Kategoriler
Ana Sayfaİlim-İrşadDemokrasi Bir Dindir – İkinci Şüphe: Necaşi’nin Allah’ın İndirdiği İle Hükmetmediği İddiası

Demokrasi Bir Dindir – İkinci Şüphe: Necaşi’nin Allah’ın İndirdiği İle Hükmetmediği İddiası

Demokrasi Bir Dindir – İkinci Şüphe: Necaşi’nin Allah’ın İndirdiği İle Hükmetmediği İddiası

İkinci  Şüphe: Müslüman Olduğu  Nebi (sav) Tarafından  Haber Verilmesine Rağmen,  Necaşi’nin, Allah’ın İndirdiği İle Hükmetmediği  İddiası

(Şeyh Ebu Muhammed el Makdisi’nin Ümmetin İmtihanı Demokrasi kitabı sayfa 47 ile 53 arası)

* * *

Heva  ehlinden  olan  bazıları, şirk parlamentolarında milletvekili görevinde  olan kişilerin ve yönetici konumundaki tağutlarının durumunu yamamak  için, Necaşi’nin durumunu delil olarak  kullanırlar ve  şöyle  derler:  “Necaşi,  Müslüman  olduktan sonra Allah’ın indirdiğiyle hükmetmedi.  Ölünceye dek bu durumda  kaldı.  Bununla  birlikte Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem   onu salih  bir kul olarak  isimlendirdi,  gıyabi  olarak  cenaze  namazını kıldı ve ashabına da onun namazını kılmalarını emretti.”

Buna karşılık biz deriz ki:

İlk  Olarak:  Her şeyden  önce bu tuhaf şüpheyi delil olarak kullanan kimsenin, Necaşi’nin, Müslüman olduktan sonra, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmediği  konusunda, delaleti kat’i, açık ve doğru  bir delil ortaya  koyması  gerekir. Halbuki  bu  şüphenin sahiplerinin  elinde sadece  istinbat   ve kuru iddialar bulunmaktadır. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“De ki: Eğer doğru söyleyenler iseniz delillerinizi getirin.” Bakara/111

İkinci Olarak:  Bizim ve bizim hasımlarımızın kabul ettiği şey,  Necaşi’nin  dinin  tamamlanmasından önce  vefat  ettiğidir. O, Allah-u Teala’nın şu sözü nazil olmadan  önce ölmüştü:

“Bugün  sizin için dininizi kemale  erdirdim.  Üzerinizdeki nimetimi  tamamladım ve size din  olarak  İslam’ı  beğenip  seçtim.” Maide/3

Bu ayet  Veda  Haccı’nda  nazil olmuştu.  Necaşi ise Hafız İbn-i Kesir Rahimehullah  ve diğerlerinin söylediği gibi, Mekke’nin fethinden çok önce vefat etmişti. Maide/3

Allah-u Teala’nın  hükmü  ile hükmetme  konusunda onun sorumlu  olduğu,  dinden  kendisine  ulaşan  kısmıyla hükmetmesi, bu kısma tabi olması ve onunla amel etmesiydi. Çünkü bu tür konularda  bakılması gereken  şey, kişiye Kur’an’ın ulaşıp ulaşmamış olmasıdır. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“Bu Kur’an bana,  kendisiyle sizi ve ulaştığı  herkesi uyarmam için vahyolundu.” Enam/19

Necaşi’nin döneminde, günümüzde  olduğu gibi ulaşım ve iletişim  araçları  yoktu.  Hatta   bazen  hükümler   bir  kişiye  yıllar sonra  ulaşıyor ve Nebi’nin Sallallahu Aleyhi  ve  Sellem  vefat ettiği haberi  bile  duyulmuyordu…  Necaşi’nin  döneminde  din,  daha yeni  idi.  Kur’an  halen  inmekte  idi ve  şeriat  tamamlanmamıştı. Buhari’nin ve diğerlerinin Abdullah bin Mesud’dan rivayet ettikleri şu  hadis,  açık bir şekilde buna  delalet  eder:  “Biz namazda Nebi’ye Sallallahu Aleyhi  ve  Sellem  selam verir, o da  bize karşılık verirdi.  Necaşi’nin  yanından   döndüğümüzde,  ona   yine  selam verdik, o bize karşılık vermedi.  Sonra  şöyle buyurdu:  “Şüphesiz namazda  bir meşguliyet vardır.”

Habeşistan’da, Necaşi’nin yanında bulunan sahabe, Arapçayı bilmelerine ve Nebi’nin Sallallahu Aleyhi ve Sellem  haberlerini takip etmelerine  rağmen,  kendilerine  namazda  selam verilmeyeceği  ulaşmadıysa,  namaz  gibi şeriatın sürekli tekrar edilmeyen diğer hükümleri, ibadetleri ve hudutları nasıl ulaşabilir ki?

Bugün demokrasi şirkine boyun eğmiş olan bir kişi, Kur’an’ın,  İslam’ın ve dinin kendisine  ulaşmadığını  iddia edebilir mi ki, kendi batılını Necaşi’nin durumuyla  kıyaslayabilsin?..

Üçüncü Olarak:  Bu mesele anlaşıldıktan sonra, bilinmelidir ki Necaşi, Allah-u Teala’nın indirdiğinden  kendisine  ulaşanla hükmediyordu. Kim bunun  aksini iddia ederse,  onu  kabul etmemiz için delil getirmesi gerekir. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“De ki: Eğer doğru söyleyenler iseniz delillerinizi getirin.” Bakara/111

Halbuki Necaşi’nin kıssasıyla delil getirenlerin zikrettiklerinin tamamı, o sırada Allah-u Teala’nın indirdiğinden kendisine ulaşanla hükmettiğine işaret etmektedir. Şöyle ki:

1- Necaşi’ye ulaşan  hükümlerden birisi şudur: “Tevhidin Allah-u Teala’ya has  kılınması ve bunun  gerçekleşmesi,  Muhammed’in Sallallahu Aleyhi ve Sellem  risaletine ve İsa’nın Aleyhisselam Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna  iman.”  O, bunu  kabul etmiş ve fiilen uygulamıştır. Bunun  delili, onun  Nebi’ye Sallallahu Aleyhi ve Sellem   göndermiş  olduğu  mektuptur.  Ömer  Süleyman  el-Eşkar, bu mektubu delil göstererek demokrasiyi savunanlardandır.

2-  Nebi’ye  Sallallahu Aleyhi ve Sellem   beyati  ve  hicreti. Necaşi hakkında  şu anlatılır: “O ve onun  bir oğlu, Cafer ve onun arkadaşları   vasıtasıyla  Resulullah’a   Sallallahu   Aleyhi   ve   Sellem beyat  etti.  Onun  elleriyle  âlemlerin  Rabbi  olan  Allah’a teslim oldu.  Necaşi, Resulullah’a oğlu Eriha bin el-Esham  ibn-i Encer’i gönderdi   ve  dedi  ki: “Eğer  sana  gelmemi  istersen,  gelirim  ey Allah’ın Resulü! Şüphesiz ben senin söylediklerinin hak olduğuna şehadet   ederim.”   Muhtemelen   bu  mektubundan  kısa  bir  süre sonra vefat etti ya da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem  o sırada ona cevap  veremedi.  Bütün  bu olaylar kıssada açık ve belirgin değildir.  Dolayısıyla  sadece   bu  kıssaya  binaen   hüküm   vermek  ve onunla delillendirmede bulunmak caiz değildir.

3-  Necaşi’nin,  Nebi’ye Sallallahu Aleyhi  ve  Sellem,  O’nun dinine ve bu dine bağlı olanlara yönelik desteği: Necaşi, kendisine hicret  edenlere   ve  sığınanlara  yardım  etti,  onlara   emniyet  ve himaye  sağladı. Onları yardımsız bırakıp, Kureyş’e teslim etmedi. İsa Aleyhisselam  hakkındaki  akidelerini açıkça belirtmelerine  rağmen kötü bir şekilde davranmaları  için onları Habeşistan Hristiyanlarına   da   bırakmadı.   Bütün   bunlar,   Necaşi’nin   dine yardımı, itaati ve onaylamasıdır…

Bununla  birlikte Ömer el-Eşkar düşüncesiz davranır  ve bu konu üzerinde durduğu  bir kitabında,  Necaşi’nin Allah’ın şeriatıyla hükmetmediği  sonucuna  varır. Bu, Necaşi gibi muvahhid  bir kimse hakkında  söylenmiş olan yalan ve iftiradır… Bilakis Necaşi, Allah’ın dininden   kendisine  ulaşan   kısım  ile  hükmetmekteydi. Ömer  el-Eşkar, bu iddiası hakkında  açık ve doğru  bir delil getirmemiştir. Sadece  tarih kitaplarından  dikkatsizce topladığı ve delil zannettiği bir takım kıssalara tabi olmuştur.

Dördüncü  Olarak:   Necaşi’nin  kıssasında,   önce   kafir iken, sonra  Müslüman  olan  bir yöneticinin  portresi  bulunmaktadır. Resulullah’a  Sallallahu Aleyhi  ve  Sellem,  kavminden  bir grup insanla birlikte oğlunu göndermesi,  kendisine izin verildiği takdirde hicret etmek  istemesi, Resulullah’a Sallallahu Aleyhi  ve Sellem, İslam’a ve Müslümanlara  yardım etmek istemesi; onun  İslam’ının doğruluğunu  ve Nebi’nin  Sallallahu Aleyhi  ve  Sellem   emrine  tam bir şekilde tabi olduğunu  göstermektedir.  Hatta  İslam’ın yasakladığı akidesinden  uzaklaşmış,  kavminin  ve  atalarının  dinlerinden ayrılmıştı. Necaşi, hakkı ve dini öğrenmek,  buna  yönelmek ve bu durumda iken Allah’a yaklaşmak istiyordu. Bu ise, dinin tamamlanmasından ve tam bir şekilde kemale ermesinden  önceydi.

Meşruluğu hakkında,  Necaşi’nin durumunun ve kıssasının delil olarak  kullanılmaya  çalışıldığı parlamento üyeliği ve bakanlıkların  durumu   ise  tamamen  farklıdır. Zira,  kendilerini  İslam’a nispet  eden  bu  milletvekilleri ve  bakanlar,   İslam’ın  yasakladığı hiçbir şeyden  uzaklaşmamaktadırlar. Bilakis İslam’ın yasakladığı bir   takım   akide   ve   dinlere   bağlılıkları   ile   övünmektedirler. Necaşi’nin Hristiyanlık dininden  uzaklaştığı gibi, demokrasi  dininden  uzaklaşmamaktadırlar. Bilakis onlar  demokrasi  dinine  bağlılıkları ile övünmekte,  demokrasi  dinini yüceltmekte  ve insanlara bu  batıl  dinlerini  hoş  göstermek  için çabalamaktadırlar.  Allah-u Teala izin vermediği halde,  kendilerini, kanunlar  koyan  rabler ve ilahlar kılmaktadırlar. Bu kanunların  ortaya  konması  ve uygulanması konusunda tağutlara  yardımcı olmaktadırlar.  Onlar bu şirkte ısrar  ediyor,  ona  bağlı  kalıyor  üstelik  bu  batıl  dinlerinden  yüz çeviren kimseleri kınıyorlar. Onların bütün  bunları, dinin tamamlanmasından, Kur’an’ın  hatta  sünnet  ve  sahabe   sözlerinin dahi kendilerine ulaşmış olmasından  sonra yapmaktadırlar.

Allah’a yemin ederim ki ey insaf sahibi, kim olursan ol, bil ki Necaşi ve bu insanlar arasında  dağlar kadar  fark vardır! Hak mizanında  bu  iki durum  birbiri ile eşit değildir. Ancak İslam ve tevhide  karşı, demokrasi  dinini  din  edinen  sahtekarların  mizanında   bu  iki  durum   birbiri  ile  eşit  gibi  değerlendirilmektedir. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında  tam,  onlara  vermek  için  ölçüp   tarttıklarında   ise  noksanlık  yapan   hilekarlara yazıklar  olsun.  Onlar  düşünmezler   mi  ki,  kendileri  büyük  bir günde hesap  vermek için diriltilecekler. Öyle bir gün ki, insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklar.” Mutaffifin/1-5

* * *

Şeyh Ebu Muhammed el Makdisi’nin Ümmetin İmtihanı Demokrasi kitabı sayfa 47 ile 53 arası

Kitabı temin etmek için: http://beyazminare.com/kitap_detay.php?kitap_ID=34

1236790_938626602822565_3530723306786091633_n

Ümmet-i İslam

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak