Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetMelhame’nin Neresindeyiz?

Melhame’nin Neresindeyiz?

Melhame’nin Neresindeyiz?

Ebu Derda radiyallahu anh’dan bir rivayette şöyle der: “Nebi’nin şöyle buyurduğunu işittim: ‘Büyük savaş günü(Melhame), Müslümanların şehri, Ğuta denen yerdedir. Şehrin yanında orada Dimeşk adında bir şehir vardır ki, o gün orası müslümanların en hayırlı yeridir.’ “

Allah azze ve celle’ye yarattığı şeylerin zerrelerince hamdu senalar olsun. Rahmetinin gereği bizlere gönderdiği rahmet ve savaş nebisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, al’ine, ashabına ve yolunu yol bilenlenlere salat ve selam olsun.

Ebu Derda radiyallahu anh’dan bir rivayette şöyle der: “Nebi’nin şöyle buyurduğunu işittim:

‘Büyük savaş günü (Melhame), Müslümanların şehri, Ğuta denen yerdedir. Şehrin yanında orada Dimeşk adında bir şehir vardır ki, o gün orası müslümanların en hayırlı yeridir.’ “(1)

Ahir zamanı yaşadığımız, kıyametin küçük alametlerinin belirdiği, büyüklerinin görüleceği zamana doğru yol alıyoruz. Sınanıyoruz her halimizle, deneniyoruz acılarla sevinçlerle. Sabırla bileniyoruz belki daha çetin imtihanlı günlere ilerliyoruz.

Allah’ı Rab bilenler, emirleri karşısında muhabbet, itaat ve tam bir teslimiyetle eğilenler acı tatlı her hali şükür ve tevekkülle karşılıyorlar.Onlar Rablerini biliyorlar yalnızca onun için yaşıyorlar ve biliyorlar ki dünya hevesleri, zevkleri veya küçük büyük her tasa geçici. Nihayeti ölüm olan ve o ölümden kaçılmayan bir yer burası.

Ne acıdır ki kulluk bilincimiz dünya zevkleri ile yer değiştirdi. Nicedir bizler bir rehavet uykusunda dünyayı cennete çevirme arzusundayız. Her gün farklı farklı ölüm haberleri alsak da yakıştıramıyoruz ölümü kendimize. Sonlu bir hayatı yaşadığımızı çoğu zaman unutuyoruz. Artık Allah için fedakarlıklar ve sonundaki ebedi saadet bizleri celbetmiyor.

İnsanlar günü yaşama derdindeler. Hesaplar Ahiret üzerine değil, bir gün bırakılıp gidilecek hiç bir garantisi olmayan dünya saadetleri, makamları, lüks konforlu dünya evleri üzerine yapılıyor. Çoğu insan dünyasını mamur etme peşinde savrulup gidiyor idraksizce.

Evlatlar üzerine büyük hayaller bina ediliyor. Okusun iyi bir mesleği yüksek kazancı olsun. Zengin bir koca, veya çalışan bir gelin olsun. En fazla iki çocukları olsun bir kız bir erkek vs, vs…Bunların olabilmesi için her çocuk sınavlarla ders çalışmakla büyütülen, yaşıtları ile yarıştırılan, hedefi dünya olan adeta nefes alıp veren robotlar haline dönüştürülmüş. Allah korkusu ve O’na itaat bilinci, Edeb, haya, tavazu, tevekkül zaten gerilerde kalmış, bütün hesaplar dünya üzerine kurgulanmış. Evlatlarının önüne cennet gibi bir hedef koyan ebeveynler ne kadar az!

Gaflet, rehavet bizleri sarmışken, biz çoğu zaman farketmez ve farketmemiz engellenirken şanlı bir kıyam vardı ötelerde. Şimdi ise hemen yanıbaşımızda mübarek Şam topraklarında. Adananların kıyamı bu. Ötelerde dedim Filistin’de, Afganistan’da, Veziristan’da, Çeçenya’da, Yemen’de, Somali de ve daha birçok yerde şanlı bir kıyam var. 

Buralardan kalkıp kilometrelerce ötelere giden adanmış canlar vardı. Bizlere nice mucizevi haberler muştular aldırdı Rabbimiz… İşte en son, Taliban’dan gelen fetih haberleri aldık. Yalın ayaklı, yırtık sandaletli, üstleri cihadın izleri ile tozlu, topraklı…Cesur yürekli, imanlı erlerdi her birisi. Süper güç diye yutturulan, ileri teknolojisi, son model silahları ile Amerika hezimete uğruyordu Talibanın yiğit erleri karşısında. Zilleti tadıyordu defalarca… 

İman dolu, izzet dolu yürekler, Rusya’yı dize getirdikleri gibi, er geç Afganistan’ı Amerikalı kâfirlerden de temizleyecekler bi iznillah.

Şanlı bir mücadele artık bizim de yanıbaşımızda. Yüreklerimizin tek yürek olup attığı Şam cihadında. Uyumayanlar uykuya direnenler Şam cihadıyla diriler. Canından kanından ciğerparelerinden geçip övülmüş beldeye gönderilen kıymetliler var. Şimdi orada mucizeler var. Orada şanlı bir kıyam var. Afganistan’da Taliban eliyle hezimete uğrayan Rusya akıllanmamış. Papazlarınca kutsanmış askerleri, araçları ve techizatıyla Şam kıyamına darbe vurma hevesinde. Sadece Rusya değil, başrolde rafizi İran, Hizbullat, Amerika zaten önceden gelmişti, şimdi ise Doğu Türkistanlı kardeşlerimize kan kusturan Çin ve dahası…

Leş kargaları gibi üşüştüler Şam’ın üzerine. Bu harekat 11 Eylül sonrası ABD başkanı Bush’un ilan ettiği startını verdiği bir haçlı Savaşının devamı. Dünyanın sözümona süper guçleri, muktedir devletleri bir olmuş Şam cihadına darbe vurma, Şam’dan yeni bir dirilişle yeniden doğan İslam güneşini söndürme gayretindeler. Bu kadar devletin gücü karşısında bir avuç imanlı yürek var. Tıpkı yakın tarihimizdeki Çanakkale kıyamı gibi. Mehmet Akif Çanakkale’de bir avuç imanlı yüreği boğmak için akın eden çakallar sürüsünü şöyle nitelendiriyordu:

“Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela…Hani tauna da zuldür bu rezil istila..”

Tarih tekerrür ediyormuş gerçek, işte bugün bunu bizler müşahade ediyoruz. Aslında kalpleri bölük bölük olanlar, İslam’ı inananları bitirmek için toplanmışlar. 

“Onlar sizinle ancak müstahkem mevkilerde veya duvarlar, siperler arkasında topluca savaşabilirler. Kendi aralarında çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır. Bu, onların aklını kullanmayan bir topluluk olmalarındandır.” (2)

Onlar tarih boyunca hep İslâmla mücadele ettiler, hesaplarını bunun üzerine bina ettiler. Bu uğurda birleştiler. Onlar hilafeti yıktırıp müslümanları başsız bıraktılar bölük pörçük yaptılar. Kaldırılan hilafetin yerine Birleşmiş milletleri kurdular. Ama o birleşmiş milletler hep İsrail’in Amerika’nın yanında hep onların menfaatleri doğrultusunda hareket etti. Bizler orada sadece figüranız hiç bir yaptırım gücümüz yok. Hiç bir zaman müslümanların menfaatini gözeten kararlar alınmadı BM’de. 

Uyuyanlar, hedefi dünya olanlar, hoşgörü barış masalları ile boş hayallere dalanlar inanmadılar inanmak istemediler onların sinsi planlarına, ihanetlerini, düşmanlıklarını görmezden geldiler. Hep iyi niyetler beslediler onlara, zeytin dalları uzattılar.

Günümüz Rabbani Alimlerinden Abdulaziz Merzuk et-Tarifi yahudi ve hristiyanlara karşı bizleri şu sözlerle uyarıyor:

“Yahudiler ve Hristiyalar asla Müslümanlara nasihat etmezler, etseler dahi nasihatlerini kendi önceliklerine bina ederler ve gerçekten farklı yüzlerini gösterirler. Ömer radiyallahu anh şöyle demiştir;

‘Onlara güvenmeyin, zira Allah onları hainlerden kılmıştır.'”

Tarihin son Haçlı saldırıları önce beyinlere yapıldı. Medya ve televizyon kanalları, gazeteleri, dergileri ve hayatımızın her alanındaki etkileri ile haçlı saldırıları devredeydi. Hayatımızda İslam dışı olan her şeye sınırsız tolerans vardı. Yeter ki İnsanlar Allah’dan, Tevhid bilincinden uzaklaşsınlar…

Haçlılar her alanda ve hiç bir zaman düşmanlıklarından geri durmadılar, çizilen karikatürlerle Nebimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i hicvettiler. Adı müslüman olan satılmış kukla liderler ses çıkarmadılar bu küstahlıklara, ama karikatürleri çizenlere hak ettikleri cezayı veren Nebi sevdalısı izzetli müslüman gençleri tel’in ettiler, Nebi’nin düşmanları ile dostluk sergilediler. Kendilerinden olmayan herkesle de dost olma, onlara şirin görünme çabasına girdiler, ayeti kerime de belirtildiği gibi kendileri de onlardan oldular.

“Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” (3)

Gaflet uykusu öyle sardı ki bir zamanlar düşmanlarımız Çanakkale’den geçmesin diye nice canlar verildiğini unuttuk, farketmedik Şam beldesine müslüman katliamı için giden Rus gemilerini.

Basiretsiz yöneticiler  ve onların yalakaları bel’amlar bambaşka bir İslam koydular, Çanakkale’de dini için can veren ecdadın torunlarının önüne. Bu İslam anlayışı Amerika’nın ve batının istediği pısırık müslüman üretme çabasının geldiği noktaydı. Mevlanalarla, Yunuslarla uyuttular bizleri. Her şeyi herkesi hoşgör. İçine dön kimseye karışma, Rasulullah’ın, ashabın ve yolunda gidenleri örnek hayatlarını, öğretilerini masal dinler gibi dinledik. Dünyada yaşanan cihad hareketleri terörle yaftalandı, haçlı ağzı ile konuşuldu. Ülkelerinde pisi pisine ölenleri şehid olarak adlandırılıp şehid edebiyatı yaptılar ama cihada düşmandılar.

İşte Cihadın adının anılmadığı, ancak cihadsız şehidlerin çok olduğu bir ülkede müslüman lider olarak yönetimi elinde tut. Müslüman katili Putin’le dostluk kur, cami aç, diğer taraftan ülkenin boğazlarından Putin’in gemileri pervasızca geçsin. Şam topraklarını bombalayacak, katliamlar yapacak silahları, füzeleri taşısın. Birkaç saniye ihlal edilen hava sahan kadar kıymeti olmasın katledilen bebeklerin, giden canların….

Hoca diye ünlenen bel’amlar cihada dil uzatıyor, cihad eden dünyayı arkalarına atıp Allah yolunda bütün rahatlarından geçen, ümmetin derdine çare arayan muvahhid ve mucahidlere, cihadın önderlerine laf söylüyorlar. Bari cihad etmiyorsunuz, cihadı desteklemiyorsunuz edenlere ses çıkarmayın, dilinizle eziyet etmeyin, gölge etmeyin. Onların bu tavrı akla şu kıssayı getiriyor:

“Bir gün adamın birisi, Sufyan b. Uyeyne’nin yanında Müslümanların gıybetini yapıyor ve onları eleştiriyordu. Bunu gören Sufyan, adamın yanına gelerek:

─ Acaba doğuda hiç kâfirlerle cihâd ettin mi?
Adam:
─ Hayır, dedi.
─ Peki, ya batıda? Adam yine:
─ Hayır, dedi.
─ Güneyde?
─ Hayır.
─ Kuzeyde?
─ Hayır.
Bu cevapları alan Sufyan b. Uyeyne rahimehullâh, adama:
─ “Allah’ın düşmanları elinden emin. Sus da, biraz da Müslümanlar dilinden emin olsunlar!”
dedi.
Hayır…hayır…
O halde sus da kafirler elinden emin olurken Müslümanlar da dilinden emin olsunlar…”(4)

Suriye’de kardeş kardeşi vuruyor deyip nusayri Esed’le, Rafizi İran’ı müslümanlarla aynı kefeye koydular. Ticaretleri, menfaatleri, saltanatları uğruna görmek istemediler yapılanları. Şia’nın ezeli düşmanlığını kabullenmediler görmezden geldiler. Halbuki ancak Rasul’ün sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiğini olduğu gibi kabullenip bu yolda hareket edenler kardeştir. Bu kardeşliğin kuralını Alemlerin Rabbi koymuştur. Kardeş değiliz bizimle aynı inancı paylaşmayanlarla. Kardeş değiliz Ali radiyallu anh’ı ilah gören zihniyetle, Esed’i ilah gören nusayrilerle…Kardeş değiliz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in pak tertemiz zevcesi Aişe annemize zina iftirasında bulunan Şia ile.

O annemiz ki iffeti göklerden gelen vahiyle bizzat Allah subhanehu ve teala tarafından tescillenmiş. Ebu Bekir ve Ömer radiyallahu anh’a düşman olanlarla kardeş değiliz. İşte onların yardımına geldi haçlı orduları. Dört koldan saldırıyorlar, ateş kusuyorlar Şam beldesine.* Son model silahlar, üstün teknoloji karşısında bir avuç imanlı yürek. İnananlara zafer vadeden kendisini üstün tutup itaat edenleri yardımsız bırakmayacağına Allah azze ve celle’nin vaadi var.

Şöyle buyuruyor Rabbimiz: 

“Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.” (5)

Biz bu vaadin gerçekleştiğine şahid oluyoruz elhamdulillah işte bir bakıyoruz kafir güçleri yanlışlıkla birbirlerini vurmuş, kendi mevzilerine bomba atmış. Bir bakıyoruz attıkları bombalar, füzeler patlamamış, tepelerinde patlatılmak üzere mucahidlerin eline geçmiş. Bir bakıyoruz uçakları, helikopterleri düşmüş, bir günde onlarca tankları mucahidlerin eliyle etkisiz hale getirilmiş veya mucahidlere ganimet olmuş. Attıkları füzeler kendi mevzilerine düşmüş. Nitekim Rusya’nın fırlattığı füzelerden İran’a düşenler oldu.

Rabbimiz bizleri zaferle müjdeliyor elbette imanının gereğini yerine getirenlerde müjde vuku bulacak. 

“Gevşemeyin, üzülmeyin inanıyorsanız üstün gelecek olanlar sizlersiniz” (6) buyuruyor Rabbimiz.

İşte üstün tutuyor inanan kullarını. Onlar itaat üzere sebat ettikçe, kardeşlik bağlarını sıkı tutup birlik oldukça da bu değişmeyecek. Cihadda matematik hesapları işlemiyor. Cihadın matematiği Rabbe itaatle orantılı. Ne kadar itaat o kadar başarı, ne kadar sabır, sebat o kadar yükseliş ilerleyiş mesafeleri katediş. İman gücü uçakların, füzelerin silah yüklü dev gemilerin çok çok üzerinde.

Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vaad etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler. Hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkarlardır.”(7)

Haçlı savaşları yeni değil, tarihte defalarca tekerrür etti, Kudüs Fatihi Selahaddin’de koca bir haçlı sürüsünü onların güçlerinin yanında bir avuç imanlı yürekle dize getirdi. Onun zamanında da müslümanlar bölük bölüktü, alimlerden, Selahaddin’i cihadında yalnız bırakan zamane alimleri vardı. O alimler İslam beldesini kuşatan devasa sayıdaki haçlı ordusunu haber alınca Selahaddin’i cihadında yalnız bırakmışlardı. Tıpkı günümüzde de hoca diye bilinen bazı belamların Şam cihadında başarılı olunamayacağını söyleyip cihad eden mucahidlere, mücadeleyi bırakıp geri dönmeleri çağrısında bulunmaları gibi. Bu tavır yeni değil aynı tavrı Hendek savaşında munafıklarda takınmışlardı. Düşmanlar toplanıp Medine’yi muhasara altına aldıklarında o munafıklar müslümanlara şöyle çağrıda bulunuyorlardı:

…Ey Medine halkı; sizin için tutunacak bir yer yok. Artık geri dönün…”(8)

Allah subhanehu ve Teala’dan başka korkulmaya layık hiç bir merci kabul etmedikleri için inananlar düşmana boyun eğmediler. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem ve şanlı ashabı Allah’ın yardımı ile düşmanlarını dize getirdiler. Selahaddin Eyyubi rahimehullah’da yalnızca Rabbine tevekkül etmişti. Bu izzetli mucadele sonunda zafer gelmişti, Allah’ın yardımı ile haçlı orduları dağılmış, böylece Şam beldesi müslümanlara vatan olmuş, Kudüs kurtulmuştu.
Tarih boyunca müslümanlar kafirlerin, haçlıların saldırılarına defalarca maruz kaldılar. Ancak onlar kendilerini bitirmek için toplanan düşman topluluğunu haber aldıklarında, gördüklerinde hep aynı tavrı takındılar, ayette bu tavır şu şekilde bizlere aktarılır:

“İnsanlar onlara: ‘Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun’ dediler. Bu, onların imanını artırdı da: ‘Allah bize yeter. O ne güzel Vekil’dir’ dediler.”(9)

Şimdi başa dönersek gaflet uykusu ne kadar sürecek? Ne zaman feda olanlardan, feda edenlerden olacağız? Bizi yaratan can veren hayat bahşeden Rabbimizin kelimesi yüce olsun diye ne zaman gayretlerimizi artıracağız? İşte Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği Melhame(10) kapımızda hemen yanıbaşımızda. Artık saflarımızı belli etme zamanıdır.

Kadınlar eşlerini, anne babalar ciğerpareleri evlatlarını, sevdikleri, üzerine planlar yaptıkları mallarını bu yola adamalıdır. Anneler Hacer olmalıdır, babalar İbrahim, evlatlar birer İsmail… Şu gözümüzde büyüttüğümüz dünya küçülmelidir, bilinmelidir sinek kanadı kadar değerinin olmadığı hissetirilmelidir. Anneler babalar İsmaillerini Meryemlerini yetiştirmelidir. Anneler huri gelinler düşlemelidir oğullarına…Hanımlar feda etmelidir eşlerini, emanet edebilmelidir hurilere.

Biz istesek de istemesek de cihad kapımızda gelin sabırla, metanetle  karşılıyalım onu, gafil kalmayalım, zira bu direniş bizimdir ve bu büyük bir fırsattır kadrini bilenlere…

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine İslam devletini kurmasının ardından gerek kendisinin başkanlık ettiği veya yerine tayin ettiği kumandanları ile gazveler ve seriyyeler düzenlemiş, cihadı hayatla bütünleştirmiştir. Tamam devletimizi kurduk oturalım rahat rahat yaşayalım dememiştir. Onun gönderiliş gayesi bütün insanlığa tevhidi ulaştırmaktı. Bu yüzden durmadı ömrü cihad meydanlarında geçen, cihadı ve şehadeti seven, ve buna teşvik eden bir Nebi oldu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadislerinde şöyle buyuruyor:

“…Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e kasem olsun Allah yolunda gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar hayat bulup gazada tekrar öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp öldürülmeyi ne kadar isterim.”(11)

Bilelim ki bu dünyada rahatının bozulmasını göze alamayanlar, ahirette rahatı bulamayacaklar. Mucahidlere infaklarımızı gönülden gelen dualarımızı gönderelim. Onları incitmekten imtina edelim. Cihada sevdalı eşler, genç delikanlılar mahrum edilmesin bu kıymetli amelden. Ölümlerin en güzeline en kolayına yol bulanlar hiç beklemesin… 
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

“Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Şehidin ölüm (darbesinden) duyduğu ızdırab sizden birinin çimdikten duyduğu ızdırap kadardır.”(12)

Ey anneler babalar! Ciğerparelerinizi, sevdiklerinizi, siz ey müslüman hanımlar! Eşlerinizi bu yolda fedaya hazır olun. Şuna gerçekten inanın ölüm takdir edilen zamandadır. Eceli geleni ölüm oturduğu yerde, sıcak yatağında da buluyor, vade gelmemişse eğer bombaların içinde de olsa sağ çıkıyor. Bunun en meşhur örneği Sahabe efendilerimizden büyük komutan Halid bin Velid radiyallahu anh’dır. Ömrü cenk meydanlarında geçmiş ve vücudunda yara almadık bir karış yer kalmamıştır. Buna rağmen ölüm onu savaşta değil yatağında bulmuştur…

Cihad saadettir, yalnız Allah subhanehu ve teala’nın rızası gözetilerek yapılıyorsa, kaybedilme ihtimali olmayan en karlı alışveriştir. Cihad adrenalindir, heyecandır. Mucahid kardeşleri ile bir arada cihadın güzelliklerini yaşayan mucahidler bunu en iyi idrak ederler. Belki şahid olmuşsunuzdur, duymuş veya okumuşsunuzdur, bir mucahid cihaddan dönmüşse, yeniden gitmek için içinde büyük bir iştiyak hisseder, aklı hep mucahid kardeşlerindedir, yeniden gidebilmek için planlar kurar hazırlık yapar. Cihad bir tutkudur, cihad bir bağımlılıktır, cihad ölüme meydan okumak, ölümü öldürmektir, en sevgiliye, sevilmeye en layık olana, Rabbe adanıştır. İşte büyük mucahid, alim ve inşeAllah şehid Abdullah Azzam rahimehullah’da cihada olan muhabbetini şu sözleri ile dile getiriyor:

“Cihad hayatı en lezzetli hayattır. Sıkıntılara, darlığa sabır ve tahammül, nimet ve lüks içinde kalmaktan daha güzeldir..”

En sevdiğinin, ölümlerin en güzeli şehadetle nişanlanmasına hiç bir seven mani olmasın. Buna hakkımız yok. Şam cihadına iştirak eden Allah uğrunda samimiyetle cihad edenlere büyük ecirler, müjdeler var. Değilmi ki kalıcı değiliz bu diyarda kalıcı diyara yatırım yapalım bekleyecek zaman yok, vakit daraldı Allahu A’lem Melhame başladı…

 سُبْحَانَكَ الّلهمّ وَ بِحَمْدِكَ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاّ اَنْتَ اَسْتَغْفِرُكَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ

“Subhaneke ALLAHumme ve bihamdike eşhedu en la ilahe illa ente estağfiruke ve etubu ileyke”(13)

@hayatcemresiyle

(1) Hadis sahihtir Ebu Davud,2/210.Hakim, 4/486. Ahmed, 5/197

(2) Haşr suresi/14

(3) Maide suresi/51 

(4) Beyhakî, Şuabu’l Îmân, 5/314.

(5) Hac/38

(6) Al-i İmran suresi/139

(7) Nur suresi /55
(8) Ahzab suresi/13.ayet mealinden
(9) Al-i İmran suresi/173.ayet meali

(10) Melhame: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadislerinde geçen, müslümanlarla Rumların arasında vuku bulacak bir savaşlar zinciridir, dünya çapında bir hilafetle sonlanacak ve bu süreci Mehdinin gelişi takip edecektir.

(11) Buharî,İman 25, Cihâd 2,119, Hums 8, Tevhid 28, 30; Müslim, İmâret 103- 107, (18?6), (8, 119); Muvatta, Cihâd 2, (2, 444), 40, (2, 465); Nesâî, Cihâd 14,(6, 16), İman 24.

(12) Tirmizî, Fedâilu’1-Cihâd 26, (1668).

(13) Tirmizi, deavat: 38

*Şam Beldesi Filistin, Suriye, Lübnan, Yemen ve Ürdün’ü içine alır ve merkezi Filistin, Kudüs’tür. 

Hatice Hayat / Islah Haber

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak