Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetEn Büyük Nasihat: “Ölüm”

En Büyük Nasihat: “Ölüm”

En Büyük Nasihat: “Ölüm”

Bismillahirrahmanirrahim.
“Lezzetleri kaçıran ölümü çokça hatırlayın!”[1]
Allah Rasulü ümmetine böyle tavsiye ediyor. Üzerinde çokça düşünülmesi, tefekkür edilmesi gereken hadislerden biridir bu. Acaba Allah Rasulü sav neden böyle bir tavsiyede bulunmuş? Ölümü sıkça hatırlamak bize ne kazandırır?
Ölüm; en bilinen manası ile bu dünyadaki hayatın bitip kabirdeki hayatın başlamasını sağlayan yer değiştirme hali. Zihnimizde hep “acı” bir hadise olarak yer etmiş. Aslında derin düşünüldüğünde, iman etmiş bir kişi için korkulacak ya da acı verecek bir durum olmamalı. Sadece bu dünyada insanın sevdiklerinden ayrılmasının hüznü, ölümü acı hale getirebilir. Oysa bizler aslında bu dünyaya ait değiliz. Buraya aitmişiz gibi yaşıyoruz lakin değiliz. Mahiyetini bilmediğimiz bir âlemde ruhlarımız yaratıldı. Orada ne kadar kaldık bilmiyoruz fakat dünyadaki ömrümüzden kat kat daha uzun olan bir süre olduğu kesin. Daha sonra ruhlarımıza bedenler giydirildi ve dünya denilen imtihan mekânına yollandık. Burada her anının hesabını vereceğimiz, ortalama 70-80 yıllık bir hayat yaşıyoruz ve ölümün kapımızı çalması ile tekrar öte aleme geçiyoruz. Orada ne kadar kalacağımız da belli değil. Ta ki ahiret hayatına kadar. Ahiret ise başlı başına bir sonsuzluk. Kısacık dünya hayatımızın karşılığı olarak cennet ya da cehennemin önümüze sunulacağı sonsuz bir hayat daha. Yani aslında bakıldığında ölümden önceki ve sonraki hayatımız şu dünyadaki hayattan kat be kat daha uzun ve daha gerçekçi bir hayat. Bu dünyada sanki bir rüyada gibiyiz aslında. Ölümle bu rüyadan uyanıyoruz. Gerçek hayatımıza dönüyoruz.
Allah Rasulü sav dünya hayatını; “Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim.”[2] diyerek tanımlıyor. Uzun bir yolculuk yaptığımızı düşünelim. Yolumuz uzun, uzak bir yerden geliyoruz ve önümüzde daha da uzun bir yol var. Mola yerimiz ise bir ağacın gölgesi. İşte o gölge bizim dünya hayatımız. Sanki sonsuza kadar burada kalacakmışçasına planlar yaptığımız, dünyalıklar uğruna kendimizi yorduğumuz, dünyalık dertlerle kederlere daldığımız o dünya işte bu ufak ağacın gölgesinden ibaret. Biz burada bir soluk alımlık bir süre boyunca kalıyoruz. Sonra yolumuza devam edeceğiz. İşte o aldığımız soluk Allah için yapabileceğimizin en iyisi olmadıkça hiçbir değer taşımıyor. O aldığımız soluk başkalarına hayat vermiyor, İslamı yüceltmek uğruna soluk borumuzdan çıkmıyorsa, ahirette; yani varacağımız o gerçek menzilde hüsrana uğrayanlardan olma ihtimalimiz çok yüksek. İşte bu yüzden Allah Rasûlü sav ölümü sıkça hatırlamayı tavsiye ediyor. Her an kendimizi hesaba çekmek, bu dünyaya ait olmadığımızı unutmamak, salih ameller ile cenneti kazanmak için ölümü hiç unutmamamız gerekiyor. Bu dünyanın tasaları ile kalbimizi meşgul etmemek, dünyalık sıkıntılar karşısında dirayetle ayakta kalabilmek, her işte Rabbin rızasını aramak için ölümü hep hatırlamamız gerekiyor.
Sadece sevdiğimiz insanlar bu dünyadan ayrıldığında değil; aldığımız her nefeste, her adımımızda ölümü hatırlamalıyız. Ölüm; bize üç günlük ibret değil, bir ömürlük nasihatçi olmalı. Onu hep hatırlamalıyız ki, bu dünyanın oyun ve eğlence yeri[3] olduğu gerçeğini hiç aklımızdan çıkarmamış olalım. Zira bu dünyanın bir oyun yeri olduğu gerçeği; kişiye zorluklar, acılar, kayıplar karşısında sebat azmi verecektir. Ne olursa olsun kalbinde Rabbin rızasını en üstte tutma isteğini yeşertecektir. Günahlardan, haramlardan uzak kalmak gayreti verecektir.
Allah Subhanehu ve Teala “O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.”[4] buyuruyor. Yani bu hayata gönderiliş gayemiz sadece “kulluk”. Hangimiz Rabbine daha iyi kulluk edecek, hangimiz O’nun rızası uğruna dünyalıklardan vaz geçip; canıyla, malıyla, tüm ruhuyla cihad edecek, hangimiz la ilahe illallah bayrağını dalgalandırmak uğruna nefsinden vazgeçecek, hangimiz her sıkıntı geldiğinde “inna lillah ve inna ileyhi raciun” ayetini düstur edinecek işte yolların ayırım noktası bu. Hayatın ve ölümün yaratılış sebebi bu. Cennet ve cehennemin var ediliş gayesi bu. Bu yüzden de mola verdiğimiz o ağacın gölgesindeki bir nefeslik dinlenme vaktini yapabileceğimizin en iyisini yaparak sonlandırmalıyız. Ki ölüm gelip çattığında pişmanlıkla son nefesimize koşmayalım. Kendime ve kardeşlerime nasihatim budur. Çünkü ölüm geldiğinde, dünya hayatında umarsızca harcadığımız ‘vakit’ denen nimetin bir dakikası bile tevbe etmemiz için fazladan verilmeyecek. Bu fikrin dehşetini hiç aklımızdan çıkarmamalıyız.
Allah ayaklarımızı dini üzere sabit kılsın ve canımızı iman etmiş kullarından olarak alsın.
Allahumme amin!
[1] (Hadis-i Şerif / Tırmizi: 2307)
[2] (Tırmizi, Zühd 44)
[3] (ankebut-20)
[4] (mülk/2)
 

Hanne Meryem/ Genç Muvahhide

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak