Kategoriler
Ana SayfaKültür – Sanatİbrahim, Musa ve Yahya Adındaki Üç Gencin Annesi

İbrahim, Musa ve Yahya Adındaki Üç Gencin Annesi

İbrahim, Musa ve Yahya Adındaki Üç Gencin Annesi

Mustadraf ve benzeri kitaplarda anlatıldığına göre, Abdullah b. Mübarek şöyle anlatır:
” Hac yolculuğu için çıkmıştım. Yolda bir karartı gördüm. Yanına yaklaştım. Baktım ki, ihtiyar bir kadın. Sırtında yünden bir elbise, başında yine yünden bir örtü var. Kendisine selam verdim. O, ”Merhametli Rabb katından onlara selam vardır!” mealindeki Yasin Suresi’nin 58. ayetini okuyarak selamımı aldı.
Kendisine, ”Buralarda ne duruyorsun?” diye sorduğumda, o ”Allah’ın şaşırttığını doğru yola alacak yoktur!” mealindeki Zümer Suresi’nin 36. ayetini okudu. Bundan anladım ki, yolu şaşırarak orada kalmış. ”Nereye gitmek istiyorsun?” dedim. O, ”Gecenin bir parçasında kulu (Hz. Muhammed’i) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir!” mealindeki İsra Suresi’nin ilk ayetini okudu. Bundan anladım ki, haccdan dönmüş, Kudüs’e gitmek istiyor. ”Kaç gündür buradasın?” diye sordum. O, ”Tam üç gece” mealindeki Meryem Suresi’nin 10. ayetini okudu ve orada üç günden beri kaldığını anlatmak istedi. ”Yaninda yiyeceğin var mı?” diye sordum. O, ”Beni yedirip içiren O’dur (Allah’tır)!” mealindeki Şuara Suresi’nin 79. ayetini okudu.  Bundan anladım ki, kendisi hal ehlidir; Allah dostudur. ”Ne ile abdest alıyorsun?” diye sordum. O, ”Su bulamazsanız, temiz toprakla teyemmüm ediniz!” mealindeki Maide Suresi’nin 6. ayetini okudu. Bundan anladım ki, teyemmümle namazını kılıyor.  ”Benim ekmeğim vardır, ister misin?” diye sordum. O, ”Sonra orucu geceye kadar tamamlayın!” mealindeki Bakara Suresi’nin 187. ayetini okudu. Anladım ki, kadın oruç tutuyor. ”Bugün Ramazan değil.” dedim. O, ”Şayet bir kimde gönülden bir hayır işlerse, Allah onun karşılığını verebilir!” mealindeki Bakara Suresi’nin 158. ayetini okudu. Anladım ki, kadın nafile oruç tutuyor. ”Benim gibi niye konuşmuyorsun?” dedim. O, ”Yanında hazır bir gözcü olarak (iki melek) söylediği her sözü zabt ederler” mealindeki Kaf Suresi’nin 18. ayetini okudu. Anladım ki, malayaniden sakınıyor. Kimin nesi olduğunu kendisine sordum. O, ”Bilmediğin şeyin ardına düşme! Doğrusu kulak, göz ve kalp bunların hepsi o şeyden sorumlu olur!” mealindeki İsra Suresi’nin 36. ayetini okuyarak cevap verdi. Bunu sormamın iyi olmadığını anladım ve kendisinden özür diledim. Bunu üzerine O, ”Bugün azarlanacak değilsiniz. Allah sizi bağışlar!” mealindeki Yusuf Suresi’nin 92. ayetini okuyarak beni teselli etti. Kendisine sordum: ”Ben seni, kendi deveme bindirerek, kafileye yetiştirirsem olur mu?” O, ”Hayırdan neyi işlerseniz, Aillah bilir!” mealindeki Bakara Suresi’nin 197. ayetini okudu. Bundan memnun olacağını anladım. Deveyi binmesi için çöktürdüğümde, o, ”Müminlere söyle, gözlerini yumsunlar…” mealindeki Nur Suresi’nin 30. ayetini okuyarak kendisine bakmamamı istediler. Kendi kendine deveye binmeye çalışırken elbisesi yırtıldı. Bunun üzerine, ”Başınıza gelen herhangi bir musibet, ellerinizle işlediğinizden ötürüdür!” mealindeki Şura Suresi’nin 30. ayetini okuyarak ve bir taraftan da, ”Bütün canlı cinsleri yaratan O’dur. Gemiler ve hayvanlardan, üzerine oturasınız diye size binekler vermiştir. Bunların üzerine oturunca, Rabb’inizin nimetini anarak, bunları emrimize veren ne yücedir; zaten bizim gücümüz bunlara yetmezdi. Şüphesiz Rabbimize döneceğiz demeniz içindir!” mealindeki Zuhruf Suresi’nin 13-14. ayetini okuyarak deveye bindi. Ben devenin yularını alarak sayha ve sür’ate başladığımda o, ”Yürüyüşünde tabii ol; sesini kıs! Seslerin en çirkini, şüphesiz ki merkeplerin sesidir!” mealindeki Lokman Suresi’nin 19. ayetini okudu. Ben bu sefer elimi kulağıma atarak şiir okumaya başladım. Bunun üzerine o, ”Kur’an’dan kolay geleni okuyunuz!” mealindeki Müzzemmil Suresi’nin 20. ayetini okuyarak bana vaaz ve nasihatte bulundu. Ben de kendisine hitaben: ”Sana çok hayır verilmiş!” dedim ve bu sözümle kendisinin güzel nasihatta bulunduğuna işaret etmek istedim. O, ”Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır!” mealindeki Zümer Suresi’nin 9. ayet-i kerimesini okudu. Biraz yol aldıktan sonra, ”Kocan var mı?” diye sordum. O, ”Ey iman edenler! Size açıklanınca, hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın!” mealindeki Maide Suresi’nin 101. ayetini okuyarak hiç sormayın demek istedi. Bundan sonra ben de artık kendisine bir şey sormadım.
Yolumuza devam ettik. Kafileye yetiştik. O zaman kendisine, ”Kafilede kiminiz vardır?” dedim. O, ”Mal ve oğullar dünya hayatının zinetidir!” mealindeki Kehf Suresi’nin 46. ayetini okudu. Bundan anladım ki, kafilede oğulları var. Kendisine ”Oğulların kafilede necidir?” diye sordum. O, ”Onlar yıldızlarla da yollarını bulurlar!” mealindeki Nahil Suresi’nin 16. ayetini okudu. Anladım ki, oğulları kafilede kılavuzluk yapıyorlar. Oğullarının adlarını sorduğumda, o, ”Allah İbtahim’i dost edindi!”, ”Allah Musa ile konuştu!”, ” Ey Yahya! Kitab’a kuvvetle sarıl!” meallerindeki ayetleri okuyarak İbrahim, Musa ve Yahya adında üç oğlu olduğunu söylemek istedi. Bunun üzerine ben de, ”İbrahim! Musa! Yahya!” diye seslendim. Üç delikanlı geldi. Yüzleri ay gibi idi. Annelerinin yanına gelip oturdular. Anneleri onlara, ”Paranızla birinizi şehre gönderiniz. En iyi yiyeceklere baksın ve size getirsin! ” mealindeki Kehf Suresi’nin 19. ayetini okudu. Oğullarından hemen biri şehre gidip yiyecek getirdi. Ve annelerinin önüne koydular. Kadıncağız, ”Geçmiş günlerinizde peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz!” mealindeki Hakka Suresi’nin 24. ayetini okuyarak bana ikram etmek istedi.
Ben bu kadının oğullarına dönerek, ” Annenizin bu hali nedir? Neden hiç konuşmuyor? Hep ayetle cevap veriyor. Bunları bana haber vermedikçe yemeğinizden yemem!” dedim. Onlar: ”Bu, bizim validemizdir. Hata söylerim korkusuyla kırk senedir böyledir; hep Kur’an-ı Azimüşşan ile konuşur, başka bir söz konuşmaz!” diye cevap verdiler. Ben de kendilerine: ”Bu Allah’ın fazlıdır. Allah dilediğine verir!” mealindeki ayeti okuyarak annelerini takdir ve tebrik ettim. ”

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak