eşimin bu sözlerinin akabinde sıla-i rahim düşüncesi ile Türkiye’ye dönme kararını aldım…!
”Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum.!”  Hud Suresi / 47.
Türkiye’ye dönme kararını almıştım fakat özellikle son bir yıl içerisinde sınırlarda yaşanan ciddi sıkıntıları düşünmeden de edemiyordum. Sınırda kaçırılma, öldürülme ve tecavüz gibi vakıalarını sıkça duymaya başlamıştık. Öyle bir ruh hali yaşıyordum ki, diğer iki ihtimali yaşamaktansa öldürülmeyi en iyi ihtimal olarak görüyordum. Ve dualarıma dualar katıyordum: ”Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım.!”  Kasas Suresi / 24.
”Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!” Yunus Suresi / 85
”Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır.!” Kehf Suresi / 10.
“Ey Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.!”  Mümtehine Suresi  5.
***
Not: Bir sonraki bölümde yolculuğumu ve Türkiye’de ki bir çok insanın 5.yılına rağmen hâlâ Suriye’de ki savaş ile ilgili tutum, tavır ve düşüncelerini, aynı zamanda maruz kaldığım soruları kaleme almaya çalışacağım. Gayret bizden, takdir Allah’tan. Vesselâm.!
Hasbunallahu ve ni’mel vekil ni’mel Mevla ve ni’me’n nasîr”
“Allah, bize yeter, O ne güzel vekildir. Ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.”
 

Zeyneb İslam / Haleb-Kafr Hamrah / Türkiye

Twitter: @Ahde_Vefa__

Genç Muvahhide

 

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak