Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetKur’an ile hayat bulan hayatlar

Kur’an ile hayat bulan hayatlar

Kur’an ile hayat bulan hayatlar

Nouman Ali Khan, kızı Husna’ya Arapça dersi verirken, Kehf suresi 110. ayete geldiklerinde, bir an duraksıyor. Kızının karşısına oturuyor ve onunla konuşmaya başlıyor, ona unutulmaz sözler söylüyor ve onunla konuşurken, duygularına hakim olamayıp ağlıyor. Bakın, kızına neler söylüyor…
Nouman: Sana bir şey söylemem gerekiyor…
Husna: Nedir o?
Nouman: Dikkatli dinle, tamam mı?
Husna: Tamam.
Nouman: Babamla konuşuyordum. Ondan dedemin numarasını almasını istedim. Dedem neredeyse hiç konuşamıyor, kekemeliği çok ileri, bayağı hasta şuan. Onunla konuşmak istedim çünkü aile ağacımız hakkında bilgi sahibi olmak istiyordum. O da bana durumu açıkladı. O evlendikten 3 gün sonra, bir uçağa binmiş, Lahor’a taşınacaklarmış. Uçağı bir grup insan durdurmuş ve içerideki herkesi öldürmüşler. Dedemler de hayatta kalabilmek için koltuklarının altına, hatta bazen ölü insanların arasına saklanmışlar… Hayatında yaşadığı en korkunç olaymış. İkisi neredeyse öleceklermiş. Bu arada onlar yaşamasaydı, bizler şuan burada olamazdık. Allah bizim şuanda burada olmamızı istemiş ki onların hayatta kalmasını sağlamış… Ama bundan da önemlisi, ona kendi aile ağacıyla ilgili bir şey bilip bilmediğini sordum. O da bana babasını, dedesini ve büyük dedesini anlattı. Onların da bir üstündeki büyük büyük dedesi ise, bir budistmiş. Genç yaşlarında İslam’ı kabul etmiş. Tüm ailesini geride bırakmış, ne olursa olsun İslam’a tutunmaya karar vermiş. Ve eğer o genç adam Müslüman olmasaymış, bizler Müslüman olmayacakmışız. Bu, Allah’ın bizlere o kişinin bir tek kararı sebebiyle verdiği bir hediye. Allah Efendimiz’e (s.a.v) buyuruyor ki: “وَمَا كُنتَ تَتْلُو مِن قَبْلِهِ مِن كِتَابٍ” “Sen (Kur’ân indirilmeden önce), kitaptan okumayı bilmezdin.” (Ankebut/48) Bizler Arap değiliz. Sen Arap değilsin, ben Arap değilim. Bizler insanların binlerce yıl putlara taptığı bir bölgeden geliyoruz. Geldiğimiz yer bu… Bizler yalnızca birkaç asırdır Müslümanız. Ve Allah bize bu Kuran hediyesini vermiş. Bize bu hediyeyi veren O. Söylemek istediğim bir diğer şey ise benim dedeme ne olduğu… Müslümanlar, birçok sebepten ötürü, Kuran-ı Kerim ile olan ilişkilerini kaybetmişler. Onu okumuşlar, ama içinde ne yazdığını hiç anlamamışlar. Efendimiz’e (s.a.v) ve benim büyük büyük büyük büyük dedeme Müslüman olduğunda verilen bu hediyeyi, Müslümanlar kaybetmişler… Biraz okuyorsun, çocukken birkaç sure ezberliyorsun, olay bu. Yaptığın şey bundan ibaret… Daha sonra olay bize, bizim ailemize geldi. Ben senin yaşındayken, Suudi Arabistan’daydım. Suudi Arabistan’dayken hiç Arapça bilmiyordum. Çünkü bulunduğum yerde buna hiç önem vermediler. Birkaç sure ezberledim o kadar… Sonra Pakistan’a gittim –ki orası Müslüman bir ülke, yıllarca orada kaldım. Tahmin et ne kadar Arapça öğrendim? Neredeyse hiç. “Nasara-nasarâ-nasarû…” yu ezberledim, –gerçi onlar bu kelime yerine “katele, katelâ,katelû”yu kullanmayı seviyorlardı (yardım etti kelimesi yerine öldürdü kelimesini)… Öğrendiğim tek şey buydu. Başka bir şey öğrenmek falan da istememiştim zaten. Sonra buraya taşındık. Buraya geldiğimizde, Allah aklıma ve kalbime ne koydu bilmiyorum, üniversitedeyken Arapça öğrenmeye başladım. Arapça öğrenmeye ve biraz Kuran çalışmaya karar vermeseydim, şuan burada bu konuşmayı yapıyor olmayacaktık… Kuran öğrenmeye karar vermeseydim, annenle hiç tanışamayacaktım, evlenemeyecektik ve sen doğmayacaktın, şuan bu işi yapıyor olmayacaktın. Yani demek istediğim, bizim tüm hayatımız, Kuran sayesinde meydana geldi kızım. Şuan neye sahipsek, Kuran ile oldu. Tüm ailemiz… Allah bize Kuran’ı verdiği için…
Husna: (ağlıyor)
Nouman: Şuan burada yaptığımız işi takdir etmeni istiyorum… Seninle bu işi bitiriyor değilim, daha yeni başlıyorsun. Allah Kuran için ne diyordu? “مدادًا” (Denizler)… Biz bu kitap ile işimizi hiç bitiremeyeceğiz kızım. Benim burada yaptığım şey sadece senin ayaklarını bu denizde birazcık ıslatmak. Senin tek yaptığın şey bu. Zaman bırakma zamanı değil, dört elle sarılma zamanı. Ben senin yaşındayken, hiçbir şey bilmiyordum… Hiçbir şey! Şuanda çok duygulandım… Senin, inşallah…. Bilirsin işte… (ağlıyor) Bizler çok kısa süreliğine bu dünyadayız. Arkamızda bırakacağımız tek şey ise, yaptığımız iyi ameller olacak. O yüzden, umarım seni Kuran ile bırakırım… Umarım sen de Kuran’a uygun bir şekilde hayatını yaşarsın… Allah sadece Kuran’ı aklına koymasın, Arapçayı anlamanı kolay kılmasın da aynı zamanda onu kalbine de koysun… Öyle ki onu her gün daha çok sevesin… Onda güç bulasın, –özellikle de şimdi gençsin, güçsüz hissediyorsun, şeytan seninle istediği şeyi yapabiliyor, tam da bu zamanda Allah’ın kelimelerine sığınabilesin. Onlar sana yardım eder, inşaAllah… Seninle çok gurur duyuyorum canım. Allah bizi bu kitap ile mübarek kılsın ve bu nesle onu versin ki bizden çok çok daha iyi olsunlar bu Kuran’da… Ona çok çok daha yakın olsunlar…”

Bayyinah TV, Arabic With Husna adlı dersten

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak