Kategoriler
Ana SayfaKadın ve CihadEy Kadınlar Sıra Sizde…

Ey Kadınlar Sıra Sizde…

Ey Kadınlar Sıra Sizde…

Bismillahirrahmanirrahim

Bütün övgüler Allah’a özgüdür. O’na hamd eder, O’ndan yardım ister ve bizleri hidayete erdirmesini, bizleri bağışlamasını dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden O’na sığınırız. Allah’ın hidayet ettiğini saptıracak, saptırdığını ise hidayete erdirecek kimse yoktur. Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Tektir. Ortağı yoktur. Muhammed(sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve resulüdür.Allah (Subhanehu ve Tealâ)‘nın kelimeleri üzerinde düşünen bir kişi Kur’anda erkeklerin kadınlar karşısında üstün olduğunu görür. Bunun nedeni Allah (Subhanehu ve Tealâ)‘nın erkeklere bedensel ve akli ayrıcalıklar vermiş olmasıdır. Bir erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine denktir.
Allah (Subhanehu ve Tealâ)‘nın emirleri ve hükümleri üzerinde düşünenler için nice ibretler vardır. Ancak söz konusu üstünlük dünyevi konulardadır. Uhrevi konularda ise takva ve salih amel dışında kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.
“Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.” (16, Nahl/97)
Hatta Rabbine itaat eden, farzları yerine getiren, ramazanda oruç tutan, namusunu koruyan, kocasına itaat eden kadına kıyamet günü şöyle denilecektir:
“Cennetin sekiz kapısının dilediğinden gir.”
Bu söz erkeklere söylenmeyecektir. Çünkü İslam kadına değer vermiş ve ona büyük haklar tanımıştır. Erkeğin kadın üzerine “kavvam” oluşu dinini koruyan bir aslan misalidir. Böylece kadın evinde korunmuş, rızkı temin edilmiş, Rabbi ve dostları tarafından ikram görmüş olur.
“Sizin en hayırlınız ailesini en iyi davranandır. Ben aileme karşı sizin en hayırlınızım.”
Allah’ın kadına ikramı ve onun konumunu yükseltmesi bu sayfalarla sınırlandırılamayacak kadar geniş bir konudur. Bununla ilgili yukarıdaki iki hadis yeterlidir.
Ey Allah’ın kıymetini yükselttiği ve ikramda bulunduğu siz kadınlar! En küçük bir marufu dahi küçümsemeyin. Dininize yardımcı olmak hususunda erkeklerin kendi üzerlerine düşen görevleri ifa etmelerini bekleyerek ağır davranmayın. Dininize hizmet etmekte tembellik etmeyin. Özellikle de farzı aynlar konusunda… Çünkü bu konuda kadınla erkek arasında fark yoktur. Bunları ihmal etmeyin. Ümmetimizin çektiği acıları düşünün. Erkeklerin çoğu Müslümanların en kötü işkencelere maruz kaldığı şu zamanda nasılda ümmetin sorunlarından yüz çevirdi. Bu dinin, dünyadan elini eteğini çekip, Allah’ın yanındakilere talip olan, dine yardım etmek uğruna ölümü göze alarak yola çıkan bir avuç mü’min kadın dışında ne sözlü ne de fiili olarak destekleyeni yok.
Değerli Bacım!

Sana, erkeklerin çoğunun yastıklarını kabarttığı, dinlerine karşı endişelerinin zayıfladığı, Allah’ın mukaddesatlarına karşı hiçbir çabalarının olmadığını gördüğüm bir günde sesleniyorum. Ne masumların çığlıkları, ne de çaresizlerin inlemeleri onları uykularından uyandırmıyor, onları ilgilendirmiyor. Onların tek derdi yemek içmek, iş, ticaret, çocuklarını şımartmak ve evlendirmektir. Kendilerine cihattan bahsedilip cihada teşvik edildikleri zaman kimi: “Ben mücadele edenler arasındayım. Çünkü okulda öğretmenlik yapıyorum” der.Kimisi “İş yerimde davetçilik yapıyorum”, kimisi ise “Ailemin geçimini temin etmek zorundayım” diyerek sanki farzı kifaye olan bir işe çağrılmış gibi konuyla dalga geçerler. Bununla birlikte ne gariptir ki onca öğretmen, onca davetçi ve pek çok kitap arasında davetin ve cihadın farzı kifaye olduğunu söylemekten kaçınmayan kimselere de rastlıyoruz. Ancak onların unuttukları bir şey var. İlim kendisiyle amel edilmediği sürece kişiye fayda sağlamaz. Aksine dünya ve ahirette kişinin boynuna vebal olur. Bu durumdan daha ilginç olanı ise, mücahitlerin haberlerini sadece izlemekle yetinip Allah yolunda sadaka vermek suretiyle dahi bir yardım yapmadıkları halde mücahitleri desteklediklerini söyleyenlerdir. Oysaki belki de verecekleri sadaka Allah(Subhanehu ve Tealâ) katında oturdukları yerde durmalarının kefareti olacaktır. Onlar bunu yapmıyor, sonrada kalkıyorlar ve mücahitleri desteklediklerini söylüyorlar. Vallahi onlar bunu söylemelerine rağmen mücahitlere yardım etme noktasında onlardan en uzak kişilerdir. Resullullah (sallallahu aleyhi ve sellem) en çirkin sıfatın nefisleri fesata uğratıp toplumları yıkan kıskançlık ve korkaklık olduğunu söylüyor. Sahihteki bir hadiste şöyle buyurur:

 

“Bir adam için en kötü şey tedirgin eden bir cimrilik ile kalbi yerinden oynatan korkaklıktır.”
Bil ki sadece boş bir iddia asla kafi değildir. Kiralık ağıt yakanlar asla çocuğunu kaybettiği için feryadu figan eden bir anne gibi değildirler. Allah dostlarını gerçekten seven, onlara malıyla, kalemiyle, canıyla, çocuğuyla güçü yettiği kadar yardım edendir.
Ey Aziz Bacım…

Ey Safiye’nin, Hansa’nın, Ümmü Ammar’ın torunu…

Haydi ümmetin alnına çalınan bu utancı sil. Zira ümmetin içindeki erkek bozuntuları bunu terk ettiler. Bana kulak ver, söylediklerime kalbini aç… Mücahitlere daima suçlu gözüyle bakan, mücahitlerin her yaptığını hata gören şu günahkâr gözlerin bakışlarını benimle beraber iyice düşün. Onlar yeryüzünde mücahitlerin yaptıkları her şeyi en kötü ihtimallerle ve yorumlarla değerlendirirler. Mücahitlerin yaptıkları şeyleri başkaları tarafından yanlış anlaşılacağı sebebiyle eleştirir dururlar. Mücahitlerin yaptığı her şey hatalıdır ancak aynı amelleri bir başkası yapsa onu görmezden gelirler. Burada kastettiğimiz kişiler ise özellikle alimler ve yöneticilerdir. İbn-i Mübarek ne kadar da doğru söylemiştir:
 
“Ruhbanlar ve kötü din adamları olmasaydı
Hiç din bu şekilde ifsada uğrar mıydı?”
Örneğin bir alim ya da alim olarak tanınan bir kimse Allah’ın haram kıldıklarını helalleştirip, Allah’ın emirlerini haramlaştırdığında -ki bu onun için kesinlikle helal değildir- bazıları hemen o alimi mazur görmeye başlar ve inkar-münkir çizgisini yok edecek derecede o alim hakkında hüsnü zanda bulunurlar. Aynı şekilde bir alim mücahitler hakkında onlara zarar verecek ve kafirlere destek olacak şekilde konuştuğunda bu söylediğinin onun içtihadı ve aslında amacının iyilik olduğunu söylerler.
Yöneticilere gelince; onlar zaten kendilerini İslam dininden çıkaran birçok amelle meşgul olmaktadırlar. Mahkemelerinde (iş işçi mahkemesi, ticaret mahkemesi gibi) tağutların hükmü ve beşeri kanunlarla hükmetmeleri, BM tağutuna muhakeme olmaları, onu razı etmeye çalışmaları yöneticilerin küfürlerinden bazılarıdır. Durum öyle hal almıştır ki bu hükümetler efendilerine tağutların hükmüne karşı çıkan, tağutlarla savaşılmasını vacip olduğunu söyleyen kimselerle savaşacaklarını taahhüt bile etmişlerdir. Allah(Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:
“Her kim Allah’ın indirdikleri ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (6, Maide/44)
Yine şu sayacaklarımız da günümüz hakimlerinin küfürlerinden bazılarıdır: Onlar kafileri veli edinmişlerdir. Kafirleri velayetin en yüksek mertebesine çıkarmışlar, Müslümanlara karşı kafirlere destek olmuşlar, kafirlerin her emirlerine itaat etmişlerdir. Müslümanların kendi topraklarında dahi kafirleri emirlerine itaat edilmesi gereken mutlak idareci olarak tayin etmişlerdir. Gazetelerinde ve radyolarında Allah’ın ayetleri ile istihza etmektedirler. İslamla, Müslümanlarla savaşmakta, İslamla istihza edenleri kanun gücüyle korumaktadırlar. Tüm bunları yaparken de tek bir delilleri dahi yoktur. Ancak tek delilleri mürtedleri ve zındıkları korumalarına karşılık onlardan aldıkları dünyalık ve teşekkürdür.

 

Ancak tüm bunlara rağmen insanların çoğu bu yöneticileri kurtarmak için tevil üstüne tevil yapmaktadırlar. Ancak onları bu dünyada kurtarsalar da asla ahirette kurtaramayacaklardır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:
“Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab’ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma! Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez.” (4, Nisa/105-107)
“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” (11, Hud/113)
Bütün yaptıkları iyilik ve vacipleri yerine getirmek adına olan ve yaptıklarında da Allah’ın kitabına, Rasulullah(sallallahu aleyhi ve sellem)‘in sünnetine ve icmaya muhalif bir şey bulunmayan mücahidler haklarında en çok hüsnü zan beslenilmesi gereken kişiler değil midir acaba?
Ancak buna rağmen hala mücahitlerin yaptıkları eylemleri kınayan ve onların Müslümanları hedef aldıklarını söyleyenler vardır. Müslüman derken kastettikleri de tağutların askerleri ve polisleridir. Ancak bu askerler ve polisler Irak ve Afganistan’da haçlıların üslerinde zulüm altında inleyen Müslümanların çağrısına icabet ederek cihada katılan mücahitlerin peşine düşen kimselerdir. Bununla beraber tağutların, Müslümanların ülkelerinde yayılma adına kurdukları üslerini bu askerler ve polisler vasıtasıyla korumaya çalışmaları görmemezlikten gelinmektedir. Halbuki bu üslerin vurulması düşmana büyük zarar verecektir. Ancak onların bütün çabası Bush’u memnun etmek, onun dinsiz, münkir adamlarını korumak ve bir süre önce Bush’un ilan ettiği Haçlı savaşına dahil olmak içindir. Bush önce savaş ilan etmiş sonra da Muhammed(sallallahu aleyhi ve sellem)‘in ümmetinin saf çocuklarını kandırmak için bu savaşa “terörle savaş” adını takmış ve böylece amacına da ulaşmıştır.
Aynı şekilde mücahitlerin tağutların ordusuna askerlik yapmaktan kaçınmaya dair çağrıları da bu insanlar tarafından duyulmamaktadır. Ancak böyle bir amel haçlıların korunması, onların velayeti altına girilmesidir. Bu ise hiç şüphesiz irtidattan başka bir şey değildir.
Bugün Müslümanların kutsallarına saldıran haçlıların önündeki en büyük engel bu askerlerdir. Onlar olmasa bütün yollar mücahidlere daha kolay açılacaktır. Ancak bunları gören kimse yoktur. Mücahitlerin bu noktada bütün çağrılarına rağmen onlarda tek bir hayat belirtisi görülmemektedir. Onların gözünde tek suçlu mücahitlerdir. İslam ülkelerinde Müslümanların kutsallarını koruma adına büyük kahramanlıklar gösteren mücahitlerin tek tek öldürülmesi de bu kimseler tarafından önemsenmemektedir. Sanki öldürülen kişiler kafir ve mürtettiler. Hatta onların nazarında kafirler bu kimselerden daha değerlidir.
Değerli bacım!

Sen hükümetin sahte alim ve şeyhlerinin fetvalarına sakın aldanma. Onları dinlemekle meşgul olacağına Allah’ın dinini, Müslümanların mukaddesatını korumak için çabala. Bu sözde alimlerin Bush ve onun saldırılarını desteklemek noktasında ne büyük bir role sahip olduklarını düşün. Nitekim bunların fetvaları ile nice mücahit ailesinin mallarına el konulmuştu. Onlar mücahitlerin mallarına el koymayı devlet planı haline getirdiler. Öyle ki bunların verdiği fetvalar neticesince BM güvenlik konseyi el-Kaide/Taliban yaptırımlar komisyonu başkanı Heraldo Munoz ülkesinde Riyad’da alınan kararlar neticesinde terörle savaşta daha çok güçlendiklerini söylemişti. Peki Riyad’da alınan kararlar neydi acaba?
Sadece el-Kaide yöneticilerinin mallarına el konulmakla kalınmayacak, Taliban ya da el-Kaide ilişkisi olduğu tespit edilen bütün hayır kurumlarının mal varlıkları ellerinden alınacaktı. İşte bu senin alim olarak bildiğin kimselerin verdiği fetvalarla gerçekleşmişti. Sadece bununla kalmadılar. Heraldo Munoz akîdevi alanda da köklü kararların alınmasını istiyor ve bu noktada din adamlarının büyük bir role sahip olduklarını vurguluyorlardı. Bu yüzden Cakarta’ya yaptığı ziyaret sonucunda özellikle Endonezya’da radikal görüşlerin tasviyesi için Suud alimlerinin rol almaları gerektiğini ve bu şekilde sorunun üstesinden gelebileceklerini söylüyordu. Munoz’a göre el-Kaide ve Taliban’ın hezimete uğramasının anahtarı Suud alimlerinin cihat bölgeleri ile akîdevi alanda ihtilafları körüklemesindedir. İşte bu açıklamaların hemen akabinden Suud alimlerinden Taliban’ın ve Afganlıların kabirlerden medet beklediklerine dair bir çok fetva yayılmaya başladı.

 

Değerli bacım!

Bu anlattıklarımı iyi düşün… Allah’a yemin olsun ki biz bu alim görünümlü kişiler hakkında susmaktan yorulduk. Özellikle ümmetin gençlerinin bu kişilere aldanmamaları gerekir. Çünkü bugün Selul ailesine (Suud krallığına) hizmet eden alimlerin hepsi dünya karşılığında ahiretlerini satmış kimselerdir. Bu kimseler daha önce mücahitler Rusya’ya karşı savaştıkları zaman onların büyük kahramanlar olduğunu söylüyorlardı. Ancak silahlar ne zaman Amerika’ya döndü, işte o zaman mücahitler bu uşakların nezdinde suçlu kimseler oldular. Zira onların ölçüleri Kur’an değil bilakis Amerika’nın kitabıdır.
Bir kardeşimiz televizyonda kafirlerin elinde esir tutulan bir mücahitle yapılan görüşmeyi izlediğini söylemişti. Bu görüşmede söz konusu esirin kendisine psikolojik işkenceler yapılmıştı. Bu işkencelerin arasında Kur’an-ı Kerim’e hakaret edilmesi ve televizyon getirtilip cihad aleyhinde konuşan şeyhlerin kendisine dinletilmesi vardı. Bu yayınları izleten gardiyanların daha sonra mahkumlara “Bakın hocalarınız bile size karşı bize yardım ediyorlar” dediğini söylemişti.
Değerli Bacım!

Ulemanın yapması gereken Selul ailesinin razı olduğu kimselere yardımda bulunmak değil bilakis yeryüzünün tamamında ve bütün mekanlarda mü’minlere yardım etmenin vacip olduğunu açıklamaktır. Çünkü Şari’i ve Amir olan yaratıcıdır. Selul ailesinin sefihleri değildir.
Bu alimler acaba tüm ülkelerden ve hatta Harameyn topraklarından bile kafirlerin kaçırdığı mücahitlere yardımcı olmak için neden konuşmuyorlar? Onlara karşı olan şer’i vacibi neden açıklamıyorlar? Günümüzde mücahitleri arayıp tağuta teslim olmaları için ikna etmeye çalışmalarına bir bakın. Ne kadar adice ve ahlaksızca…  Müslimanların aleyhinde kafirlere maddi manevi, aleni ve gizli yardımlarda bulunan körfez yönetimi hakkındaki şer’i hükümleri neden açıklamıyorlar? Bütün Müslümanları bu yöneticilerin doğru yoldan ayrıldığı konusunda neden aydınlatmıyorlar?
Kafirlerden beri olmanın ve onlarla savaşmanın vacip olması ile ilgili hükümler nerede? Onların, Müslümanların topraklarına, kutsallarına ve canlarına düşmanlıkla, zulümle saldırdıklarını neden açıklamıyorlar? Ümmeti neden cihada, özellikle de kafir liderleri olan Amerika ve yandaşları ile cihada teşvik etmiyorlar?
Tağutu inkar ne demektir…? Tağut nedir? Allah’ın mürtedlerle ilgili hükümleri nelerdir? Bu alimler neden bunları açıklamıyorlar acaba?
Bu ülkelerdeki yöneticiler bütünüyle dinden çıkmış kimselerdir. Kafirlerin safında saf tutup onlara destekçi olmuşlardır. Peki bugün bu alimler Arap yöneticilerinin ve yandaşlarının kafir olduklarını açıklamıyorlar da bunun yerine sürekli olarak “Allah size onları neden inkar etmediğinizi sormayacaktır” sözünü tekrar edip duruyorlar?
Devamlı surette kendisini övdükleri  Mücahid İmam Şeyh Muhammed Abdulvehhab ne diyor:
“Ey kardeşlerim! Dininizin aslına, evveli ve ahiri, esası ve başı olan Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etme düsturuna sımsıkı sarılın. Manasını bilin, tevhid ehlini sevin, onları uzakta dahi olsalar kardeşiniz kabul edin. Tağutları inkar edin, “onlardan bana ne” ya da “Allah beni onlardan sorumlu tutmadı” diyenlere buğzedin. Bu bir yalandır, iftiradır. Aksine Allah (Subhanehu ve Tealâ)onlardan sizleri sorumlu tutmuştur. Tağutları inkar etmeyi ve onlardan beri olmayı farz kılmıştır. Kardeşleri ve çocukları dahi olsa… Vallahi dininin aslına sımsıkı tutunun ki belki Allah’a hiçbir şey ortak koşmadan onunla karşılaşırsınız.”

 

Acaba bu alimler Şeyh’in bu sözünü bilmiyorlar mı?
Arap yarımadasını haçlıların pisliklerinden temizlemekle yükümlü alimler nerede? O haçlılar ki sadece gelip oraya yerleşmekle kalmadılar. Aksine bu toprakları İslam ülkelerine saldırmak ve İsrail’i mücahitlerin saldırılarından korumak için askeri üs haline getirdiler.
Nerede ilk mücahitler ve sahabenin onuruna vekalet edecek olanlar!…
Nerede hakka tabi olup bidatlere engel olacak olanlar!
Nerede ümmetle ve diniyle ilgilendiğini iddia eden alimler!…
Onlar ki kişisel çıkarları, zevkleri ve şehvetleri için uğraşmazlar.
Ey alimler! Eli kolu bağlanmış olan İslam Ümmetinin sorunlarına eğilin biraz. Amellerinizle konuşun…  Belki de Allah İslam’ın zaferini sizin elinizle nasip edecektir. Bu konuda Ayn-ı Calut Savaşı’nda Tatarlarla savaşan İz bin Abdusselam’ın hayatı sizin için güzel bir örnektir. Yine Şahkab Vakasına katılan İbni Teymiye ve onlar gibi Tatarlarla mücadele eden diğerler alimlerin hayatları. İşte bu alimler ilimleriyle amel eden, dinlerine yardım eden, Müslümanların kutsallarını savunan hakiki alimlerdi.
Ey alimler! Sahip olduğunuz ilim ya lehinize ya da aleyhinize delil olacaktır. Ya size izzet ve gurur verecek ya da utanç verecektir. Öyleyse ümmetinize hayırlı olduğunuzu Allah’a gösterin.
Cihattan geri durur ve hakkı söylemezseniz de bari batılı da söylemeyin ve ümmete sırt çevirmeyin. Ümmetin Allah yolunda cihat etmesine engel olmayın. Mücahitlere karşı tağutlarla yardımlaşmayın. Şeriati Allah düşmanları ile dostluk eden, Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmedenlerin emrinde kullanmaya kalkmayın.
Şeyh Usame Bin Ladin’in  (Allah onu korusun) şu sözlerine kulak verin:
“Kendilerini davetçi ve ıslahatçı olarak isimlendiren bazılarının ülkenin ve ümmetin savunmasının bu tağutların kapısından geçtiğini iddia etmeleri ne kadar da şaşırtıcıdır. Ben onlara derim ki: Sizin cihada çıkmamak için bir özrünüz varsa dahi bilin ki bu özür zalimler karşısında eğilmenizi mübah kılmaz.”
Allah onu esaretten kurtarsın. Şeyh Süleyman Ulvan ümmete verdiği mesajda şöyle diyor: “Canları ile malları ile haçlıların yanında yer alanlar, Afganistan, Irak ve Kürdistan’da uluslar arası küfrün liderine yardım edenler… Onlar münafıktırlar. Dünya hayatını ahirete tercih ediyorlar. Onların hükmü ve konumu bellidir. İkrahı mazeret gösterenler kendilerini kandırıyorlar. Kendi menfaatlerini düşünüyorlar.  Hiçbir alim canı korumak için Müslümanların öldürülmesine ruhsat vermemiştir. Onların canı ve kanı sizin canınız ve kanınızdan daha ucuz değildir. Sizin canınız ve kanınız onların kanından daha pahalı değildir. Biz pek çok yerde bu savaşın haçlı savaşı olduğunu açıklıyoruz. İslam’ı yok etmek ve müslümanları dinlerinden döndürmek istiyorlar. Zaten kendileri de yaptıkları açıklamalarda bunu söylüyorlar:
“Müslümanları yenmek için gösterdiğimiz çabamız Mekke semalarında haç yükselip Medine’de ayinler düzenleyinceye kadar durmayacaktır.”
Ben diyorum ki: Ey âlimler, davetçiler ve şeyhler! Ölüm gelmeden önce Rabbinize tövbe edin. Dininizde samimi olun, mücahit kardeşlerinize yardım etmeye gayret edin ki, yarın Allah’ın huzurunda özrünüz olsun. Her şeyin ortaya döküleceği düşmanların bir araya toplanacağı, bir grubun cennete diğerinin cehenneme gideceği o günü düşünün. Bilin ki cihadın, ilmi ile amel eden alimlere ve muhlis davetçilere ihtiyacı vardır. İş işten geçmeden önce hakkın süvarilerine katıl.

 

Değerli Bacım!

Şimdi kendi kendine şunu soruyorsun: “Biliyorum ki cihat farzı ayndır. Arabistan’daki mücahitler hak üzeredir ve Arabistan yöneticileri haindir. Şimdi ne yapmak gerekir?”
Kıymetli Bacım!

Öncelikle göğsünü hidayete açan Rabbime şükrediyorum. Çünkü hakkı öğrendin, Allah’ın fazlı ile aldatmacalardan kurtuldun. Bil ki Allah şükredene şükründen fazlasını bağışlar.
“Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım.” (14, İbrahim/7)
Artık eşini, çocuklarını ve mahremin olan tüm tanıdıklarını cihada teşvik etmeye başla. Onlara bu emre uyanları Allah’ın nasıl ödüllendireceğini, yüz çevirenleri ise nasıl cezalandıracağını anlat. Önüne fırsat çıktığı takdirde cihat etmek üzere kendine söz ver. Bu gecikse de fırsat bulduğunda cihat edeceksin. Kendine de cihat hakkında telkinde bulun. Bu durumda yatağında bile ölsen Allah seni şehadetle rızıklandıracaktır.
Allah yolunda infak etmekte cömert ol. Bil ki bu sana müstehab değil bilakis vaciptir. İnsanları da Allah yolunda infak etmeye teşvik et. Bil ki Allah (Subhanehu ve Tealâ), cihadın ihtiyaç olduğu zamanlarda mal biriktirmeyi haram kılmıştır. Bu cihat farzı kifaye bile olsa. Şeyh Abdullah Azzam’ın “Mal ile cihada gelince… Mücahitlerin ihtiyaçları durumunda bu farzı ayndır. Velev ki cihat farzı kifaye bile olsa…” demiştir.
Nitekim bunu İbn-i Teymiye (rahimehullah)’da belirtmiştir. Kendisine “Şayet hem açları doyurmak hem de cihata harcayacak kadar para bulunmaz ise ve bu para cihada ayrılmadığı takdirde cihat amelinin zarar görmesi söz konusu ise ne yapılmalıdır?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
“Açlar ölse dahi malın cihada harcanmasına öncelik verilir.”
İmam Malik şöyle demiştir: “İnsanların esirlerini kurtarmaları gerekir. Velev ki bütün servetlerine mâl olsa bile.”
Değerli Bacım!

İnfak etmek konusunda acele et. Çünkü dini korumak canı korumaktan daha önceliklidir. Canı korumak ise malı korumaktan daha evladır. Çünkü mallarımız mücahitlerin canından daha değerli değildir.
Ve son olarak Şeyh Ömer Abdurrahman’ın (Allah onu esaretten kurtarsın) mücahitlere söylediği şu sözü size hatırlatmak istiyorum:
“Canlarınızı Allah’a satınız. Bedel olarak cennete razı oldunuz. Allahu Teala’nın satın aldığı şeye dilediği ücreti koyma hakkı vardır. Teslimiyet ve rızadan başka yolunuz yok. Çünkü canlarınızı sattıktan sonra onlar sizin mülkiyetinizden çıktı. Dilerse sizi hapisle imtihan eder, dilerse şehadetle rızıklandırır. “Biz şehadet istiyoruz” ya da “Biz hapis istemiyoruz” diye her hangi bir şart koşamazsınız…”
Salat ve selam Nebimiz Muhammed’in ailesinin ve ashabının üzerine olsun.

Mun’a binti Salih eş-Şarkavî
Not: Bu makale “Savtul Cihad” dergisinden özetlenmiştir. Yazının tamamı “Ey Vahyin Çocukları! Direnin” isimli eserde yayınlamıştır.

1. Müsnedu Ahmed b. Hanbel, Hadis No: 1573
2.Tirmizi, Hadis No: 3830
3.Ebu Davud, Hadis No: 2150

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak