Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetMüslüman Kadının Şahsiyeti

Müslüman Kadının Şahsiyeti

Müslüman Kadının Şahsiyeti

 
Avrupa’da esmeye başlayan Sekülerizim ve Modernizm fırtınaları beraberinde kapitalizmi de getirmiştir.
19. yüzyılda kapitalistlerin arasında başlayan amansız rekabet “ucuz iş gücü” arayışlarına dönüşmüş, bu arayışların merkezinde yer alan kadın, kapitalistlerin hedefinde yer almıştır.
Henüz çalışma hayatına alışık olmayan bu hedef kitle “Özgürleşme” taahhüdü ile iş dünyasına çekilmiştir. İş gücü sömürülen kadın, sonrasında yaşamına sokulan moda magazinleri ile(layd’s book, Dial, Godeys) ürettiklerini tüketen bir tüketim sektörüne dönüştürülmüştür.
Avrupa’nın doymak bilmez para babaları böylelikle “ayakları üzerinde durması gerektiğine” dair propagandalarla kadınları evlerinden sokağa çıkarmayı başarmıştır.
Bu sürecin bir adım sonrası üretilen ve tüketilen ürünlerin pazarlanması kısmını oluşturmuş, bu kez pazarlamanın sağlanması için kadının cinsel varlığı reklam aracı olarak kullanılmıştır. Üstelik sadece kadınlarla alakalı ürünler değil, araba lastiğinden çikolata-bisküviye kadar her tür ürünün reklamında kadın objesi yer almıştır.
Emeği, sermayesi, cinsiyeti sömürülen kadın, fuhuş bataklığına çekilmiş, fuhuş bir iş kolu olarak kurumsallaşıp onu cinsel bir meta ‘ya dönüştürmüştür.
Ailede sömürüldüğü iddia edilen kadın, dışarıdaki tüm alanların sömürüsüne açık hale getirilmiştir. Kadına evinde “şirret” sokakta “şirin” olmayı öğreten ve bu yolla da onu şahsiyetsizleştiren kapitalistler, kadını dış dünya’ya açarken aileye kapatmıştır.
Farzı misal evdeki eş, baba veya kardeşe bir bardak su vermeyi “zillet” olarak gören kadın, dış dünyadaki erkeklerin tahakküm ve sömürüsünü “özgürlük” olarak nitelemeye başlamıştır.
İslam dünyası Sekülerizim ve kapitalizmin estirdiği bu kuvvetli fırtınaya karşı evinin kapı ve pencereleri ni sıkıca kapayarak tedbir almış olsa da bu uzun sürmemiş sömürgecilerin –izim-leri Müslümanların evlerindeki mahremiyete kadar sızmayı başarmıştır.
Vahiy gerçeğine göre hareket etme zorunluluğu olan İslam dünyası, kendilerine yüklenen sorumluluk ve bilincin uhrevi boyutuna yoğunlaşmalıyken, tamamen dünyevilik anlamı taşıyan, ahreti yok sayan “Seküler” anlayışın evlerine girişi ile beraber kapitalistlerin de işgaline maruz kalmışlardır. Bu işgal Müslüman kadını da diğer kadınlar gibi kapitalist ve modern köleler haline getirmiştir.
Üstelik bu köleliğin adını “kadın hakları” kapsamında icra etmiştir.
Esasen kapitalistler sömürgelerini “haklar” üzerinden yürütmekte değil midir? Halbuki, Kur’an ve sünnetin öğretilerine ters hiçbir sistem insanlığı özgürleştiremez kaldı ki kadını özgürleştirsin
Müslüman kadının hayatının merkezine dini koyması ve “din merkezli” düşünmesi lazım gelirken Avrupa’dan esen “dini yaşamın dışına çıkaran” seküler” sisteme tabi olması bir “özgürleşme” değil aksine “köleleşme” anlamına gelmektedir.
Oysa Müslüman kadın sahip oldukları ve cinsiyeti ile değil, şahsiyet ve kimliği ile kıymet bulur.
Yeryüzünü şereflendiren Peygamber’in s.a.v gelişi ile birlikte, Rabbinin kendisine giydirdiği şahsiyete kavuşmuş ve kıymetli bir libas, önemli bir kimlik olarak topyekun bir şahsiyete bürünmüştür.
Günümüzde Müslüman kadın kendisine emrolunan “hicap” ayetini bir kumaşı başa örtme şeklinde yorumladığı aşikardır.
Oysa Müslüman kadın; iman, hayâ, edep, güzel ahlak, sabır, kanaat, nezaket, ülfet, sadakat, İlim, cihat gibi pek çok özelliği kuşanmak ve hicap emrini bu unsurlara istinaden tamamlamak durumundadır.
Seküler dünyanın kadınları, bedenleri üzerinde sadece kendi tasarruflarından söz edip, bu tasarrufu sömürge şekline dönüştürmek gibi bir çelişki içerisindeyken, Müslüman kadın hiçbir şeyin kendisine ait olmadığı bilinci ile, hayatın ve ölümün Yaratıcının elinde, sahip olunanların ise O’nun tasarrufunda olduğu gerçeği ile hareket ederler-etmeliler.
Ey peygamber, eşlerine söyle: “Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim. Eğer siz Allah’ı, Resulü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.” (33/Ahzâb, 28-29)
Üzülerek ifade edelim ki, çağdaş materyalist görüş öncülüğünde, Kapitalist düzenin çarkında “özgürleştiğini” sanan kadın, şahsiyeti ile beraber ahretini de kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Yalnızca iş hayatında ve cinsel meta olarak sömürü aracı değildir kadın, ev hanımı olarak, yaşlılarını darülacezelere, çocuklarını kreşe, kendilerini de alışveriş merkezlerine atmak sureti ile bu düzeninin birer parçası olmaktadır.
Söz gelimi bir yandan alışveriş merkezlerinde harcadığı zamanın binde birini mabedinde geçirmekten uzak olan Müslüman kadın, öte yandan cinnet halinde bir tüketim bağımlısı olmuştur ne yazık ki.
Tedavi edilmesi gerekn bir hastalığa dönen “tüketim çılgınlığı” yanında kadını şahsiyetsizleştiren diğer bir husu ise aile içerisinde “ata erkil” yapılanmadan şikâyet eden kadının, bu gün “ana erkil” bakış açısı ile egemenlik yarışına girmiş olması, Müslüman ailesinde önemli bir yere sahip olan “erkek” rolünü sıfırlamasıdır.
Netice olarak mesele samimi olma meselesidir. Bir Müslüman kendisi için en doğru belirleyicinin Allah c.c. olduğunu kabul eder, etmelidir. Ölçü bellidir; kitaba uymak, kitabına uydurmak değil.
Dolayısı ile daha rahat bir yaşam sürme adına kendisini sömürüye açık tutan kadın en az küresel sömürgeciler kadar suçludur.
Kadınların haklarının, hukuklarının, özgürlük vesairelerinin konuşulduğu şu sıralar Müslüman kadının Kulluk ve şahsiyetinden de çokça söz etmek gerekmektedir. Zira şahsiyet ve kimliğini kaybetmiş, kulluk bilincinden uzaklaşmış bir kadın aile ve toplum üzerinde erkekten çok daha fazla zarar verici bir güce sahiptir.
Sözün kısası
Müslüman Hanımefendilerin başörtüsü alırken gösterdikleri titizliğin(renk, uyum, ahenk, takva vs) çok daha fazlasını kimlik ve şahsiyet örtüsünü giyinirken de göstermeleri gerektiğine dair kanaatimi yinelemek isterim..
Modernizimin kapitalist algısını “zamanın ve çağın” gerekliliği olarak telakki etmek katiyen talihsizlik olacaktır.
Hiç şüphesiz Müslüman; ebedi ve ezeli adımız, Kuran ve Sünnet ise istikametimizdir.
 

Ayşe Müzeyyen Taşçı

Timeturk

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak