Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetMüslüman Gencin Sorumlulukları 1

Müslüman Gencin Sorumlulukları 1

Müslüman Gencin Sorumlulukları 1

Müslüman Gencin Allah’a Karşı Sorumlulukları
Yüce Allah bir kudsi hadiste şöyle buyuruyor: ”Kim benim bir dostuma düşmanlık ederse, bende ona savaş açarım. Kulum en çok kendisine farz kıldığım ibadetlerle bana yaklaşabilir. Kulum nafile ibadetlere devam ederek bana öyle yaklaşır  ki, ben onu severim. Ben onu sevdiğimde, onun işiten kulağı, gören gözü, tutan el, ve yürüyen ayağı olurum. Benden istediğinde ona verir ve bana sığındığında onu korurum.
(Buhari, Rikak 38)
Her Müslümandan asgari düzeyde istenen şey, farzları eda etmesi ve yasaklardan kaçınmasıdır. Fakat Allah’a yaklaşmak isteyen bir kimse, farzları hakkıyla eda ettikten sonra nafile ibadetlere de devam etmelidir. Kişi, nafile ibadetleri eda etme yolunda nefsiyle mücadele etmeli.
Ey kardeşim! Bize düşen, kapıyı çalmaya devam etmektir. İbn Mesud’un dediği gibi, ”Kapıyı çalmada ısrarcı olana, kapının açılması ümit edilir. 
Ebû’d-Derdâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hz. Dâvud (aleyhisselâm)’un duaları arasında şu da vardır: “Allahım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli taleb ediyorum. Allah’ım! Senin sevgini nefsimden, âilemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl.” Ebû’d-Derdâ der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Dâvud’u zikredince, onu “insanların en âbidi (yani çok ve en ihlaslı ibadet yapanı)” olarak tavsif ederdi.”
[Tirmizî, Da’avât 74, (3485).]
Allah Sevgisi Nasıl Elde Edilir?
Yüce Allah’ı sürekli anmak, O’na kulluktan zevk almak ve O’na yakarmakta ısrar etmek, Allah’ın sevgisini kazandıracak şeylerin bazılarıdır. Hiçbir şey ibadette ihlaslı olmak -özellikle de gece ibadeti- kadar kalbi yüceltmez. O zaman yapmamız gereken, fecirden önce iki rekat ile de olsa gece kıyamına devam etmek, Rabbimize yakarmak, zayıflığımızı, eksikliğimizi ve ihtiyacımızı O’na arz etmek ve O’ndan yardım dilemektir.
Unutmamamız gereken bir husus da Kur’an okumaya devam etmek ve onu, ayda en az bir defa hatmetmektir. Özellikle de fecir vaktinde ayetlerinin tefekkür etmemiz gerekir: ”Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecrin Kur’ân’ını (fecr vakti okunan Kur’ân’ı) ikame et (yerine getir)! Çünkü fecrin Kur’ân’ı şahitlidir.”
(İsra suresi 78)
Bolca dua etmeli, gözyaşı dökmeli ve kendimizi namaza vermeliyiz. Hasta ziyaretlerine devam ederek, ölümü çokça tefekkür etmeli ve ona hazırlık yapmalıyız.
Sahabilerin, selef-i salihinin ve onlardan sonraki salih insanların hayatlarını iyi okumalıyız ki, onların yolundan gidebilelim. Bunlarla beraber, Allah’ın bütün işlerimizi, sözlerimizi ve davranışlarımızı gördüğünün bilincinde olmalı ve kalbimiz hazır olmasa bile dilimizle sürekli Allah’ı zikretmeliyiz. İbn Ata şöyle diyor: ”Kendini hazır hissetmediğin için Allah’ı zikretmeyi terk etmeyi terk etme! Çünkü O’nun zikrinden gafil olman, O’nu zikrederken gafil olmadan daha kötüdür. Umulur ki, Yüce Allah, seni, gafletle yaptığın bir zikirden, farkında olarak yapacağın bir zikre yükseltir. Bu, Yüce Allah için zor değildir.
Oruç tutmayı unutmamalıyız. Zira açlık, bedeni arındırır, kalbi inceltir, gözleri yaşartır, azaları Allah’a itaat etmeye sevk edip insanı dünyada onurlu bir şekilde yaşatır.
Müslüman Gencin Nefsine Karşı Sorumluluğu
Yüce Allah şöyle buyuruyor: ”Nefse ve onu düzenleyene sonra da ona kötülük ve iyilik yapma kabiliyetini ilham edene yemin olsun ki, o nefsi günahtan temizleyen kurtulmuştur, onu kirleten ise zarar etmiştir.
(Şems suresi 7-10)
Yüce Allah, kurtuluşu nefis tezkiyesiyle, zararı ise onu başıboş bırakmayla ilişkilendirmiştir. Dolayısıyla en büyük düşmanımızın yanı başımızdaki nefsimiz olduğunu iyi bilmeliyiz.
Nefis, yapısı itibari ile kötülüğü emretmeye, hayırdan kaçmaya ve şerre yönelmeye meyilli olarak yaratılmıştır. Bize, onu temizlemek, düzeltmek, ibadete yöneltmek, Rabbine boyun eğdirmek, arzuladıklarından alıkoymak ve hoşuna giden şeylerden uzak tutmak emredildi. Bunu ihmal edersek nefis azgınlaşır, artık onunla baş edemez oluruz. Fakat peşinden gitmez ve sürekli olarak onu kınarsak, o zaman pişman olan nefis olur ki, Yüce Allah böyle bir nefse yemin etmiştir. Temenni ederiz ki, o sonunda Rabbine itaatkar bir nefse dönüşsün.
Nefsin Tabiatı
Övülmeyi ve güzel anılmayı sevmek, kibir, gurur, gösteriş, dünya sevgisi, ölümden hoşlanmamak, açgözlülük, cimrilik, şehevi duyguları sevmek, hırs ve haset nefsin doğasındandır. Bu yüzden Yüce Allah, ”Rabbinin yüceliğinden korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran kimse içinse şüphesiz cennet yegane barınaktır.” (Naziat 40-41) ve ”Bizim için cihad edenlere gelince; biz, elbette onları (cennete giden) yollarımıza ulaştıracağız. Şüphesiz Allah, güzel davrananlarla beraberdir.” (Ankebut 69) buyurarak, bizden nefisle mücadele etmemizi istemektedir.
Sahabe ve Selef-i Salihinin Nefislerine Karşı Tavırları
Sahabe, selef-i salihin ve bu ümmetin salih insanları, nefislerine karşı sürekli bir mücadele içerisinde idiler. Hasan el-Basri, ”Hayır, o sürekli kendini kınayan nefse yemin ederim.” (Kıyamet 2) ayetinin tefsirinde şöyle diyor: ”Mümin kişi, ‘Ben bunu niçin söyledim?’ ‘Bunu niçin yedim?’ ‘Bunu niçin içtim?’ diye sürekli nefsini sorgular. İsyankar kimse ise hiçbir surette nefsini kınamaz.
Süfyan es-Sevri şöyle demiştir: ”Hiçbir şey nefsimi ıslah etmek kadar bana zor gelmedi. Çünkü nefsim bazen lehimde, bazen aleyhimde oluyor.”
Musullu Ebu’l-Abbas, nefsine şöyle diyordu: ”Ey nefsim! Ne saltanat sahipleri gibi dünyadan yararlanıyorsun, ne de abidler gibi ahiret için çalışıyorsun. Sanki ben, senin yüzünden cennet ile cehennem arasında bir yere hapsolmuşum. Ey nefis! Utanmıyor musun?”
Bir adam, Ömer b. Abdulaziz’e şöyle demişti: ”Ey Ömer! Ne zaman konuşayım? Ne zaman susayım?” Ömer b. Abdulaziz, cevap olarak, ”Susmak istediğin zaman konuş, konuşmak istediğin zaman sus.” dedi
Malik b. Dinar’ın çarşıda yürürken nefsi bir şey arzuladığında. ”Ey nefsim! Sabret. Sen benim için çok kıymetli olduğundan, sana onu vermiyorum.” dediği nakledilmiştir.
Bir başkası da şöyle demiştir: ”Nefsine uyarsan, o efendin olur. Onu yorarsan, senin kölen olur.”
Bir başkası da nefsin ilacını şöyle tanımlıyor: ”Kalbin ilacı şu beş şeydir: Tefekkür ederek Kur’an okumak, karnı boş tutmak, geceleyin namaza kalkmak, seherlerde niyazda bulunmak ve salih kimselerle oturmak.”
Nefsin Islahı
Yukarıda zikrettiğimiz gibi, Kur’an ve sünnetin beyanından, sahabe ve selefin sözlerinden anlaşılmaktadır ki, nefsin ıslahından temek metot, onun arzu ve isteklerine zıt hareket etmektir. Vücudun tedavisinde acı ilaçlara katlanıp sabırlı olmak gerektiği gibi kalbi hastalıkların tedavisinde de acıya katlanıp sabretmek gerekir. Hatta bu, diğerinden daha önceliklidir. Zira kişi ölünce bedeni hastalıklar biter fakat kalbi hastalıkların etkileri -Allah korusun- ölümden sonra da devam eder.
Nefsimiz ile daha rahat mücadele edebilmek için ona sürekli ahireti hatırlatacak bir ortam hazırlamalıyız. Gece namazı ve secdeler, seherlerde okunan Kur’an’lar, dökülen gözyaşları, ölümü hatırlamak ve bizi Allah’a yaklaştıracak diğer ibadetler ihmal edilmemelidir. Bu ibadetler, eda edenin nefsinde etki bırakmalıdır ki, kişi ahireti dünyaya tercih etsin ve hesap gününde hesabı verebilmek için bütün gücünü harcasın. Bu seviyeye gelen kişinin, müptela olduğu kalbi hastalıkları tedavi etmesi kolaylaşır. Çünkü o, bu hastalıklar tedavi edilmediğinde ne kadar tehlikeli sonuçların ortaya çıkacağını bilir.
Nefsinin ayıplarından kurtulmak isteyen kişinin, nefsinin ayıplarını öğrenmesi kolaydır. Örneğin; salih insanlar ile arkadaşlık ederek nefsimizin ayıplarını öğrenmek mümkündür. Zira kişi, kardeşinin aynasıdır. Kardeş, kardeşe hatasını hatırlatır ve hatasını görmesini sağlar.
Sonuç olarak; kendime ve size şunu hatırlatıyorum: Biz Allah’tan uzaklaştıkça bu hastalıklar oluşur ve büyür. ”Allah’ı unutup da Allah’ın da kendilerini unuttuğu kimselerden olmayın.” (Haşr suresi 19)
Bunu başarabilmek için sürekli zikir yapmalı ve dua etmeliyiz. Bu hastalıkların sonuçlarından korkmalı ve nefse güvenmemeliyiz. Gafletten ve gafillerle arkadaşlık yapmaktan uzak durmalıyız.
Her kim Rahman olan Allah’ın zikrinden yüz çevirirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan, onun yakın dostudur.” (Zuhruf suresi 36)
Müslüman Gencin Aklına Karşı Sorumluluğu
Müslüman gencin, Rabbine yakın olup nefsi ile mücadele etme sorumluluğunun yanında, aklına önem verip onu faydalı bilgilerle destekleme gibi bir sorumluluğu da vardır.
Ebu Ümame el-Bahili radıyallahu anh’tan, Resulullah sallallahu aleyhi vesselem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: ”Alimin abide üstünlüğü, benim, sizin en düşük mertebelinize olan üstünlüğüm gibidir.” (Tirmizi, İlim 19)
Başka bir hadiste ise Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: ”Muhakkak ki Allah, melekler, yuvasındaki karıncadan sudaki balığa kadar bütün yer ve gök ehli, insanlara hayır öğretenlere salat etmektedirler.” (Tirmizi, İlim19)
Muaz radıyallahu anh şöyle demiştir: ” İlim öğrenin. Çünkü Allah için öğrenmek, Allah’tan korkmaktır. Onu istemek ibadet, müzakere etmek tesbih, ondan bahsetmek cihat, onu bilmeyene öğretmek sadaka ve ilim ehli için harcama yapmak Allah’a yakınlıktır.”
Peygamberimiz Bedir Savaşını kazandıktan sonra okuma yazma bilen Kureyşli esirleri, on müslümana okuma yazma öğretme şartıyla serbest bırakmıştır. Ayrıca davetin farklı yerlere ulaşmasını sağlamak için ashabından bazılarına başka dilleri öğrenmelerini tavsiye etmiştir. Sahabeden Farsça, Rumca, Habeşçe bilenler vardı. Ancak yahudilerin dili İbraniceyi bilen olmadığından vahiy katibi Zeyd b. Sabit’e İbranice öğrenmesini emretmiştir.
İşte böylece Hz. Peygamberimiz, ilme önem vermiş, ashabını öğrenmeye teşvik etmiş ve ilim öğrenmeyi farz kılmıştır. ”İlim öğrenmek her Müslümüna farzdır.” (İbn Mace, Mukaddime 17)
Hadiste Müslümana Farz Kılınan İlim Hangisidir?
-Kişiyi şirkten ve hurafelerden uzak tutacak sağlam bir akaid ilmi.
-Kişinin, ibadetlerinin dış görüntüsünü meşru olan şekil üzere eda edebilmesini, iç aleminde ise niyetini  sadece Allah’a halis kalmasını sağlayan fıkıh ilmi.
-Kişinin, nefsini tezkiye edebilecek, kalbini temizleyebilecek ve faziletli şeyleri bilip onlarla ahlaklanmasını, kötü şeyleri bilip onlardan da uzak durmasını sağlayacak bir tezkiye ilmi.
-Kişinin, ailesi, yöneticileri, yönettikleri ve Müslüman olan ve olmayan bütün insanlar ile ilişkilerinin düzenleyen, bu ilişkilerde kendisi için helali/haramı, vacip olanı/olmayanı, uygun olanı/olmayanı bilmesini sağlayacak bir muamelat ilmi.
Bilinmesi farz olan miktar, her Müslümanın her alanda diniyle ilgili bilmesi gerekenlerin alt düzeyidir. Daha sonra bu miktar, özel ve genel gereksinimlere göre artmakta ve genişlemektedir. Bir konuda uzmanlığı olan kişinin, uzmanlığıyla ilgili hükümleri bilmesi gerekir. Mesela; bir doktor içkiyle tedavi etmenin haram olduğunu bilmelidir.
Müslüman, kendisini ilgilendiren farz ilimleri öğrendikten sonra ortalama bir ilmi şahsiyete sahip olmak için fer’i ilim dallarında da asgari bir bilgi düzeyine sahip olmalıdır. Bu ilimleri, aşağıdakilerle sınırlandırmadan şöyle örnekleyebiliriz:

    1. Kur’an-ı Kerim. Kişinin, Kur’an’ın bir kısmını ezberlemesi, tefsirine ve bazı Kur’an ilimlerine vakıf olması.

 

    1. Sünnet. Kişinin sünnete vakıf olması ve bazı hadisleri ezberlemesi.

 

    1. Siyer.

 

    1. İslam’a karşı kurulan komplolar, İslam’a yapılan iftiralar.

 

    1. Fikir ve davet fıkhı.

Dr. Mecdi el-Hilali

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak