Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetKadın Düzeldiğinde Toplum da Düzelir

Kadın Düzeldiğinde Toplum da Düzelir

Kadın Düzeldiğinde Toplum da Düzelir

Toplumun ahlakının günden güne bozulduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Ve bu dejenerasyon daha çok devlet/rejim eliyle gerçekleşiyor. Bir yandan devlet tarafından yalnızca camilere ve ramazan ayına hapsedilmiş bir Müslümanlık algısı yerleştirilmeye çalışılırken, diğer yandan aynı elle çıplaklık ve pornografi toplum gözünde normalleştiriliyor. En basitinden sokağa çıktığımızda adım başı gördüğümüz belediye reklam panolarının yarısından çoğunda, mevzuuyla alakası olsun olmasın, bir “çıplak kadın” figürü görüyoruz. Ayakkabı, dondurma, tatil, kıyafet, araba, vs. Hepsinde “kadın” ön planda. İç çamaşırı reklamları bile alenen otobüs duraklarına asılmış vaziyette! İffetini korumaya çalışan Müslüman bir erkek, her sokağa çıkışında bu tür ahlaksız görüntülere maruz kalıyor. Kasıtlı olarak bakmasa bile gayri ihtiyari attığı her bakış ve bu bakış sonucu zihnine yerleşen kadın figürünü düşünebiliyor musunuz? Bu erkek şayet evli ise, zihninde olması gereken kadının bu olduğu düşüncesi vuku bulacak ve eşinden aynı ideal tipte olmasını talep edecektir. –Ki basbayağı imkansız bir durumdan bahsediyoruz- Realitede bunu yakalayamayan erkeğin zamanla eşini beğenmemeye başlaması ile ortaya çıkan yıkım süreci, aldatmalar, boşanmalar yada en masum şekliyle ikinci, üçüncü eş vakasıyla sonuçlanacak. Yada bu erkek bekar ise evlenmek isteyeceği Müslüman hanımın bu tipte birisi olmasını isteyecektir. Bunu bulamadığında evlenmeler gecikecek, ertelenecek yada tamamen vazgeçilecektir. . Ve istenilen gerçekleşmiş olacak. Sonuçta toplum ifsad edilmiş, yuvalar dağıtılmış, İslam’ın Müslümanlardan beklediği ideal toplum ve beraberindeki süreçte talep edilen İslam devleti hayalleri suya düşmüş olacaktır.
Bütün bu olanların, kadının ifsadıyla gerçekleşmiş olmasına dikkat etmek gerek. Burada “Müslüman erkeklerin hiç mi suçu yok, bakmasınlar, hadi istemeden baktılar bunu neden eşlerinden/eş adaylarından talep ediyorlar, etmesinler “ denilmesi haklı bir serzeniş olabilir. Fakat her Müslüman erkeğin aynı bilinç düzeyi ve İslami hassasiyete sahip olmadığını, bu sebeple etkilenme oranlarının her birinde farklı gerçekleşeceğini ve ne yazık ki toplumumuzda erkek-kadın her iki cinste de bu duyarlılığın minimum düzeyde olduğunu fark edersek, büyük ölçüde kadının iffetini koruması ile bu durumun düzelmesinin de doğru orantılı olduğunu anlayacağız.
Tüm bunların yanı sıra Müslüman toplumun kanayan yaralarından bir diğeri de git gide nüfusu artan “giyinmiş çıplaklar” topluluğu. Evet, kendilerini İslam’a, tesettüre nispet eden ve fakat saç telleri dışında her türlü mahrem yerlerini sergilemekten kaçınmayan bu grup gün geçtikçe büyüyor ve etkileri toplumun her kesimine sıçrıyor. Özellikle son birkaç yılda sayılarının hayli arttığını fark ediyoruz. Bu kendini kapalı addeden hanımlarımız, dış kıyafet giyinmeyi bir kenara bırakın, modanın getirdiği her türlü yeniliğe kendilerini açmış vaziyette etrafımızda arz-ı endam etmekteler. Rengarenk ve küçücük eşarplar, parlak şallar, açıkta kalmış boyunlar, gerdanlar, bunların yanı sıra edep yerlerini belli edecek derecede dar etekler, pantolonlar, hatta pardösüler artık hiç de garipsenmeyecek şekilde toplumda yaygınlaşmış vaziyette. Neredeyse her şehirde, her sokakta, adım başı bunları da görmemiz mümkün. Bunun altında yatan en önemli sebep ise Müslüman yada muhafazakar kesimin ekonomik durumunun giderek iyileşmesi ve bununla gelen tuhaf bir özgürlük anlayışı. Bunda en büyük katkı yine kendini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayan hükümete ait. Dindar nesil yetiştirme isteğinin altında aslında, eğer dikkatle bakılırsa anlaşılacağı üzere “ekonomik durumu iyileşmiş, muhafazakâr bir nesil” isteği yatıyor. İçi boşaltılmış bir din algısı yerleştiriliyor zihinlere. Allah’ın hükümlerinin yalnızca camilerde Cuma hutbelerinde geçtiği, reel hayatta ise yerini sadece kafaya özensizce atılmış bir şalla bulduğu bir zaman diliminden geçiyoruz. Yasak döneminde Rabbin rızasını kazanmak uğruna alacağı diplomalardan vazgeçen başörtülü ablalarımızın yerini şimdi, başörtüsünün yasak olmadığı “devlet okullarında” yarım yamalak, rengârenk, mendil büyüklüğünde başörtüsüyle okuyan kızlarımız almış durumda.
Kısacası çıplaklık ve kendini beğendirme isteği toplumun her kesiminde giderek tehlikeli bir biçimde yaygınlaşıyor. Bu, hiçbir kutsal değere sahip olmayan kesimde kadının alenen kendini ortaya dökmesi olarak ortaya çıkarken, muhafazakâr kesimde “ucundan da olsa illa bir yerimi göstereyim” şeklinde tezahür ediyor. Çözüm olarak ise; bilinçli her Müslüman’ın bu konuda yapacak bir şeyleri olmalı. Toplum olarak taleplerimiz ne yönde olursa, ortaya çıkan sonuçlar da onlar olur. Talebimiz İslam olmadığında bu tür İslam’la bağdaştırılmaya çalışılan ama aslında temelde çelişen görüntülerin ortaya çıkması da kaçınılmaz oluyor. İlk olarak çevremizden başlayarak bu ahlak kıyımını engelleyeme çalışmak her Mümin/Mümine kişinin görevidir. Bir yandan ahlak değerlerimizi hiçe sayan reklam panolarına tepki koyarken; diğer yandan da yarım örtülülere, İslam’ın emrettiği tesettürün bu olmadığını anlatarak işe başlayabiliriz. (Üslubumuzun yıkıcı değil, yapıcı olmasına dikkat ederek, titiz bir davetçi ahlakıyla ahlaklanmış olarak). Bu şekilde toplumun ifsadının biraz da olsa önüne geçmemiz mümkünüdür. Çünkü diyebiliriz ki; kadın düzeldiğinde, toplum da düzelir, kadın korunduğunda, toplum da korunur.
 

Hanne Meryem/ GençMuvahhide

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak