Kategoriler
Ana SayfaKültür – SanatMü’minlerin Anneleri / Kitap Tanıtımları-2

Mü’minlerin Anneleri / Kitap Tanıtımları-2

Mü’minlerin Anneleri / Kitap Tanıtımları-2

İnsanlık tarihi aynı zamanda hak ile batılın mücadele tarihidir. Şeytan tarihte ilk hilesini aile nizamına karşı kurmuştur. Zira aile; şeytanın bütün hilelerine karşı en sağlam korunak, şahsiyetin inşa edildiği ilk mektep, en zorlu günlerde sırtımızı dayayabileceğimiz sığınaktır.
Şeytan ve taraftarları dün olduğu gibi bugün de aile nizamını hedef almış, ‘özgürlük’ sloganları eşliğinde bireyi ailenin önüne geçirmiş, kalabalıklar içinde yalnızlaşan bireyleri oyuncağı haline çevirmiştir. Modern toplumlar yalnız ve özgür (!) bireylerden oluşmuştur. Modern dünya patronları için kolay bir av haline gelen birey, aynı zamanda tüketime dayalı sömürü düzeninin devamı için ideal tiplemelerdir. Artık ‘iki artı bir’ ya da ‘bir artı bir’ evler dünyamızın gerçeğidir. Her evin içinin ayrı ayrı dayanıp döşenmesinin gerekliliği, tüketimden beslenenlerin iştahını kabartmakta, sözde emperyalizm düşmanları ise kadın hakları kisvesi altında ailenin temeline dinamit koymaktadır. Yani hak batıl mücadelesi dün olduğu gibi bugün de aile kurumu üzerinden devam etmektedir.
Cahili eğitim ve çevre kültürü hemen her meselede olduğu gibi kadın ve aile meselesine bakış açımızı da derinden etkilemiştir. Çevre kültürünün esir aldığı kadınlar, adalet yerine eşitliği ön plâna çıkardıkları için, feminizm hastalığına tutulmuşlardır. Ümmetin tarih boyunca benzerine rastlamadığı zor günlerden geçiyoruz. Rabbimize binlerce kez şükürler olsun ki bizlere kurtuluş reçetesini beyan etti: “Andolsun ki, sizden Allâh’a ve âhiret gününe kavuşacağını uman ve Allah’ı çok zikreden (mü’min)ler için Rasûlullâh’ta üsve-i hasene (en mükemmel bir örnek) vardır.” (el-Ahzâb, 21)
Bu zor günlerde Hz. Peygamberin hanımları küfür ehlinin ve yerli hayranlarının dillerinden düşmezken bizler “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Zevceleri, onların analarıdır…” (el-Ahzâb Sûresi: 6) ayeti kerimesinde beyan edilen hakikate iman ettik. Halime Demireşik(1) Hanımefendi tarafından hazırlanan ‘Hanım Gözüyle Mü’minlerin Anneleri’ isimli eserin alanında önemli bir boşluğu doldurduğu kanaatiyle tanıtmaya gayret ettik.
Kitabın Birinci Bölümünde Rasûlullah (sav)’in pâk zevceleri (Allah onlardan razı olsun) tanıtılmış: Hatice bintü Huveylid (S.23-50), Sevde bintü Zem’a (S.51-62), Âişe bintü Ebîbekir (63-13137), Hafsa bintü Ömer (S.139-151), Zeyneb bintü Hüzeyme (S.153-157), Ümmü Seleme bintü Huzeyfe (S.159-176), Zeyneb bintü Cahş (S.177-199), Cuveyriye bintü Hâris (S.201-210), Safiyye bintü Huyey (S.211-231), Ümmü Habîbe bintü Ebû Süfyan (S.233-247), Meymûne bintü Hâris (S.249-256), Mâriye Kıptiyye (S.257-273) ve Reyhâne bintü Amr (S.275-280)
Kitabın İkinci Bölümünde (S.281-345) ise Çok Evlilik, İslâm’da Evlilik, İslâmiyet’te Çok Evlilik, Peygamber Efendimiz (sav)’in Çok Evliliğinin Hikmetleri, Bir Aile Reisi Olarak Peygamber Efendimiz ve İslâm’da Kölelik ve Cariyelik konuları ele alınmış
Takdim
“Cenâb-ı Hak, en son ve en mükemmel dini olan İslâm’ı, âlemlere rahmet olan Hazret-i Muhammed Mustafa (sav) vâsıtasıyla beşeriyete ikram etmiştir.
O yüce Peygamber, her hâli, her söz ve davranışıyla insanlığa ‘üsve-i hasene’ yani en güzel örnektir.
Cenâb-ı Hak, O’nu insan topluluğu içinde acziyet bakımından en altta bulunan ‘yetimlik’ten başlatarak, hayatın bütün kademelerinden geçirip kudret ve salâhiyet bakımından en üst noktaya, yani devlet reisliği ve peygamberliğe kadar yükseltmiştir. Efendimiz (sav)’in ömrü boyunca yaşadığı devreler, insan hayatındaki her türlü med ve cezir tecellîleri için pek çok ideal davranış örnekleri sergiler. Bu sebeple O’nun hayatı, -hangi kademe ve vaziyette bulunurlarsa bulunsunlar- bütün insanlara kendi iktidar ve istidatları nisbetinde taklid edebilecekleri fiilî, müşahhas ve mükemmel bir örnek teşkil etmiştir. O, bu vasıflarıyla Cenâb-ı Hakk’ın eşsiz bir sanat hârikası ve insanlara en büyük lütuf ve armağanıdır.
Allah Rasûlü (sav)’nün mükemmel ve müşahhas bir örnek teşkil eden husûsiyetlerinin en mühimlerinden birisi, O’nun âile hayatıdır. O, farklı yaş, kültür, kâbiliyet ve husûsiyetlere sahip hanımları ile en seviyeli, en faziletli, en güzel ve en mes’ud âile yuvasını tesis etmiştir.
O’nun kurmuş olduğu bu yuva, öyle huzur ve güzellik dolu bir yuvaydı ki, günlerce sıcak bir yemek pişmediği hâlde burcu burcu saâdet kokardı. Üstelik o mukaddes yuvada hanımların odası, ancak başlarını sokacak bir mekândan ibâretti. Fakat o yuvanın en lezzetli rızkı; rızâ, sabır ve teslimiyetti. Allah Rasûlü (sav)’nün âile hayatında uyguladığı terbiye usûlü, onların kalplerini sonsuz bir bağlılık ve muhabbetle doldurmuştu.
Fertleri arasında böylesine derin bir muhabbet, fedâkârlık ve bağlılık bulunan o ruhâniyetli yuvada tek gâye, Allâh ın rızâsına kavuşmaktı. Yine o yuvada en büyük endişe, Allâh’ın ve O’nun en değerli Rasûlü’nün muhabbet ve rızâsını kaybetmeye dâirdi.
Peygamber Efendimiz (sav)’in müstesnâ zevceleri, bazen bizzat emr-i ilâhî ile ‘mü’minlerin annesi’ olma şerefine mazhar olmuşlardır. Onlar, Peygamber Efendimiz (sav)’i, kendisine vahiy nâzil olurken, namaz kılarken, Kur’ân okurken, yemek yerken, sohbet ederken, uyurken velhâsıl hayatın her safhasında bizzat müşahede etmişler ve diğer bütün gözlerden uzak mânevi esrârına, yakînen vâkıf olmuşlardır.
Onlar, bu büyük şeref ve fazilete lâyık olabilmenin hassâsiyeti içinde ömürlerini geçirmişler, Ümmet-i Muhammed (sav)’in hanımlarına en büyük rehber ve en güzel muallime olmuşlardır. Kendilerinden Peygamber Efendimiz (sav)’in vasıflarını, ahvâl ve sünnetini nakleden binlerce hadis rivâyet edilmiştir.
En mükemmel insan, en güzel âile reisi olan Hazret-i Muhammed Mustafa (sav) ve O’nun âile hayatı ile zevcelerini anlatan elinizdeki eser, bu çok mühim ve çok tafsilâtlı mevzuun hülâsası gibidir. Birçok sosyal ve âilevî buhrânın yaşandığı, boşanmaların gitgide arttığı, yıkılan yuvaların enkâzı altında çırpınan yavruların çoğaldığı günümüz toplumunda, Peygamber Efendimiz (sav)’in burcu burcu şefkat, merhamet, huzur ve rûhâniyet kokan mübârek ve örnek yuvasını tanımaya ne kadar muhtâcız!..” (S.9-11)
 
Osman Nuri Topbaş – 2008 İstanbul
 
Önsöz
“Bir tahdîs-i nîmet kabilinden diyebilirim ki, hayatımın 1997 yılından sonraki kısmı tamamen Hazret-i Peygamber (sav)’in hayatını anlamaya ve anlatmaya çalışmakla geçti. Şüphesiz bu müddet, herhangi bir insanın hayatı için hiç de az bir vakit sayılmaz. Ancak idrak ve izah edilmeye çalışılan Allâh’ın en sevgili habîbi Hazret-i Muhammed Mustafa (sav) olunca, bir ömre binlerce ömür eklense yine hakkıyla idrâk edilemez, lâyıkıyla izah edilemez. Çünkü O, sadece akılla anlaşılamaz, sadece kelimelerle târif edilemez. O’na yaklaşabilmek ve O’nu hissedebilmek için O’nunla aynı devirde yaşamak, O’nunla aynı mânevî havayı teneffüs etmek, O’nun feyziyle feyizlenmek gerekir. Bunun için hiçbir insan, Peygamber Efendimizi, Müslüman olarak bir an olsun görmüş, onunla kısa bir müddet de olsa beraber olmuş, sohbetinden feyz almış bulunan ‘ashâb-ı kirâm’la denk olamaz.
Böyle bir ‘maiyyet’in (beraberliğin) neticesinde, Peygamber Efendimiz (sav)’in nazarı ve husûsî terbiyesiyle kemâle ermiş bulunan o güzîde insanlar arasında ‘ehl-i beyt’in ve ‘ezvâc-ı tâhirât’ın çok önemli bir yeri vardır. Nasıl gürül gürül çağlayan bir pınarın her damlasında o tatlı sudan hisseler varsa, Peygamber Efendimiz (sav)’in çevresindekileri inceledikçe, o cennet pınarının kokusunu, tadını hissedersiniz. Sanki O’nun başını okşadığı her çocuk, kıyamete kadar insanlığa tatlı râyihalar yaymaktadır. Yüzüne tebessümle baktığı her insan, insanlığa huzur ve mutluluk elçisi olmaktadır. Bir şekilde O’nun kalb-i pâkinde yer bulan her sevgili, geceleri aydınlatan bir mehtap gibi karanlıklar içinde süzülüp durmakta, yalnız ve muzdarip mü’min gönülleri aydınlatmaktadır.
Biz de âcizâne bu eserimizde, Allah’ın Habîbi’nin en yakınları olan hâne halkını sayfalarımıza misafir ettik. Aslında onların gönül hânelerine biz misafir olduk. Onların ibretlerle, derslerle ve hikmetlerle dolu hayatlarından günümüze reçeteler çıkarmaya çalıştık.
Çünkü biz, gerçekten sahralarda susuzluktan kavrulan sineler gibi, câhiliye ateşinde tutuştuk. Gönlümüzü serinletecek âb-ı hayat, O’nun parmaklan arasından fışkırdı ve fışkırıyor.
Çünkü biz, diri diri toprağa gömülen kız çocukları gibiyiz. O’nun şefkat ve merhamet dolu yüreği, bizi asrın kir ve pası altından çekip çıkarmazsa yok olur gideriz.
Çünkü biz, karanlıklarda yolunu kaybetmiş yolcular gibiyiz. O’nun nûru yolumuzu aydınlatmazsa çıkmaz sokaklarda ömür tüketiriz.
İşte bu çıkmaz sokaklarda kaybolmamak, ancak o ‘İki Cihan Güneşi’ni ve O’nun yaşadığı örnek hayatı her yönüyle iyice tanımak ve adım adım takip etmekle mümkündür. Ancak maalesef gerek derslerim esnasında, gerekse Anadolu’da yapmış olduğum seyahat ve toplantılarda müşâhede ettiğim bir gerçek var: Biz, Müslüman hanımlar olarak Peygamber Efendimiz (sav)’i de, O’nun âilesini de, hanım ve çocuklarını da fazla tanımıyoruz. Peygamber Efendimiz (sav), âile yuvasında nasıl bir zevc idi? Hanımlarına nasıl muâmele ederdi? Hanımları kimlerdi? Ne gibi özellikleri, farklılıkları ve ortak yönleri vardı? Peygamber Efendimiz (sav)’in ile zevceleri arasında ihtilaflar olmuş muydu? Olduğu zamanlarda bu problemler nasıl çözülmüştü? Kısacası her hâliyle bizlere örnek olan Peygamber Efendimiz (sav)’den, günümüzde giderek sarsılan âile ve cemiyet hayatımıza ne gibi örnek ve ibretler çıkarmak mümkündür?
İşte bu ve benzeri sorular etrafında bir kitap hazırlamaya çalıştık.” S.13-15
‘Peygamber Efendimiz (sav)’in Hanımı Olmak’ Demek
“Acaba biz, Asr-ı Saadet’te yaşasaydık, Allah Rasûlü ile aynı havayı teneffüs etse ve onunla aynı sokaklarda gezseydik, O’na daha da yakın olmak için neler yapmazdık ki…
‘Anam-babam sana kurban olsun yâ Rasûlallâh!’ diyerek en sevdiğimiz büyüklerimizi, ya da elinden tutup ‘Buyur yâ Rasûlallâh!.. Bu, benim tek gözbebeğim, sana adadım!..’ diyerek evlatlarımızı veya ‘Sahip olduğum her şeyle beraber ben de Sana âidim!..’ diyerek bütün benliğimizi sunmaz mıydık?
İşte Rasûlullâh’ın hanımları da böyleydi. Öncelikle O’na iman şerefine ermek için sahip oldukları her şeyden vazgeçtiler; ailelerinden, sevdiklerinden, dostlarından, doğup büyüdükleri memleketlerinden, alıştıkları maddî rahat ve konfordan…
Sonra Allah’ın Rasûlü ile evlendiler. Orada kendilerini maddî olarak çok büyük imkânlar beklemiyordu. Evleri, dört balçık duvardan ibaret küçücük bir odacık… Yemekleri, bazen kuru bir ekmek, bazen bir bardak süt, bir avuç hurma…
Onlar, bütün dünya zînetlerini, Allah ve Rasûlü uğruna terk ettiler. Onlar, Allah’ı ve Rasûlü’nü seçtiler. (2) Onlar, Rasûlullâh’ı namaz kılarken, Kur an okurken, gülerken, ağlarken, gece yarısı Rabbine yalvarıp ibâdet ederken, bir kul olarak, bir insan olarak, bir peygamber olarak gördüler.
Onlar, Rasûlullâh’a nazil olan âyetleri hissettiler, bazen Cebrail’i insan kılığında gördüler, bazen evleri, hâneleri bir nûr yumağına döndü.(3) Bazen vahiy, onların evindeyken Peygamber Efendimiz (sav)’e verildi; O’nun vahye muhatap olurken nasıl terlediğini, ağırlaştığını gördüler.
Onların birçok ortağı vardı. Her biri farklı kabilelerden, hatta farklı milletlerden, değişik yaş ve özelliklerde… Hepsi, o ‘tek ve en güzel sevgili’yi paylaşmak zorundaydılar.
Onlar, her an, herkese kapısını, gönlünü açmak zorundaydılar; evlerindeki, ellerinde lokmayı paylaşmak, her sorana bildiği kadarıyla anlatmak, geleni eli boş çevirmemek…
Onlar, ‘mü’minlerin annesi’ olarak,(4) bir anne gibi bütün müminleri bağrına bastılar, yetimlerini himâye ettiler, fakirlerine, gariplerine, dul ve muhtaçlarına uzandılar, câhilleri eğittiler, çocukları büyüttüler.
Onlar, hem kendi nefislerini, hem de muhatab oldukları insanların nefislerini korumak için sıradan kadınlardan biri olmadıklarını hissettiler ve hissettirdiler; gelenlerle bir perde arkasından(5) konuştular, edâlı ve işveli davranmadılar,(6) evlerinde oturdular ve câhiliye âdetlerinde olduğu gibi açılıp saçılmadılar. (7)
Onlar, namazı hakkıyla ikame ettiler, farz ve nâfile olarak pek çok oruç tuttular ve zekât ve sadakalarını fazlasıyla verdiler.
Onlar, her türlü ölme, öldürülme, yaralanma ve esir edilme ihtimalini göze alarak savaş meydanlarında Peygamber Efendimiz (sav)’in yakınında, refakatinde olmak zorundaydılar.
Onlar, yaptıkları hayırların da, işledikleri hata ve günahlarında kat kat fazlasıyla karşılarına çıkacağını bildiler.(8) Ona göre tertemiz ve hayırlarla dolu bir hayat yaşadılar.
Onlar, son demlerinde Rasûlullâh’ın yanında, yüksek ateşten kavrulurken alnındaki terleri sildiler, üzerine su döküp serinlettiler, acısını hafifletmeye çalıştılar, gözyaşı döktüler.
Onlar, evlerini, Peygamber Efendimiz (sav)’e kıyamete kadar bir istirahatgâh yaptılar.
Onlar, iman, takvâ, ilim, nâmus, şeref, fazilet, cömertlik içinde yaşadılar ve öyle Rablerine kavuştular. S.19-21
Bir Âile Reisi Olarak Peygamber
Efendimiz “Sizin sürdüğünüz şu dünya hayatından (iki şey) bana hoş göründü: Kadınlar ve güzel koku. Bununla beraber namaz kılmak gözümün nurudur.” (Nesâî, 28/1, 36/1; Ahmed bin Hanbel, III, 128, 285)
Hanımlarının, evlilikten doğan bütün maddî ve mânevî ihtiyaçlarını karşılamıştı. Her bir hanımına oturacakları müstakil haneler (odacıklar) tahsis etmiş, mehirlerini eksiksiz ve eşit bir şekilde vermiş, giyim-kuşam ve yiyecek-içecek hususunda hiçbiri arasında fark gözetmemiştir. Kendisi ‘fakr-ı ihtiyârî’yi tercih ettiği hâlde, eldeki imkânlar nisbetinde âilesine infak etmekte çok cömert davranmıştır.
Mümkün mertebe kendi işlerini kendisi görmüştür. Ev içinde kendi yamasını kendi yamamış, ayakkabısını tamir etmiş, ev işlerinde zaman zaman ailelerine yardım etmiştir. Bu hususta yanında uzun yıllar kalmış buluna Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle der:
“O, evinde âilesinin işleriyle ilgilenirdi; elbisesini dikip yamar, koyunlarını sağar, ayakkabılarını tâmir eder, kendi hizmetini kendisi görür, devesini yemler, evinden başka yerde kalmaz, bineğini kendisi bağlardı. O’nun hizmetçisiyle beraber yemek yediği ve onunla birlikte hamur yaptığı da olurdu. O, çarşıdan aldığı malları da kendisi taşırdı.”
Hanımlarına vakit ayırmış, kendileriyle sohbet etmiş ve şakalaşmıştır. Bütün meşguliyetine rağmen, bütün hanımlarını her gün ziyaret etmiş, ihtiyaçlarını karşılamış, istek ve düşüncelerini öğrenmiş ve her birine sohbet etmek üzere özel zaman tahsis etmiştir. Hazret-i Safiyye ile evlendikleri ilk gece ailesi ve yakınları olan Yahudiler hakkında sabaha kadar konuştukları, onun düşünce ve tereddütlerini giderdiği, gönlünü rahatlatıp teselli ettiği kaynaklarda geçmektedir. Bu sohbetler esnasında bazen latifeler yapmış, karşılıklı latifeleşmelere göz yummuş, onların kendi gönül dünyalarına ve yetişme tarzlarına göre meşguliyetlerini hoş görmüştür. Hazret-i Aişe’nin naklettiğine göre kimi zaman onunla mescidde düzenlenen folklor gösterilerini seyretmiş, kimi zaman da koşu yarışmaları yapmışlardır.
Bazı kritik konularda ise, hanımlarıyla istişarelerde bulunmuştur. İlk vahiy esnasında Hazret-i Hatice ile ‘İfk Hâdisesi’nde Zeyneb bintü Cahş ve Hazret-i Aişe’nin câriyesi Behre ile Hudeybiye anlaşması esnasında Ummü Seleme ile istişare etmiş ve bu istişarelerine göre hareket etmiştir.
Hanımlarını, fazilet ve ahlâkları dolayısıyla takdir etmiştir. O hanımlarının hâlet-i rûhiyelerine göre gâh teselli, gâh takdir etmiş, gâh ise onları sevdiğini yüzlerine söylemiştir.
Hanımlarının âile ve akrabalarına da değer vermiştir.
Meselâ Hazret-i Hatice’nin yakın akrabalarına, onun vefatından sonra da ikram ve hürmette kusur etmemiştir.
Rabbine nâfile ibâdet etmek için bile hanımlarından izin almıştır. Hanımlarını sırasıyla ziyaret etmiş, birbirinin hakkına girmemeye ve adaleti gözetmeye çalışmıştır. Bazı geceler, kalkıp ibâdet etmek için hanımlarından izin almış ve sabaha kadar ibâdetine devam etmiştir.
Allah için darılmış ve yine O’nun rızâsı için barışmıştır. Her biri insan olan Peygamber Efendimiz (sav) de hanımları da zaman zaman tatsız hâdiseler yaşamışlardır. Mesela bir sırrı ifşâ ettiği için Hazret-i Hafsa’yı ric’î talakla boşamış olan Allah Rasûlü, Allah’ın emriyle tekrar hanımına dönmüştür. Yine emsalleri gibi dünyevî ziynet ve konfor isteyen hanımlarından bir ay boyunca uzak durmuş bulunan Allah Rasûlü, bu müddet zarfında hanımlarını kıracak veya üzecek bir davranışta bulunmamıştır. Kendi iffet ve nâmusunu temsil eden Hazret-i Âişe’ye karşı uydurulan dedikodu kampanyasında teennî ile hareket etmiş, araştırmalarda bulunmuş, bu esnada Hazret-i Aişe’ye îmâyla bile kırıcı bir şey söylememiştir. Bu durum, bir ay boyunca böyle devam etmiş ve nihayet mesele vahiy ile çözülmüştür.
Onların eziyet ve hatalarına karşı sabretmiştir. Bazen kıskançlık, çekememezlik gibi hatalarına sabretmiş, bazen ikaz etmiş ve bazen de kırmadan (bir müddet onlardan uzak kalarak) onları terbiye etmiştir.
Hanımlarının her türlü hâliyle yakından ilgilenmiş, tâlim ve terbiyelerine itina göstermiştir. Nâzil olan âyetleri önce hanımlarına öğretmiş ve onların bir an önce bu âyetleri hayata geçirmesine (yaşamasına) itina göstermiştir.
Çocuklarına vakit ayırmış, onların dert ve sıkıntıları ile ilgilenmiştir. Peygamber Efendimiz, gerek kendi çocuk ve torunları, gerekse sokakta karşılaştığı çocuklara ihtimam göstermiş, onların dertleriyle ilgilenmiş, sahipsiz olanları bağrına basmış, başlarını okşamış, kendilerine hediyeler vermiş, ağladıklarında susturmuş, kucağına almış, okşamış ve sevmiştir.
Kitabın sonuna Mü’minlerin Anneleri ile ilgili karşılaştırmalı tablo eklenmiştir.
Hatice bintü Huveylid 40 yaşında (bi’setten 15 yıl önce) Efendimiz (sav) ile 25 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 25 yıl sürmüş, hadis rivayet etmemiş ve 65 yaşında (nübüvvetin 10. yılında) vefat etmiştir.
Sevde bintü Zem’a 55 yaşında (nübüvvetin 10. yılında) Efendimiz (sav) ile 50 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 14 yıl sürmüş, 5 hadis rivayet etmiş ve 72 yaşında (hicretin 22. yılında) vefat etmiştir.
Âişe bintü Ebîbekir (hicretin 1. yılında) Efendimiz (sav) 54 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 9 yıl sürmüş, 2210 hadis rivayet etmiş ve 66-67 yaşında (hicretin 57-58. yılında) vefat etmiştir.
Hafsa bintü Ömer 21 yaşında (hicretin 3. yılında) Efendimiz (sav) ile 56 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 8 yıl sürmüş, 60 hadis rivayet etmiş ve 63 yaşında (hicretin 45. yılında) vefat etmiştir.
Zeyneb bintü Hüzeyme 30 yaşında (hicretin 4. yılında) Efendimiz (sav) ile 56 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 3 ay sürmüş, hadis rivayet etmemiş ve 30 yaşında (hicretin 4. yılında) vefat etmiştir.
Ümmü Seleme bintü Huzeyfe 29 yaşında (hicretin 4. yılında) Efendimiz (sav) ile 57 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 7 yıl sürmüş, 378 hadis rivayet etmiş ve 84 yaşında (hicretin 61. yılında) vefat etmiştir.
Zeyneb bintü Cahş 36 yaşında (hicretin 5. yılında) Efendimiz (sav) ile 58 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 6 yıl sürmüş, 11 hadis rivayet etmiş ve 53 yaşında (hicretin 20. yılında) vefat etmiştir.
Cuveyriye bintü Hâris 25 yaşında (hicretin 5. yılında) Efendimiz (sav) ile 58 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 6 yıl sürmüş, 7 hadis rivayet etmiş ve 70 yaşında (hicretin 56. yılında) vefat etmiştir.
Safiyye bintü Huyey 27 yaşında (hicretin 7. yılında) Efendimiz (sav) ile 60 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 45 ay sürmüş, 10 hadis rivayet etmiş ve 70 yaşında (hicretin 50. yılında) vefat etmiştir.
Ümmü Habîbe bintü Ebû Süfyan 33 yaşında (hicretin 7. yılında) Efendimiz (sav) ile 60 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 4 yıl sürmüş, 65 hadis rivayet etmiş ve 70 yaşında (hicretin 44. yılında) vefat etmiştir.
Meymûne bintü Hâris 36 yaşında (hicretin 7. yılında) Efendimiz (sav) ile 60 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 39 ay sürmüş, 76 hadis rivayet etmiş ve 80 yaşında (hicretin 51. yılında) vefat etmiştir.
Mâriye Kıptiyye 20 yaşında (hicretin 7. yılında) Efendimiz (sav) ile 60 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 4 yıl sürmüş, hadis rivayet etmemiş ve 30 yaşında (hicretin 16. yılında) vefat etmiştir.
Reyhâne bintü Amr hicretin 7. yılında Efendimiz (sav) ile 58 yaşında iken evlenmiş, beraberlikleri 4 yıl sürmüş, hadis rivayet etmemiş ve hicretin 16. yılında vefat etmiştir.

Mehmet Zahid Aydar / Misak Yayınları

 (1) 1978 yılı Haziran ayında Denizli’de dünyaya geldi. İlkokulu Sümer İlköğretim Okulu’nda tamamladıktan sonra ortaokul ve lise için Denizli İHL’e gitti. 1995 yılında buradan mezun olduktan sonra Diyanet’te fahrî Kur’ân Kursu hocalığı yapmaya başladı. 1996 yılında İstanbul’a gelerek Hüdâyî Kız Kur’ân Kursu’nda eğitim-öğretim faaliyetlerine devam etti. Hâlen aynı müessesede öğrenci yetiştirmekte ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde “Peygamber Efendimiz (sav)’in Aile Hayatı ve İslâm’da Aile” konulu seminer ve konferanslar vermekte olan yazar, evli ve iki çocuk annesidir. Altınoluk, Yuvamız, Bahçıvan gibi dergilerde yazıları neşredilen Halime Demireşik, Şebnem Dergisi’nin ilk sayısından itibaren Yayın Kurulu’nda hizmet vermektedir. Aynı dergide hemen her sayıda yazıları bulunan yazarın, “Vakıflara Hayat Veren Vâlide Sultanlar” ismiyle Ayşegül Zobi ile ortak hazırladıkları bir piyes kitabı çıkmıştır. (Şebnem Kitapları, 2003) ‘Müminlerin Anneleri’, yazarın neşredilen ikinci eseridir.
(2) “Ey Peygamber! Zevcelerine söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah’ı, Peygamberim ve âhiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (el-Ahzâb, 28-29)
(3) “ (Ey Peygamber hanımları!) Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi olandır.” (el-Ahzâb, 34)
(4) “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Zevceleri, onların analarıdır…” (el-Ahzâb, 6)
(5) “Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz vakit perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır…” (el-Ahzâb, 53)
(6) “Ey Peygamber hanımları!.. Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah’tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir edâ ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin!..” (el-Ahzâb, 32)
(7) “ (Ey Peygamber hanımları!) Evlerinizde oturun, eski câhiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt!.. Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (el-Ahzâb, 33)
(8) “Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayâsızlık yaparsa, onun azabı iki katına çıkarılır. Bu, Allâh’a göre kolaydır. Sizden kim, Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat eder ve sâlih amel işlerse ona mükâfâtını iki kat veririz. Ve ona (cennette) bol rızık hazırlamışızdır.” (el-Ahzâb, 30- 31)

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak