Evlilik Manifestosu; Yedi Kızın Hikayesi

4
24280

 
Yıllar önceydi..
Yedi kızdık biz.. Birbirimizle, arkadaşlıktan öte can kardeşliğini, dava yoldaşlığını ve gönül dostluğunu paylaşırdık.. Dertlerimiz vardı bizim.. Ümmet adına yığın yığın günahlara ağıtlarımız vardı.. Ve tertemiz ellerimiz, gözyaşlarımız, bir de dualarımız vardı yağmur misali..
Dünya hayatını, ayaklarımız yerden bir karış yukarıda yaşardık.. Bol bol okurduk, konuşurduk, tartışırdık.. Gün olur marşlar söyler, sloganlar atardık.. Öğrencilerimiz olurdu, kurslar açar, kamplar kurardık.. Sabahlara kadar çalışır, birkaç saatlik uykularla günü güne ulardık.. Beş dakikalık teneffüs aralarında imparatorluklar yıkar, devletler kurardık..
Daha on dördünde yıllarla başı belada, en fazla on dokuzunda buralardan kuş olup gitme hayalleri kurardık..Anlamazdı kimseler.. En çok da bizimle aynı yolları adımlayan; “Biz de bir zamanlar sizin gibiydik” sözünün mimarı, 80’lerin gençliği..
“Biz onlar gibi olmayacaktık” sözde.. Fakat henüz denenmemiştik, sınanmamıştık..
Şehirlerde dağlara sabırlar büyütüyorduk.. İmtihanımız silahla olacak, sorular hep o bildik meydandan çıkacak sanıyorduk.. Olmadı..
Şehir imtihanları bir başkadır.. Caddeler ağırlaşır insanın ayağının altında, duvarlar üstüne üstüne gelir.. Hayattır, kendisinden kaçtığımız ve ölüme çaremiz yoktur..
Artık suskun acılar, kaybedişler, tükenişler, tavizler ve kalp ölümleri vardır.. Gençlikteki dosyalar rafa kaldırılmış, sevdaların üstüne kül boşaltılmış, duvarlardan afişler sökülmüş ve dillerde slogan kalmamıştır..
O zamanlar çok düşündüm, “Ne olmuştu bizden öncekilere ve ne olacaktı bize?”.. Ablalara sordum, teyzelere.. Cevaplar genelde tek bir alanda yoğunlaşıyordu: EVLİLİK..
Şehirlerde gençlerin sınav sorusu genelde evlilikten yana çıkıyordu.. Bir dönüm noktası, bir hayat arifesi, hayalle gerçek arasındaki o keskin çizgi.. Hep evlilikle geliyordu..Bizde de öyle oldu.. Kimimiz 19’unda evet derken evliliğe, kimimiz 25’i aştı..
1.Kız:
Çok heyecanlı bir arkadaştı.. Müstakbel eşiyle ilk görüşmesinde uzun uzadıya konuşmuştu.. Evvela Seyyid Kutub’un Yoldaki İşaretleri’ne değinilmişti, ardından gündemdeki Çeçenistan cihadına.. Güncel yazarlar, medya hocaları, manevi liderler, derken halkın cehaleti, mazereti..
Kız; “Falanca kitabı okudun mu?” diye soruyor, çocuk “Evet” diyerek kitap hakkındaki detaylara giriyordu.. Kızın gözleri “İşte bu!” diye parlıyordu..
Madem ki evlenecekti Allah için olmalıydı, İslam için, dava için.. Sormadı başka şey, düşünmedi hiç..
O bizim evliliğe ilk emanet ettiğimizdi.. Aramızdan ilk uğurlanan.. Onun için hepimizde bir endişe ve hüzün vardı..
Aradan birkaç yıl geçtiğinde; “Evliliğin nasıl?” diye sordum. “Kocam tipik bir doğu erkeği çıktı” dedi.. “Okuduklarımızın, düşündüklerimizin evliliğimize hiçbir faydası olmadı maalesef.. Yoldaki İşaretler, kayınvalideme karşı alttan almam gerektiğini, yoksa bunun faturasının kocam tarafından bana ödetileceğini öğretmedi bana.. Fethi Yeken, eşime bir türlü bize karşı merhametli ve anlayışlı olması gerektiğini anlatamadı..
Karşındaki İslam uğruna mücadele eden adamın, normal hayatta sürekli eleştiren, beğenmeyen, geçimsiz ve sinirli biri olacağını düşünemiyorsun.. Fakat İslam devleti teorilerimizin ne mutfakta yeri var, ne de yatak odasında..”
2.Kız:
Temkinli bir arkadaştı, doğruya her daim kalbi açık, hatada ısrar etmeyen samimi bir kardeşti.. İlk arkadaşımızın hikayesinden olacak, talibi olan gence; “Benim için en önemli şey; İslam’ın bünyesinde yeşereceği ailedir.” demişti.. Ve sabrı, fedakarlığı, eşler arasındaki uyumu, akrabalarla münasebetleri, çocuk eğitimindeki ilkeleri uzun uzadıya konuşmuşlardı.. Gencin zaten yumuşak başlı bir duruşu vardı, konuşulan mevzularda mutabakat sağlanmış ve kısa zaman içinde düğünleri olmuştu..
Bu kez daha umutluyduk, dualarımız ‘Bu yuvanın bir cennet bahçesi olması’ yönündeydi..
Nice zaman sonra konuştuk.. “Evlendikten sonra bunalıma girdim” dedi.. “Eşim, Şia inancına çok yakın fanatik bir İrancı.. Namazları cem ediyor, sahabeye dil uzatıyor, hadisleri takmıyor, sünnete burun büküyor..Önceleri “Düzelir” dedim, alttan aldım, gün oldu konuştum, gün oldu yalvardım.. Fikirlerinden hiçbir şekilde vazgeçiremedim.. “Boşansam” dedim ama hamileydim, ona da cesaret edemedim.. O gün bu gündür ne o değişti ne de ben.. Her zaman itiş-kakış aramızda.. Olan da zavallı çocuklara oluyor..”
3.Kız:
Aceleci bir arkadaştı, kendisini sınamadan olaylara dalıvermesi yüzünden her zaman başına iş açardı.. Etraftaki olumsuz Müslüman erkek tiplemelerine bakarak; “Buralar adamı çürütüyor. Cihada gidecek biriyle evlensem de hemen yollasam onu, şehid olsa” diyordu.. Öyle de oldu nitekim.. Evliliklerinin üçüncü ayında cihada giden eşinin çok geçmeden şehit haberi de geldi..
Hepimiz yanında durduk kardeşimizin, ona destek olmaya çalıştık.. Fakat o bambaşka tavırlar sergiliyordu.. Durmadan dövünüyor, oraya buraya düşüp bayılıyordu.. Zaman geçtikçe bunalımları arttı, ne okuduğumuz ayetler onu teskin etti, ne de şehid eşi olmanın müjdeleri..
Yavaş yavaş hepimizle irtibatını kesti.. Yıllar sonra onu bir iş merkezinde daracık kıyafetiyle, makyajlı yüzüyle gördüğümde önce tanıyamadım sonra gözlerime inanamadım.. İş hayatına atılmıştı.. “Cihada gidecek adam evlenir mi hiç? Bak işte ortada kaldım, başımın çaresine bakıyorum.. El-aleme muhtaç olacak halim yok ya!” diyordu..
4.Kız:
Çok yumuşak huylu ve fedakar bir arkadaştı.. Herkesin yardımına koşar, elinden geleni ardına koymazdı.. Akrabadan gelen talibi için anne-babası; “Namaz kılıyor ya gerisini fazla kurcalama. Hem sen ne diye bu güne kadar okudun, ettin? Öyle her şey tastamam olur muymuş? Zamanla sen anlatıp öğretirsin” diyerek evliliğini bir oldu-bittiye getirmişlerdi..
Konuştuğumuzda; “Çok zor” diyordu.. “İnsanın aynı dili konuşmadığı, aynı hassasiyetleri paylaşmadığı bir adamla evlenmesi o kadar zor ki.. Ben oturup Allah’ın ayetlerinden bahsedelim, bize faydası olacak şeylerden konuşalım istiyorum, eşim maç seyrediyor, saçma sapan dizilerin başında uyuyakalıyor.
İlk zamanlar; “Ben de okurum seninle, çok şey bilmiyorum ama sen öğretirsin” falan diyordu. Fakat zaman ilerledikçe; “Çok da aşırı gitmeye gerek yok. Benim de bir gururum var, eşim dostum var” diyerek beni uyarmaya başladı.. Ne zaman bir hayra niyetlensem onu karşımda buluyorum.. İşin en acı yanı ise çocuklarıma sözüm geçmiyor.. Ben; “Haydi çocuklar televizyonu kapatıp biraz kitaplarımızı okuyalım” diyorum. Eşim; “Bırak çocukları, ne zararı var sana, güzel güzel oturuyorlar işte” diyor. Onun bu tavırlarından sonra artık beni kim dinler?..”
5.Kız:
Aramızda ilmi en çok sevendi.. Normal işinde gücünde insanlar ona ‘sıradan ve basit’ geliyordu.. “Tam benim istediğim eş adayı” dediği genç, Şam ve Kahire’de uzun yıllar eğitim almıştı.. Onlarca alimin ilim meclisinde bulunmuş, kütüphaneler dolusu kitabı adeta içercesine okumuştu..
Arkadaşımız bir eşten çok dizinin dibine oturup ilim tahsil edeceği bir hoca bulmanın mutluluğuyla evlendi.. Hepimiz çok umutluyduk, bu evlilikte hayatla birlikte bir şeyler devam ettirilecekti..
Fakat duyduk ki, genç buralarda daha yeni tutunuyor.. İş-meslek namına bir becerisi yok.. Birkaç ay çalıştıktan sonra aylarca işsiz dolaşıyor.. Arkadaş kucağında bebeği ile yardıma muhtaç.. Kardeşlerle ufak-tefek aramızda bir şeyler hazırlayıp ziyaretine gittik..
Bizi duvarları tamamen kitaplıklarla kaplı bir salona aldı arkadaşımız.. Kenara eski, küçük bir dikiş makinası koymuş, konu komşuya dikiş dikmeye başlamıştı.. “İlk başlarda her şey çok iyiydi, beraber okur, düşünür, konuşurduk.. Fakat bir evin, ailenin ayakta durması ilimle değil maddi ihtiyaçların karşılanması ile.. Gün geçtikçe, “Kira günü geldi, su kesildi, yağ bitti” dedikçe aramızda problemler baş göstermeye başladı.. “Allah kerim, o rızkımızı gönderir” deyip odasına çekilen eşimin, onca ilmine rağmen artık gözümde mahallenin en cahil ama evine ekmek götüren adamı kadar bile değeri yok maalesef..
Akrabalardan, eş-dosttan yardım kabul etmek ne kadar ağır bir durum.. Sağolsun bir akrabamız bu dikiş makinasını verdi, ben de gece-gündüz demeden bir şeyler dikmeye çalışıyorum..”Acı acı gülerek; “Artık bunca kitabın, ilmin gözümde hiçbir değeri kalmadı.. Yedi aylık kızımı kucak istediği zaman kucağıma bile alamıyorum çalışmaktan, çocuk makine tıkırtısının arasında ağlaya ağlaya susuyor.. Ama başka çarem de yok” dedi..
6.Kız:
Sevgi dolu bir gönül dünyası vardı.. Duygusal, içli ve dünyaya kalbi ile bakan tertemiz bir kardeşimizdi.. “Sevmeden olmaz” diyordu, ne olacağı baştan belliydi.. Kalbini bir gence kaptırdı ve çok geçmeden evlendi..
Bizim camiada en sert eleştirilen o olmuştu.. Ne davayı satmışlığı kalmıştı, ne basit bir sevdaya tutulmuşluğu ne de iffetsizliği..
Bir bayram günü memlekette karşılaştık.. Gözleri hala pırıl pırıldı.. “Rabbime hamd olsun beni mahcup etmedi..” diyordu. “Nasıl oldu?” diye sordum. Anlattı:
“Beni bilirsin, zeki değilimdir, aklım da pek bir şeye ermez. Fakat dualarım ve gönlüm elhamdülillah beni yanıltmadı.. Sevmek derken öyle körü körüne değil.. Sevdim ama çok istişare ettim ben, eğer eşim uygun biri olmasaydı “Bir kere sevdim” diyerek peşinden gitmeyecektim elbette..
Bir şeyi sevmeden, içime sindirmeden yapamazdım.. Çok dua ettim ben, “En hayırlısını sevdir gönlüme” dedim.. Öyle de oldu.. Evlilikte sorunlar olmaz mı? Elbette bizim de sorunlarımız oldu/oluyor..
Fakat gönlümün eşime karşı sürekli sevgi dolu olması, eşimin de bana aynı ışıkla bakması Allah’ın yardımıyla bu sorunları hep küçültüyor.. Esasen benim pek bi beklentim yoktu; sevgi dolu, uyum içinde yaşasak, Allah’a kul, birbirimize yoldaş olsak yeterdi.. Onun için akşamları eşimi kapıda karşılamayı, ona sevdiği yemekleri hazırlamayı seviyorum ben, ailesinin yanında onun göğsünü kabartmayı, onunla el ele yürümeyi, çocuklarımızla şakalaşırken onu seyretmeyi, beraber kitap okumayı, arkasında namaz kılmayı.. Velhasıl Allah yüzüme güldü, işte altı yıl oldu, beni dualarım, bir de gönlüm kurtardı..”
7.Kız:
Aramızdaki en seviyeli arkadaştı, tam bir hanımefendiydi.. İnsanlarla bütün iletişimini “saygı” çerçevesinde kurardı.. Yaptığı her işe özen göstermesi, en iyisini yapmaya gayret etmesi onun en belirgin özelliklerindendi..
Evlendiği gencin gerek fikri yapısını, gerekse ahlaki yapısını ciddi bir şekilde araştırmıştı.. Aileler arasında da uyum vardı, öyle olunca uzatmadan evlenmişlerdi..
“İyi misiniz?” dedim.. “Elhamdulillah” dedi..
Ona göre saygı, sevginin bekçisiydi.. Saygı olmadan sevgi yıpranmaya, tükenmeye mahkumdu.. Eşine neredeyse “siz” diye hitap edecek kadar saygı duyuyordu.. Yüzüne karşı ona “dünyanın en iyi erkeği” değerini veriyor, gıyabında sürekli onu onurlandırıyordu..
Saygı göstererek kendi saygınlığını korumayı ilke edinmişti..
“Elbette tartışmalarımız oluyor” dedi.. “Tamamen bambaşka ailelerde yetişmiş iki insan, birbirinin tıpatıp aynısı olamaz. Bu sebeple benim doğrum ona yanlış, onun doğrusu da bana yanlış gelebilir. Fakat biz uyumu, saygı ekseninde birbirimizle konuşmak ve birbirimize karşı anlayışlı davranıp zaman tanımakla elde ettik.. Sinirlendiğimiz zaman susmak, daraldığımızda ortam değiştirmek, sorunların üzerine üzerine gitmektense zamana yaymak ve saygıyı hiçbir zaman eksiltmemek.. Evliliğimden öğrendiğim şeyler bunlar oldu..”
Türlü türlü hatalar işledikten ve çokça zayiat verdikten sonra ben de şunları öğrendim;
1-İnsan evliliği için daha bekarlığında yatırım yapmalı.. Ahlaki, imani ve fikri olarak evliliğe hazırlanmalı.. “En hayırlısı için” dualar etmeli.. Rabbinden gönlüne “rıza” dilemeli..
2-Evleneceği adayı sıkı sıkıya araştırmalı, yakınlarını çapraz sorguya almalı. Hocası; “Efendi çocuk” dedi diye sınavı geçti kabul edilmemeli.. Sevene-sevmeyene, okuluna, işine, mahallesine, akrabasına teker teker sorulmalı..
3-Bu sorgu sualler; adayın ahlaki, fikri yapısını, karakterini, dünya görüşünü, tavır ve duruşunu, cemaatini, aile ve akraba münasebetlerini vb. şeyleri kapsamalı..
4-“Ne kadar maaş aldığı” sorulmasa bile, ailesini geçindirmek için gerekirse “simit satmaya” gönlü olup olmadığı geçmişinden geleceğine bakılarak araştırılmalı.. Elbette Allah’a rızık verici olarak tevekkül etmeli fakat bu rızkı celbedecek gayreti gösterip tekellüf[1] ehlinden olmamalı..
5-“Evlendikten sonra namaza başlayacak”, “Düğünden sonra kapanacak”, “Sen onu adam edersin”, “Bildiklerini öğretirsin” şeklinde gelen hüsnü kuruntulara aldanmamalı.. Eşlerin birbirlerine tebliğ yapması, öğretmenlik yapması çok zordur.. Böyle adaylarla evlenme niyeti olan kişi, kendisini en kötüsüne hazırlamalı. Yani; “Bu adam namaz kılmadı bunca zaman, bundan sonra da hiç kılmayabilir”, “Bunca zaman tesettüre riayet etmedi, bundan sonra da etmez” gibi.. İyiye giderse sevinip şükretmeli, fakat gidişat devam ettiğinde ise dövünmemeli.. Çünkü böyle kimselerle evliliği kabul etmek, en başta bu olumsuzlukları kabul etmek anlamına gelir.
6-Evliliği için boyundan büyük imtihanlar temenni etmemeli.. “Şehit hanımı olayım”, “Hasta çocuk bakma sevabı alayım”, “Fakir olsun da darlığa sabredeyim”, “Zengin olsun da infak edeyim” gibi şu haliyle sonucunu kestiremediği imtihanları dilememeli/çağırmamalı..
7-Sevmek, gönül kaptırmak evliliği kimi zaman bir rahmete çevirse de çoğu kez aldatıcı olmuştur.. Onun için görerek evlenenler bir kez düşünecek ise, severek evlenenler üç beş kez daha fazla düşünmeli.. Sevenin gözünün kör, kulağının sağır olduğu hesaba katılırsa yanlışa düşmemek için daha fazla ince eleyip sıkı dokumalı.. Duayı elden bırakmamalı..
8-Evlilik görüşmeleri “temiz” adaylar açısından genelde heyecanlı, çekimser, duygusal ve ‘ne yapacağını bilemez’ bir halde geçer.. Onun için süreci aceleye getirmemeli, özümsemek için akla ve kalbe zaman tanımalı.. En az beş aklı başına kişiyle istişare etmeli.. Bu istişareler kızın sınıf arkadaşları, gencin iş arkadaşlarıyla olmamalı.. Aileden, akrabadan, komşudan, kendisine fikir danışılan bir öğretmenden, hocadan görüş alınmalı..
Evliliğe adım atmak zor değil fakat bitirmek hiç de kolay olmuyor.. Onun için insan elinden gelenin en iyisi için gayret göstermeli, Rabbine ve kendisine mazeretler hazırlamalı.. Yine de olmazsa “takdir” deyip sabretmeli.. Hiç olmayacaksa “boşanmak da helal” deyip uzatmadan geri dönmeli..
Allah, bekarlarımıza salih-saliha eşler, içinde isminin zikredildiği ve şanının yüceltildiği cennet misali yuvalar ve cennete aday çocuklar ihsan etsin..Evlilerimize ise rızası uğrunda güzel hal ve gidişatlar nasip etsin.. (Amin)

Ummu Reyhane

Müslüman Anneler

4 YORUMLAR

  1. Selamun aleykum.
    Yazinizi islahhaber de okudum.
    Bana yaziniz Allah en dogrusunu bilir bir kısım mesele haric faydali geldi.
    Çıkarımlarınızdan önce zikretteğiniz kıssalar nass konumunda olmadığı için sonuçlarında bir bağlayıcılığı olmaktan ziyade bir görüştür. Ama ben okurken sanki doğrusu böyle olmalı gibi demek istediğinizi anladım . Ķüçük bir şey eklemek istiyorum. Annelerimize teyzelerimize baktığımda genelde mutlu olmak için çok zorlanmıyorlar. Ama bu iş şimdi zor. Herkes çok şey bekliyor.
    وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا
    Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir çikis yolu yaratir.
    وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ ۚ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ ۚ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ ۚ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا
    Ve onu ummadigi yerden riziklandirir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her sey için bir ölçü koymustur.(talak 2,3)
    Allah razı olsun.
    Hakkınızi helal edin.

  2. Allah (cc) (Yed’û ila dârüs-selam.) cennete çağırıyor iken dünyaya ait her şey mâ siva iken, cüz’i irade ile olan tercihlerimizde olsun, zorunlu ilâhî tercihlerde olsun, imtihanı geçmek, cennete varmak için, tek ve biricik şart, sabır ve rızâdır. Aman asla dünyaya esas yurt muamelesi yapmayalım. Fani ama geçmiyor işte, vesveselelerine kulak vermeyelim. Gözümüzü Allah’ın çağırdığına dikelim. O vakit nazarınızı çevirdiğiniz, acı hissettiğniz hiç bir elemi duymayacak ve hissetmeyeceksiniz. Sabretmeyip kaçmak imtihandan kaçmaktır. Kaçtığınız şey de başka bir imtihandır. Allah (cc) sizi neyle imtihan etmek istiyorsa itiraz etmeyiniz. Hepimizin aradığı mutluluk, selam yurdu Cennettedir. Yanlış yerde aramayalım. Ves-selam…

CEVAP BIRAK