Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetMüslüman kadın için; Davet ve Davetçi (2)

Müslüman kadın için; Davet ve Davetçi (2)

Müslüman kadın için; Davet ve Davetçi (2)

Davetçi Olmak

Davetçi olmak; akademik kelimelerle insanlara ayet ve hadis anlatmak demek değildir. Davetçi olmak; panel, seminer, brifing düzenlemek, pazarlamacı, satıcı edasıyla konuşmak demek değildir. Davetçi olmak; eleştirisel bir dil ile konuşmak demek değildir.
Davetçi olmak; aynı anneden doğmadığın, biyolojik bağın olmayan sokağındaki Fatıma Hanımı yüreğinin ortasına koyman, onu dert edinmen ve ona davet ederken sabretmen, katlanman demektir. Davetçi olmak; sen doğurmadığın halde, bir kız çocuğuna gerektiğinde anne, gerektiğinde abla olacak sabır ve sevgiyle kuşanmaktır. Davetçi olmak; sofraya yalnız oturmamak demektir. Davetçi olmak; geceleri uykusuz kalmak, kardeşlerinin derdiyle dertlenip uykunun kaçması demektir.
Davetçi olmak; Allah için affetmektir, Allah için sevmektir, incitici sözlere Allah için dayanmaktır, bazen terk edilmek bazen tonlarca yükün altında kalmak ama yine de ye’se (ümitsizlik) düşmeden kalkıp yürümektir.

İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur; “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu perişan halde bırakmaz. Muhammed’in nefsi elinde olana yemin olsun ki iki kişi (Müslüman) birbirini sever de sonra ayrılırsa bu ayrılık onlardan birinin yaptığı günah vesilesiyle olmuştur” (Ahmed, Müsned)
Davetçi olmak; kuşatmaktır, yaşadığımı ortamdan haberdar olmaktır, sokağındaki yetimi bilmek, hastayı ziyaret etmek, yaşlı ve düşküne yardım etmek, iyilikte öncülük, insanları iyilikte yarışa davet etmektir.
Davetçi hanımın evi; bazen mescid bazen medrese bazen misafirhanedir. Kardeşlerim, unutmamalıyız ki davet kesintisiz bir süreçtir. Nefis biz yaşadığımız sürece var olacağı için, imanın kemale ermesi, belirli bir olgunluğa ulaşması, davet sürecinin tamamlandığına işaret değildir. Önce kendi nefislerimizi hayra, Allah’ın ölçüsüne, hudutlarına çağırmaktan asla vazgeçmemeliyiz. Kendi nefsine suskun kalan, başkasının nefsine de seslenmesin, onu hayra çağırmasın.
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” (Saff, 2)
Mü’min kardeşini her zaman hayra muhtaç olarak gör. Eğer öyle görürsen o bir hata yaptığında, günah işlediğinde onu karalamaz, bu hatasından dolayı onu silip atmazsın. Onun mü’min olması nefis taşımadığı anlamına gelmez. Bilmek, kendimizi korumak için yeterli bir unsur değildir. İnsan bazen bildiğini unutur veya unutmak ister, nefsi kendisine unutturur. Dolayısıyla mü’minler birbirine hatırlatıcıdır.
“Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatmak mü’minlere fayda verir.” (Zariyat, 55)
Davet sadece dini değerleri olmayana anlatmak demek değildir veya dinin dışındakileri İslam’a davet etmek değildir. Davet; mü’min kardeşini dinin ölçülerinde tutmak, uyarmak, uyarmaya devam etmektir. Zaten o biliyor, bile bile günah işliyor, hata ediyor deyip kardeşimize sırt çevirmemiz, gerçekten daveti anlamadığımızı gösterir.
Davet bir eğitim sürecidir. Elimizdeki ilk öğrenci, kendi nefsimizdir. Kendi nefsimizi iyi tanırsak, onun bazen çok başarılı bazen gevşek bir öğrenci olduğunu, sağlam bir disipline muhtaç olduğunu görürüz. Ve artık biliriz ki; kardeşlerimiz de bizim gibi nefis taşıyor ve tıpkı bizim nefislerimiz gibi onun da aynı disiplin ve eğitime ihtiyacı var.
Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.
Kaynak; Müslüman Kadının Ahlakı / Davet ve Davetçi (2)

Genç Muvahhide

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak