Kategoriler

İşçi Anne

İşçi Anne

Anadolu’da, tarlasında güneşin altında çalışsan kadın manzaraları, bu ülkede kadının yanlış yerde tutulduğuna belge olarak kullanılırdı. Kahvelerde oturan erkeklerin yerine çalışan kadınlar mazlum olarak gösterilirdi.Kadının asıl fonksiyonunun annelik olduğu tekit edilirdi. Çok değil, yarım asır önce çalışan kadın bir tenkit konusu olarak kabul ediliyordu. Bugün ise geldiğimiz noktada bir gariplik önümüzü tıkamaktadır: Kadın çalışmazsa ne yaparız, çalışmayan kadın olabilir mi denecek bir tartışmanın içinde bulduk kendimizi. Kadını, kendi ekip biçtiği tarlasında görmeye tahammül edemeyenler, başkalarının fabrikalarında, atölyelerinde ve sekreter masalarında çalışırken görmekten nasıl mutlu oldular, hayret doğrusu! Kadın mı değişti, dünya mı yoksa idrakler mi? Bir garipliktir aldı başını gidiyor. Kadını evinden çıkardılar. Tarlasına gittiğinde kadına zulümdü, başkasının iş yerine gidince adı hürriyet oldu, kadına onur kazandırmak oldu. Hani annelik, eşlikle ilgili telakkiler diye soracak kimse de bulunmuyor. Bir dalga esti ve kızlarımızı, önce okuma sevdasına sonra da birilerinin maaşı olmaya doğru sürükledi. Bugün öyle bir noktaya gelmiş bulunuyoruz ki, dul kalan kadına geçmiş olsun ziyareti yapıldığı gibi işsiz kalan kadına da neredeyse geçmiş olsun ziyaretinde bulunulacak!
Bu meseleye, kadının eline para geçmesi durumunda onda oluşacak erkeğe tenezzülsüzlük açısından bakmak istemiyoruz. Rızık endişesini abartıp Allah’a tevekkülün zedelenmesi açısından da bakmak istemiyoruz. Bu iki konu yani kadının aile içinde paralandıktan sonra doğal olmayan başka bir kimlik sahibi olması ve her şeyin para görülüp Allah’a tevekkülün zayıflaması tartışılması gereken başka konular olarak kalsın. Burada başka bir sorunu düşünelim. Çözüm üretebiliriz veya üretemeyiz ama insan olarak gelmekte olan bir afete karşı en azından tedbirimizi alsak demek istiyoruz. O afet şudur: Annelik gidiyor. Anneliğin alternatifi yoktur. Kadından başka anne yoktur. Kadın da anneliğe barikatlar kuran bir çalışma ortamına dalmıştır. İnsanlığın yarını ne olacak? Kadının çalışıyor olması mesela elli yıl sonraki sonuçlarını tefekkür etmeli değil miyiz? Herkes konuyu sadece kendi kızı veya kız kardeşi açısından ele alacaksa mesele yok demektir. Bir veya iki kız evde durmayıp çalışsa ne olur ki? Elbette iki kızın çalışması ile anneliğin kökü kurumuş olmaz. Herkesin bir kızı ve bir kız kardeşi var zaten. Herkes, bir benim kızımla ne olurdan yola çıktı ve kadın iş yerlerine takıldı. Bunun sonu düşünülmeli değil mi? Biz Muhammed aleyhisselamın ümmeti olarak, bireysel düşünebilir miyiz?
Anneliği, anneliğin önemini kimse tartışmıyor. Hatta anne sütü kampanyaları bile yapılıyor. Sütü söz konusu olunca annelik öne çıkıyor. Anne sütü ile ilgili broşürler hazırlayıp dağıtan bakanlığın koridorlarındaki çalışanların önemli bir bölümü, çocuk emzirmeye vakti olmayacak çalışan kadınlarla doludur. Zaten devletlerin ‘anne sütü’ kampanyaları yapmalarının nedeni de, kendi kazdıkları kuyudan afeti izlemeleri değil midir? Kadını iş yerlerine aldılar, çalıştırdılar. Çalışmasını teşvik ettiler. Ellerinde çocuk emzirmeye vakit ayırabilecek anne adayı kalmayınca da ellerine biberon alıp anons yapmak zorunda kaldılar. Süt emziren anne özendirmesinin özü maalesef  budur. Kadının iş yerlerine doldurulmasının bir benzeri, inekler yerine öküzlerden süt bekleyeceğimiz bir proje benzeridir. O da bu da tabii ortama uygun değildir. İnsanlık kendi elleriyle geleceğiyle oynamaktadır. Bu oynamanın ne yazık ki bedeli ortaya çıktığında belki de yapılabilecek şeyler de bitmiş olacaktır. Yeni bir kadın, yeni bir annelik ihdas edilemeyeceğine göre afet göz göre göre üzerimize gelip bizi ezecektir.
Ne zaman bilemeyiz ama bir gün, gençler meydanlara doluşup ‘bizi annesiz bırakanlar, bize yapay anne getirenler, katiller!’ diyerek haykırabilirler. Şimdi genç kızlara iş üretenler, iş ortamını teşvik edenler o gün ne cevap verirler bilemeyiz. Bildiğimiz ve kesin inandığımız bir şey var ki o da, kadını annelik dışında bir alana sürenler, kadını anne olması için, erkeği de anne olacak kadından bir puan üstte yaratana karşı hesap vereceklerdir. Buna iman ediyoruz.
İşçi Anne Afettir
İşin adı ne olursa olsun, anne adayının annelik dışında çalıştığı hiçbir iş, annelik gibi mübarek değildir. Derme çatma bir görüntüden annelik gibi muhteşem bir görüntü oluşturulamaz. Genç kızlarımızın elinde beş on kuruş harçlık olacak, evdeki lükse ve israf tüketimi daha rahat yapılacak diye içine girilmiş olan bu bataklıkta boğulacak olan insanlığımızdır. Her şeyi ithal etmeye, başkasından hazır almaya alışmış olabiliriz. Kapitalizm içimize sinmiş olabilir. Birileri çıkıp haykırmalıdır: Annelik ithal edilemez. Yapay anne üretilemez. Parayla anne alınamaz. Anne şu kainatın en değerli ve taklit edilemez görüntüsüdür. İnsan veya diğer canlılar için geçerli olan bu kuralı delmek sadece bindiğin dalı kesmektir.
Kızını çalıştıranlar, kız kardeşinin çalışmasına göz yumanlar, eşinin işçi olmasına karşı sinsi bir rıza gösterenler suçludurlar. İşledikleri suç, insanlığın geleceği ile oynama suçudur. İnsana para ile değer biçme suçudur bu suç. İlk kavşakta geri dönülmesi gereken bir hata işlenmektedir. Memurluğun Lat ve Uzza gibi bir puta dönüşmesi bu nedenledir. Bir iş bulan genç kızın, adaklar adaması ile uyuşturucu kullanıp kendisini harap eden bir kızın yaptığı arasında en fark vardır? Tıp ve onun alt branşları dışında kadının zorunlu olarak bulunması gereken hangi meslek vardır? Hangi iş, kadının anneliğinin yanında anılabilir bir iştir? Ya da hangi çalışan anne, ayaklarının dibinde cennet kokan annelik yeteneğini kullanabilir. Annelik, ‘işçi’ olma vasfı ile karıştırılarak kullanıldıktan sonra ortada duran anne şu Meryem olabilecek anne midir?
Elbette, bu tartışmada şu boyutu yok sayıyoruz: Bizim kız hariç, bizimkinin çalışması elzemdir ve yerindedir. Başkalarının çalışması suç ve yerinde olmayan çalışmalardır. Herhangi bir harama bulaşan da kendine göre bu tür mazeretler uyduruyordur şüphesiz.
Yan konulara girmeden bir ana konu olarak bu sorunun cevabını bulmalıyız: ‘İşçi anne’ ne kadar annedir? Buradaki işçi kelimesine de takılmamak gerekir. Kadının memur olması da nihayetinde bir işçiliktir ki, memur kadın anneliği yitirmesi açısından fabrikadaki işçi kadından daha çok kayıp vermektedir. Memurluk, bir yandan işçilik bir yandan da hakim güce göre kimlik kazanmak anlamına gelmektedir. Memurun kılık kıyafeti, sosyal güvencesi daha iyi olabilir ama işçiden daha fazla taviz vererek o noktaya geldiğini de bilmemiz gerekir.
İşçi Annelik Suç Mu?
Biz mü’miniz. Yaşantımızı ve düşüncelerimizi belirleyen ilkelerimizi imanımızdan alırız. Bizim için, Allah’ın önümüze koyduğu kurallar vardır. O kurallara göre varız veya yokuz. O’nun serbest bıraktığı ve helal dediklerimiz vardır ya da bize yasak ettiği haram dediklerimiz vardır. Biz, haddimizi aşıp istediğimiz helal istemediğimizi de haram olarak belirleyemeyiz. İmanımız budur, böyledir.
Kadının işçi olması ya da işçiliğin başka isimlendirmeleri olan memurluğa girmesi, bir meslek üzere ilerlemesi ya da ticaret yapması bizim ne erkekler ne de kadınlar olarak kararını verebileceğimiz bir şey değildir. Kadının anneliği dışında bir alanda yer alması ancak Allah’ın haram etmesiyle yasak olabilir. Bunu dışında kadınla erkeğin hiçbir farkı yoktur, olamaz da zaten. Bizim çözmemiz gereken problem, kadının anneliğinin özürlü duruma gelmesi problemidir.  Annelik, işçilikle birleştiğinde artık özürlü durumdadır. Kadının, eş olmanın ötesinde en önemli kimliği anneliktir. Anneliği meşgul edecek her şey  yabancı durumundadır.
Kadının, mümkün olan en kısa yaş diliminde annelik kimliğini kazanması gerekmektedir. Onun annelik vasfı geciktikçe kaybeden insanlık olacaktır. Doğurmak ve anne olmak etrafında dinimizin kadına sağladığı farklılıklar çok dikkat çekicidir. Sadece, evi geçindirme ve ekonomik külfeti üstlenme sorumluluğunun erkeğe yüklenmesi bile bunu izah edebilir. Bunun karşılığında da kadına, evinin bekçiliği görevi verilmiştir. Bunların hangisine bakılırsa bakılsın, anneliği zora sokan hiçbir şeyin makbul olmayacağını söylememiz mümkün olacaktır.
Kadınların evlerinde boş oturmalarını bahane olarak gösteremeyiz. Bir kere kadının veya erkeğin ‘boş’ kalacak vaktinin olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlığın bir parçası, ümmetinin bir ferdi olan ne bir kadın ne de bir erkek boş vakit bulamaz. Sırf boş vakit doldurma gerekçesi anneliği işçilikle birleştirmeye neden değildir.
Günümüz kadınları ev kadınlığı, tesettürlü olma farkını, annelik mübarekliğini cihat düzeyine nasıl getireceklerini de bu mantıkla düşünmelidirler. Bu cihadın ve mücahideliğin pratik sonuçlarından biridir.
Nureddin Yıldız
Mücahide Kadın

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak