Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetMüslümanların Dünyevîleşme Problemi

Müslümanların Dünyevîleşme Problemi

Müslümanların Dünyevîleşme Problemi

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Yaradılış gayemiz göz önüne alındığında esas sorunumuzun hayatımızın amacını yani akidemizi kaybetmek olduğunu görürüz. Yaradılış gayemize Zariyat-56’da cevap buluyoruz. Diyor ki Cenab’ı Hakk; ‘Ben, cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.’ Uluhiyet ilkesinin anlaşılması akide şiarının benimsenmesiyle mümkün. Seyyid Kutup, toplumda sosyal adaletin kapsayıcı itikadi bir anlayıştan, bütün yönetimi O’na tahsis eden; adaletin dağılımında Allah’ın takdir ettiğini hoşnutlukla, itaat ederek kabul eden bir anlayıştan doğması gerektiğini ifade eder. Bu da ancak ve ancak mekki Kuran’ın yapmaya çalıştığı şey ile yani akla ve gönüle ‘La ilahe illallah’ akidesini yerleştirmek ile mümkün olur. Peygamber Efendimiz tebliğ vazifesini ilk 13 yıl tevhid inancını topluma aşılamak yöntemi ile yapmıştır. Çünkü, zihinlerde vahdet olmadan tavırlarda vahdet sağlamak nâmümkündür. Müslüman bir toplumun oluşabilmesi için, evvela kalplerin ihlasla Allah’a bağlanması, yalnızca O’na kulluk ettiğini ilan etmesi, sadece O’nun şeriatını kabul edip, diğer her şeyi tamamiyle reddetmesi gerekir. Peygamber Efendimiz, tevhid inancını direkt olarak yerleştirmeyi değil öncelikle tevhid için gerekli olan steril ortamı hazırlama yoluna gitmiş ve cahiliyyeye savaş açmıştır. Islahatı değil inkilab metodunu seçmiştir. 1400 yıl evvel sadece Kuran ile tevhid oluşturulmaya çalışılmasına rağmen şimdi geleneksel anlayış şahsa Kuran’ın muhatapı olduğunu unutturmaktadır. Buradan hareketle, 21.yüzyıl Kuran merkezli değil, toplum idrakının kendini dünyaya teslim etmesiyle veya ettirilmesiyle oluşmaktadır
Peygamber Efendimizin müşriklerle olan mücadelesinde en çok bildiklerimiz arasında olan fakat ders alma noktasında en çok yetersiz kaldığımız bir hadiseyi anlatmak istiyorum. Peygamber Efendimizin Ebu Talib’in himayesinde olduğu dönem, müşrikler Ebu Talib’e geldiler. İktidar, şan, şöhret, para, kadın karşılığında bu işi bırakmasını söylediler.  Allah Rasulü ise, “Ey amca! Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler Allah’tan aksi yönde bir emir gelmedikçe bu davadan vazgeçmem. Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.” Burada günümüz müslüman iktidarlarının geldiği durumu düşünerek sorulması gereken sorulardan biri şudur: Peygamber Efendimiz neden iktidar teklifini kabul ederek iktidar üzerinden İslam davasını yürütmeye çalışmamıştır?
-Gayrimüslimlerin bize verdiklerini Allah’ın bahşettiklerinin yanında nimet sayıp kabul etmek, yine gayrimüslimlerin belirlediği bir düzende kukla olmak demektir ki bu da Peygamber Efendimizin ilk 13 sene boyunca ortaya koyduğu tevhide, akide kavramına aykırı bir durumdur. Başkalarının iktidarının ruhsatını alması Müslüman algının uluhiyet anlayışına darbe vurmak, ve Allah’tan başkasını otorite kabul eden yönetimi onaylamak demektir.
Eğer bir müslümanın akide ve uluhiyet meselesi  Peygamber Efendimiz’deki gibi vücut bulsa kendisine Allah’tan başka otoriter aramaz ve bugünkü Müslümanlarda olduğu gibi kendi içlerindeki dine karşı bir din oluşturma yoluna gitmezler yani pazarlık söz konusu olmaz. Toplumun belli bir kesiminin ekonomik düzeyinin artmasıyla kapitalist bir düzen oluştu ve  müslümanlar dünya hayatını daha cazip bulur oldu bu sebeple de değerlerimiz pazarlık konusu haline geldi. Aktif iyilikten benmerkezcil davranışa geçen müslümanlar temel değerlerini bu davranış içinde ellerinden alınmasına da göz yummak zorunda kaldılar. Kapitalizmin Müslümanların elleriyle büyüdüğü İslam coğrafyasında bu seçimi yapan iktidardaki müslümanlar sebebiyle toplum daha önce hiç görmedikleri bir dünya refahına kavuştu ve bu refahla imtihan olunduğunun farkına varamadan uluhiyet davasını kaybetmiş bulunduk. Halbuki böyle bir düzende(kapitalist) İslam’ın öngördüğü evrensel adalet sağlanamayacağı gibi dünyanın globalleşme serüveni nedeniyle maddeciliğin daha da artacağı/arttığı, dolayısıyla müslümanların farkında olmadan müslümanların bu sistem içinde hapsolması sonucunu doğurmuştur. Ne yazık ki ve tehlikeli olan Müslümanların iktidarında kapitalizmi yaşayan müslümanlar bu hapsoluşun farkına da varamamalarıdır. O halde çözüm, tevhid inancına dönerek ve Fatiha’yı yeniden okuyarak işe başlamak: toplumdan bekleyerek değil kendimizden feda ederek yürümek ve kardeş olmak gerekmektedir. Yani materyalist düşünce sistemini ‘Lâ’ ile reddetmeliyiz. Tek meselemiz Peygamber Efendimizin mirasına, 13 yıl boyunca Kuran’ın müminler üzerinde inşa ettiği ‘değerleri’ kendi içimize inşa etmek olmalıdır.Ondan sonra Allah’ın izniyle Rad-11( Bir kavim kendi özünü değiştirmedikçe Allah’da onların durumunu değiştirmez) tecelli edecektir.

Elif HACIMUSTAFAOĞLU / Gencdoku.com

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak