Kategoriler
Ana SayfaKadın ve AileSaliha Kadınlar

Saliha Kadınlar

Saliha Kadınlar

“….İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür….”(Nisa , 34)
Erkeğin aile reisliğine ilişkin görevleri,yetkileri,sorumlulukları ve yükümlülükleri anlatıldıktan sonra ideal mü’min kadının nasıl olması gerektiği, aile içindeki imana dayalı davranış ve uygulamalarının niteliği konusuna geçiliyor.
“Buna göre iyi kadınlar, saygılı olanlar ve kocalarının yokluğunda Allah’ın korumasını emrettiği mahremiyetleri koruyanlardır.”
Demek ki ideal mü’min kadın , gerçek mü’minliğinin gereği olarak mutlaka kocasına karşı saygılı olmalıdır ve bu sıfat onun ayrılmaz niteliğini oluşturmalıdır. “Saygılı olmak” ayetin deyimiyle “kunut”; baskı altında , zorlamalı, isteksiz ve baştan savmacı bir itaat demek değildir. Bundan dolayı yüce Allah “taat edenler” dememiş , “saygılı olanlar” buyurmuştur. Çünkü ikinci deyimin anlamı psikolojiktir, insan ruhuna ılık esintiler yansıtıcı bir içerik taşır. Bir tek insan bütününün iki yarısı arasında bulunması gereken dirlik, sevgi, örtü ve korunak oluşturma havasına uygun düşen; bağrında büyüyen yavrulara havasının,nefeslerinin, esintilerinin ve meltemlerinin dalgasını vuran insan yuvasına yakışan tutum budur.
İdeal mü’min kadının, mü’minliğinin ve idealliğinin gereği olan kişinin başka bir sıfatı da kocası ile arasındaki kutsal ilişkinin dokunulmazlığını, sadece kocasının varlığında değil, yokluğunda da titizlikle korumasıdır.
Kadının, yabancılara kapalı tutulması gereken mahremiyetlerinin neler olduklarını ne kadın ne de erkek belirliyor. Bunları belirleyen yüce Allah’ın bizzat kendisidir; ayetteki “Allah’ın korumasını emrettiği” ifadesi bu gerçeği ortaya koyar. Bu konuda yüce Allah’ın sisteminden sapmış bir toplumun gelenekleri ve modaları da kadın için geçerli bir mazeret olamaz.
Kur’an-ı Kerim bu mahremiyetleri koruma zorunluluğunu emir kipi ile dile getirmiyor. Bu zorunluluğu emir kipinden daha derin anlamlı ve daha vurgulayıcı bir dille ifade ediyor; “Allah’ın korumasını emrettiği” şekilde ki muhafaza titizliği ideal kadınların karakteristik özelliklerinin ve ideal olma niteliklerinin vazgeçilmez gereğidir, diyor.
Durum böyle olunca sapık toplumun baskısı karşısında boyun eğen, bozguna uğrayan Müslüman erkek ve kadınların bütün mazeretleri suya düşer. Saliha kadının gönüllü , istekli ve arzulu itaatleri eşliğinde koruma altında tutacakları mahremiyetlerin sınırları meydana çıkar.
İdeal (Saliha) kadınların dışında kalan kadınlara gelince bunlar dikkafalı ve serkeş kadınlardır.
İslam sistemi ailede dikkafalılığın gerçekten bulunmasını, isyan bayrağının çekilmesini, reislik otoritesinin kaybolmasını ve sonuç olarak yuvanın iki kampa bölünmesini pasif bir şekilde karşılamaz. Çünkü iş bu raddeye varınca problem çözülemez. Buna göre dikkafalılığın ve isyanın tohumları henüz filiz vermeden bunlara karşı önlem almak gerekir. Yoksa bu şekilde gide gide yuva dağılır. İşte aile kurumunu sarsılmaktan, yıkılmaktan korumak için kurumun bir numaralı sorumlusu olan kocaya çoğunlukla uslandırıcı sonuç veren bazı terbiye yöntemlerini kullanma yetkisi tanınıyor. Bu yöntemleri kullanmaktan maksat karşı taraftan intikam almak, onu küçük düşürmek ya da ona acı çektirmek değildir! Amaç yola getirmektir. “Dikkafalılık edeceğinden endişe ettiğiniz kadınlara öğüt veriniz, onları yataklarında yalnız bırakınız ve dövünüz. Eğer uslanıp size itaat ederler ise kendilerine karşı bir tedbire başvurmayınız. Hiç kuşkusuz Allah yücedir, büyüktür.” Bu önlemler birer tedbirdir, amaçları nefisleri ıslah etmek ve problemleri kaynaklarında çözmektir. Yoksa kalpleri daha çok kırmak, kin ve nefretle doldurmak yahut aşağılık kompleksine ve öç alma duygularına yuva yapmak için ortaya konmamıştır. Burada söz konusu olan şey erkek-kadın savaşı değildir.
İlk önlem; öğüt vermek… Bu önlem aile reisinin ilk görevidir. Her durumda kendisinden beklenen sürekli bir eğitim faaliyetidir. Nitekim Allah şöyle buyuruyor; “Ey Mü’minler! Kendinizi ve aile fertlerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz.” (Tahrim,6)
Fakat kimi zaman öğüt vermek işe yaramayabilir. Kadın kontrolsüz bir bencilliğe ve büyüklük kompleksine kapılmış olabilir. Güzelliğine, malına ya da soyluluğuna güvenerek aile kurumunun ortak üyesi olduğunu unutabilir. İşte o zaman sıra ikinci önleme gelir. Bu önlem kadının güzellik, soyluluk gibi erkeğe karşı kullanmaya kalkıştığı ya da yönetilen konumunda olduğu bu kurumun üyesi olmayı içine sindirememesine sebep olan bütün üstünlüklerine yöneliktir. “Onları (eşlerinizi) yataklarında yalnız bırakınız.” Bu önlem önünde genellikle kadının geri çekildiği ve huyunun yumuşadığı görülür. Bu eylem çocukların önünde ya da yabancıların önünde cereyan etmemeli kadını küçük düşürmemeli ve çocukların zihnini bulandırmamalı, eşler arasında gizli kalmalıdır.
Fakat bazen bu önlem de başarılı olmayabilir. O zaman ne olacak? Aile yıkıma mı terk edilecek? Hayır. Sırada üçüncü önlem var. Belki öbür ikisine göre biraz sert  ama ailenin yıkılmasından daha kolay göze alınır ve daha az risklidir kuşkusuz. “Onları (eşlerinizi) dövünüz.”
Eğer bu önlemi yukarıdaki inceliklerin ve bu tedbirlerin ortak amacının ışığı altında ele alırsak söz konusu dövmenin öç alma, acı çektirme ve kadının onurunu kırma eylemi anlamına gelmeyeceğini; bunların yanı sıra kadının istemediği bir hayatı zorla ve baskı ile yaşatma aracı olarak kullanılamayacağı açıkça anlaşılır.
Bazı sapma türlerine ilişkin pratik deneyimler ve psikolojik araştırmalar, dövme önleminin belirli bir psikolojik anormalliği tedavi edecek, aynı zamanda bu anormalliğin sahibinin davranışlarını düzeltecek ve onu tatmin edecek en uygun çare olduğu söyleniyor.
Bu önlemleri belirleyen tüm varlıkların Yaratıcısıdır. O yarattığı insanları herkesten iyi tanır. Bu her şeyi bilen ve her şeyin iç yüzünden haberdar olan yüce Allah’ın sözünden sonra yapılacak her tartışma dayanaksız bir demagojidir; Yaratanın bu tercihine yönelik her inatlaşma ve boyun eğmeme girişimi, insanı iman alanının dışına çıkmaya sürükleyen bir adım olur. Bunun yanı sıra Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem gerek eşlerine yönelik pratik uygulamaları ile ve gerekse sözlü direktifleri ile bu konudaki yanlış anlamaları düzeltti ve orada-burada görülen aşırı uygulamaları frenledi.
Nitekim Muaviye bin Hide el-Kuşeyri’nin; “Ya Rasulullah, eşlerimizin üzerimizdeki hakları nelerdir?” diye sorması üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu; “Kendin yiyince ona da yedirmen, kendin giyince ona da giydirmendir. Ayrıca yüzüne vurmazsın, ona hakaret etmezsin ve kendisini yatakta yalnız bırakmayı evin dışına taşırmazsın.” (Ebu Davud,2142)
Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; “En hayırlınız, eşlerine karşı en iyi davrananlarınızdır. Ben içinizde eşlerine karşı en iyi davrananınızım.” (Tirmizi,3895)
Bu önlemlerin herhangi bir aşamasında amaç gerçekleşince artık ötesine geçilemeyecektir. Sağlanması istenen itaat zorlamalı itaat değil, gönüllü itaattir. Çünkü zorlamalı itaat aile için sağlıklı bir dayanak oluşturmaz.
Ayetin son cümlesi bize açıkça gösteriyor ki itaat amacı gerçekleştikten sonra bu önlemleri uygulamaya devam etmek aşırılık, keyfi uygulama ve  ölçü çiğnemektir.
“…itaat ederlerse kendilerine karşı başka bir tedbire başvurmayınız.”
Bu yasaklamanın peşine Allah ululuğunu ve yüceliğini vurguluyor. Böylece Kur’an bilinen özendirme ve caydırma üslubu uyarınca kalplere su serpiyor ve mağrur başlar eğiliyor.

“Hiç şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.”

On Müfessirin Kaleminden Hanımlara Özel Tefsir/ İmad Zeki el-Barudi

Genç Muvahhide

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak