Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetHicaba Karşı Verilen Savaş

Hicaba Karşı Verilen Savaş

Hicaba Karşı Verilen Savaş

KADINLA İLGİLİ HÜKÜMLER
Dinimizi, toprağımızı, yönetimimizi, aklımızı ve gücümüzü elimizden alıp, bizi
insanlığımızdan mahrum eden batılı çağdaş laikler sonunda kadını da elimizden alıp,
İslamî olan her şeyi yerle bir etmek istediler.
Her şeyimizi ayaklar altına alan Batı, acaba kadınımızı ve onun ırzını koruyacak
ve yüceltecek değerlerle mi ülkelelerimizi işgal ediyordu? Elbette hayır. Müslüman
kadının örtüsü, aslında Batı’dan gelen şirk ve küfür cereyanı karşısında bir kaledir.
Batı, İslami hayata en büyük darbesini Müslüman kadını dönüştürerek vurmuştur.
Batının sömürgeci ve küfür güçleri ve onların yerli işbirlikçileri; İslam düşmanı
modern köleleri olan yandaşları, hicabı yasaklayıp onunla savaştıkları halde, namaz ve
oruçla o kadar ilgilenmiyorlardı. Zira laik, çağdaş Romalı zalimlere göre, insanın
mücerred bir ibadeti eda etmesi, kadının rolü kadar önemli değildi. İhlâssız ve bilinçsiz
bir ibadet, birçok şeyi değiştiremezdi. Ancak, batılılaşmış bir kadın birçok şeyi
yıkabilirdi.
Batılılar gibi düşünen ve inanan, Yunan, Roma, Vatikan kökenli düşüncelere
sempati besleyen bir kadın bile İslamî aile ve devlet yapısını tehdit eden en büyük
tehlikelerdendir. Bu savaşa bilerek destek verenler olduğu gibi, bilmeyerek gafletinden
de destek verenler yok değildir. Müslüman kadını Allah ve Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve
sellem) dilediğinin dışında bir kadın olmaya çağıran, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem)
ashabının yapmadığını, kadını alet ederek yapmaya çalışanlar mü’minlerin yolundan
çıkmış olanlardır. Bunun içindir ki Kur’an, mümüminleri “fahişe” işlemeye davet
edenlerin dünya ve ahirette büyük bir azab müstehak olacağını haber vermiştir.
Kur’an ve Sünnet’te kadınla ilgili hükümler tamamlanmıştır. Allah ve Rasulü
(sallallahu aleyhi ve sellem) kadına bir hak ve görev yükleyip, ona hayatını düzenleyecek olan kaideleri koyduktan sonra, çağdaşlık hastalığına ve aşağılık düşüncesine kapılanların
bunu bozmaya hakkı yoktur. İslamî olmayan yönetim ve toplumlarda sanki İslam
hâkimmiş gibi, esasında gayesi belli ve bilinçli bir şekilde kadının haklarının kollanması
adına, şartlar ve çevreyi önemsemeden kimliğimizi ve itikadımızı, en azından İslam’a
karşı olan güçlerin bizim hakkımızdaki tavırlarını hiçe sayıp, temeli iman ve İslam’a
dayanan kimliğimizin hafife alınmasının ardında hiçbir İslamî kaygı olamaz.
Bu bakımdan özellikle bazı TV kanallarının kadını ve onun örtüsünü gündeme
getirip İslam’ı mahkum etmelerinde bazı insanların alet edilmesi düşündürücü bir
gelişmedir. Bu insanlardan kimisi sanki sadece İslam, kendilerinin dediği gibiymiş gibi
bir intiba veriyorlar. Bunlar, kimi zaman öyle cesaretli ve yukarıdan konuşuyorlar ki,
zannedersiniz ki İslam’ı onlardan başka kimse anlayamaz. İslam âlimlerinin birçoğu ile
alay eden bu insanlardan bazılarına sormak lazım, kendinizde bu cesareti ve yetkiyi
nasıl buluyorsunuz? İnsan kendi kendisine soruyor; bu insanlar bilim adına bazı kritik
meselelerde rejim ve sistemin istediği Kadıyanilik dini gibi bir dinin oluşmasına alet mi
ediliyorlar?
İslam akidesinin esasları tamamlanmıştır. Kimse şu veya bu dünyalık çıkarları
uğruna, daha açıkçası İslam’ın elinden hayat hakkını alıp, onu sadece ruhsuz ve
inançsız bir namaz, çoğu gösterişten öte geçmeyen oruç ve kurban ibadetlerine
mahkûm eden bir devletin hesabına İslam’a -tabiri caizse- uşaklık ve şahsiyetsizlik
kimliğini biçemez.
İslam’ın bugün, olduğu gibi anlaşılıp olduğu gibi tebliğ edilmesi gerekir. Bazı
insanların iman edebilecekleri zannıyla kendi korkaklığımızı ve hastalığımızı örtmek
için, nifaka girip, şirk koşanlarla uzlaşmaya girilmez. Böyle bir çaba kimden gelirse
gelsin, merduttur. Bu, İslam adına ve yararına değil, İslam düşmanlarının lehine olan
bir girişimdir. Madem İslam’da kâhinlik ve ruhbanlık yoktur; öyleyse, akademik
ruhbanlık ve kâhinlik de yoktur.
Bugün Müslüman ilim adamlarına düşen, Kur’an ve Sünnet dairesinde İslam’ın
insanlara götürülmesine çalışmaktır. Sahabe kadınlarının örtünmelerini gerçek yönüyle
ortaya koymakta şu veya bu nedenle korkup, çekinen kimseler, İslam adına çıkıp TV
ekranlarında ahkâm kesip fetva veremezler. Hem rejim fetva vermeyi nasıl kabul eder
görünebiliyor? Mesela; bazıları laik ve de demokrat kimlikle, İslamî kimliğin hâlâ
ayrışmasını istemiyorlar. İşte böylelerini İslam adına konuşturuyormuş gibi,
kamuoyuna tanıtan bazı görüntülü yayın organları; aslında istedikleri dinin nasıl olması
gerektiğini, Avrupai bazı bilim adamlarına söyletmektedirler.
Biz de bu yazımızı, özellikle sık sık gündemi işgal eden veya kasıtlı gündem
haline getirilen Hicab konusuna ayırdık. Yazımızda kimilerinin yaptığı gibi kısır ve
ruhsuz bir tanım olan başörtüsü kavramını kullanmadık. Çünkü bu, ayetlerin
dalâletlerin saptırılmasından doğan bir kavramdır. Tek başına eksik ve yanlış şeyler
ifade eder. Onun için biz Kur’an’ın ve Sünnet’in medlul ve maksadına en uygun olan
“HİCAB” kavramını kullanmayı tercih ettik. İslami emanet açısından yanlışlarımızı Kur’an
ve Sünnet ışığında tashihe açığız. İnşaallah gayemiz Allah’ın rızasıdır. Doğrusunu en
iyi Allah bilir.

Mehmet Emin Akın

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak