Kategoriler
Ana Sayfaİlim-İrşadDemokrasi Bir Dindir – Birinci Şüphe: Hz. Yusuf’un Mısır Melikinin Yanında Çalışması

Demokrasi Bir Dindir – Birinci Şüphe: Hz. Yusuf’un Mısır Melikinin Yanında Çalışması

Demokrasi Bir Dindir – Birinci Şüphe: Hz. Yusuf’un Mısır Melikinin Yanında Çalışması

Şeyh Ebu Muhammed el Makdisi’nin “Ümmetin İmtihanı Demokrasi(Demokrasi Bir Dindir)” kitabı sayfa 35 ile 47 arası:

Birinci  Şüphe: Hz. Yusuf’un,  Mısır Meliki’nin Yanında  Çalışması

Bu şüphe heva ehlinden olan bir gruba aittir. Şöyle derler: “Yusuf Aleyhisselam,  Allah-u Teala’nın indirdiğiyle hükmetmeyen kafir bir melikin yanında  bakanlık  görevinde  bulundu.  O  halde kafir hükümetlerde bu  tür  görevler  almak  caizdir. Hatta  bu  tür görevler almak gereklidir.”

Buna karşılık biz deriz ki:

İlk  Olarak:  Bu şüpheyle,  yasama  parlamentosuna katılmanın  veya  buna  benzer  görevler  almanın  caiz olduğuna   delil getirmek  batıl  ve  fasittir. Çünkü  bu  şirk parlamentoları,  Allah-u Teala’nın  dini dışında  bir dine  dayanmaktadır ki bu,  demokrasi dinidir. Demokraside ise yasama hakkı ve helal ya da haram belirleme  hakkı  Allah-u  Teala’nın  değil,  halkındır.  Allah-u  Teala şöyle buyurur:

“Kim İslam’dan  başka  bir  din  ararsa  ondan   asla  kabul olunmaz ve o, ahirette de en büyük zarara uğrayanlardandır.” Al-i İmran/85

Bu şüphenin  sahibi olan  kimse, Yusuf’un Aleyhisselam  İslam  dini  dışında  bir  dine  veya  muvahhid   olan  atalarının  dini dışında bir dine uyduğunu    ya da İslam dini dışında bir dini koruyacağına  dair  yemin  ettiğini söylemeye  cesaret  edebilir mi? Yusuf’un Aleyhisselam,  bu parlamentolardaki insanların  yaptıkları gibi, İbrahim’in Aleyhisselam  dini  dışında  bir dine  uygun  olarak yasa koyduğunu  iddia edebilir mi?

Yusuf  Aleyhisselam,   mustazaf  olduğu   dönemlerde  dahi bütün  açıklığı ile İbrahim’in dinini ilan ettiği halde,  onun  hakkında nasıl   böyle  bir  iddiada   bulunulabilir  ki…  Rabbimiz  Yusuf Aleyhisselam  hakkında şöyle buyurur:

“Yusuf: “Rabbimin bana  öğrettiği bilgi ile, daha  yiyeceğiniz yemek gelmeden  size onu yorumlarım. Gerçekten  ben Allah’a iman  etmeyen  ve kendileri ahireti  inkar eden  bir kavmin  dinini terk ettim.  Atalarım  İbrahim,  İshak ve  Yakup’un  dinine  uydum. Allah’a herhangi  bir şeyi ortak koşmamız,  yapabileceğimiz  bir iş değildir. Bu hem  bize, hem  insanlara  Allah’ın lütuf ve keremindendir.  Fakat insanların  çoğu şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Darmadağınık  bir çok rabler mi hayırlıdır, yoksa bir tek olan ve her şeyi hükmü ve iradesi altında tutan (kahhar olan) Allah mı? Sizin O’nu  bırakıp  da  taptıklarınız,  kendinizin  ve  babalarınızın adlandırdığı  bir takım isimlerden  başkası  değildir. Allah bunlara dair hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm  ancak Allah’ındır. O kendisinden  başkasına  ibadet  etmemenizi  emretmiştir.  Dosdoğru  din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” Yusuf/37-40

Yusuf Aleyhisselam,  mustazaf  olduğu  dönemlerde dahi dine  çağırdığı, onu  açıkladığı ve ilan ettiği halde,  belli bir güce kavuştuktan   sonra  bunu  gizlemesi veya  tahrif  etmesi  mümkün müdür?

Bize cevap verin, ey şirk parlamentolarında dinin maslahatını arayan  basiretsizler!

Sizler de  bilmektesiniz  ki  bakanlık,  uygulama   otoritesi; parlamento ise kanun koyma otoritesidir. Gerek bakanlık görevi ve gerekse de parlamento üyeliği görevi ile Yusuf’un Aleyhisselam durumu  arasında  dağlar kadar  fark bulunmaktadır. Yaptığınız bu kıyas doğru değildir. (1) Yusuf’un Aleyhisselam  kıssasını, parlamentolara  katılmanın  meşruluğu  hakkında   delil  olarak  kullanmak, kesinlikle doğru değildir.

İkinci Olarak:  Allah-u Teala’ya hüküm  koyma konusunda  şirk koşan,  Allah-u Teala’nın  dostlarına  karşı savaş  açan  ve Allah-u Teala’nın  düşmanlarını  dost  edinen  bu  tağuti  devletlerin gölgesi  altında   gerek  bakanlık  olsun  ve  gerekse  milletvekilliği olsun görev almayı, Yusuf’un Aleyhisselam  durumu  ile kıyaslamak, birkaç yönden  batıl ve fasittir. Şöyle ki:

Birinci Yön:  Allah-u Teala’nın  indirdiğiyle  hükmetmeyen bu hükümetlerin gölgesi altında bakanlıkta görev almak, kesinlikle onların sonradan ortaya  koydukları anayasalarına saygı duymayı,  dostluk göstermeyi ve Allah-u Teala’nın, inkar edilmesini emrettiği tağutlara  bağlılığı gerektirir. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“Tağuta iman etmemeleri kendilerine emrolunduğu halde, tağutun önünde muhakemeleşmek istiyorlar.” Nisa/60

Ayrıca gerek bakanlık ve gerekse de milletvekilliği görevini alabilmeleri  için  mutlaka   küfür  türünden   bir  yemin  ile  yemin etmeleri   gerekir. (2)  Yusuf’un   Aleyhisselam,   bizzat  Allah-u  Teala tarafından,  temizlendiği belirtildiği halde,  Allah-u Teala’nın yasaklamış olduğu  bu türden  bir işi yaptığı nasıl söylenebilir? Halbuki Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır:

“Ondan   fenalığı  ve  fuhşu  giderelim  diye  böyle  yaptık. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı.” Yusuf/24

Yusuf Aleyhisselam  hakkında  böyle bir şeyi iddia eden  kişi şüphesiz yaratılanların en kafiridir. Hatta yemin ettiğinde istisnada bulunan  lanetli iblisten daha  da kötüdür.  Ki iblisin yapmış olduğu yemin  hakkında  Rabbimiz  şöyle  bildirir: “(İblis)  Dedi  ki: İzzetin hakkı için hepsini mutlaka  azdıracağım.  Aralarında  ihlasa erdirilmiş kulların müstesna.” Sad/82-83

Yusuf Aleyhisselam,  Allah-u Teala’nın nassıyla ve kesin olarak bildirildiği gibi, Allah’ın ihlasa erdirilmiş olan kullarındandı  ve hatta bu kulların efendilerindendi.

İkinci Yön:  Bu hükümetlerin  gölgesinde  bakanlık  görevini üstlenmek  (ister anayasaya yemin etsin ister etmesin),  küfür kanunlarına  boyun eğmeyi ve bu kanunların dışına çıkmamayı gerektirir.  Dolayısıyla böyle  bir  görevi  alan  kişi, bu  kanunların ihlaslı bir kulu ve  gerek  hak,  gerek  batıl,  gerek  fısk  ve  gerekse küfür konusunda bu kanunları  belirleyenlerin sadık bir hizmetçisi olmuş olur.

Yusuf es-Sıddık Aleyhisselam  böyle miydi ki, onun  durumu ile demokrasi  ve parlamentoları kıyaslayabilelim? Kim Allah-u Teala’nın  nebisine  böyle  bir iftirada bulunursa,  o kimsenin  küfründen,  zındıklığından  ve İslam’dan çıktığından şüphe  etmeyiz. Çünkü Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır:

“And olsun  ki Biz her  ümmete:   “Allah’a kulluk edin  ve tağuttan kaçının” diye bir peygamber göndermişizdir.” Nahl/36

Bu, Yusuf Aleyhisselam  ve diğer bütün  resuller hakkında, var olan en büyük hakikat ve en temel esastır.

O, insanları iyi ve kötü günde,  darlıkta ve bollukta, acizlikte ve güçte Allah’a ibadete  ve tağuttan  kaçınmaya  davet  etti ve sonradan bunu  yok  sayıp,  müşriklerden  oldu  öyle  mi?  Allah-u Teala onun,  kendisine iman eden  ve ihlasa erdirilmiş kullarından olduğunu  söylerken  bu  nasıl mümkün  olabilir? Bazı müfessirler Allah-u  Teala’nın,  “Yoksa  o,  hükümdarın   dinine  (kanunlarına) göre  kardeşini  alıkoyabilecek  değildi”   ayetini,  Yusuf’un Aleyhisselam,  dönemin  melikinin sistemine ve kanunlarına uymadığına  ve  bu  kanunlara  uymak  ile de  sorumlu  olmadığına  dair delil olarak  saymışlardır.  Yusuf Aleyhisselam,  onun  hükümlerine uymamış ve onlara tutunmamıştı.  Günümüz  parlamentolarının ve bakanlıkların durumu  ise tamamen farklıdır.

Üçüncü Yön:  Yusuf’un Aleyhisselam  hazineden  sorumlu olması, Allah-u Teala’nın imkan vermesiyle olmuştu. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“İşte böylece o yerde Yusuf’a iktidar verdik. O, orada  dilediği yerde konaklardı.” 12 Yusuf/56

Dolayısıyla onun  bu durumu,  Allah-u Teala tarafından verilmiş bir iktidardı. Melikin emrine,  hükmüne  veya yargısına karşı gelse dahi,  melikin ya da bir başkasının  ona  zarar vermesi ya da onu bu makamından azletmesi mümkün değildi…

Halbuki günümüzde,  tağutların yanında  belli görevleri üstlenmiş   olan   rezil  insanların   durumu    böyle   değildir.   Onlar, tağutların oyuncakları niteliğindedirler.

Dördüncü Yön:  Yusuf’un Aleyhisselam,  melikin yanında tam  ve gerçek anlamda bağımsız bir durumu  ve dokunulmazlığı vardı. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“Onunla  konuşunca  şöyle dedi:  Sen  bugün  bizim nezdimizde önemli bir mevki sahibisin, eminsin.” 12 Yusuf/54

Ona,  tam bir hürriyet verilmişti. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“İşte böylece o yerde Yusuf’a iktidar verdik. O, orada  dilediği yerde konaklardı.” 12 Yusuf/56

Ne yaparsa  yapsın,  ona  karşı çıkan,  onu  hesaba  çeken, yaptığı şeylerde  onu  gözetleyen  kimse yoktu… Bugün  tağutların yanında  bakanlık görevini üstlenmiş olan rezillerin durumu  acaba böyle midir? Yusuf’ta Aleyhisselam  olduğu gibi tam bir bağımsızlıkları ve  dokunulmazlıkları  mı var,  yoksa  yalan  ve  sadece  sözde kalan  bir dokunulmazlıkları  mı var? Bakan,  baş  tağutun  işlerine burnunu  soktuğunda, ona muhalefet  türünden  bir şey yaptığında, liderin çizgisinden ya da melikin dininden  çıktığında acaba  durumu  ne  olur?  Onlara  göre  bakan,  melikin ya  da  derin  devletin siyaseti için bir hizmetçidir. Onun  emirlerini emreder,  yasakladıklarını yasaklar. Onun,  Allah-u Teala’nın emirleri ve dini konusunda  dahi  olsa,  melikin emirlerine  ya  da  anayasasına karşı çıkma gibi bir hakkı asla bulunmamaktadır! Yusuf’un Aleyhisselam durumunun da günümüz  rezillerinin durumu  gibi olduğunu  iddia etmek, şüphesiz büyük bir iftira ve Allah-u Teala’nın, Yusuf Aleyhisselam  hakkındaki tezkiyesini yalanlamadır.

Eğer Yusuf’un Aleyhisselam  durumu  doğru  bir şekilde anlaşılırsa, günümüz  parlamento ve bakanlıklarının  durumu  ile ne kadar farklı olduğu da anlaşılmış olur.

Üçüncü Olarak:  Bu  şüpheyi  iptal  eden  şeylerden  biri de,  tefsir ehlinden bazılarının, melikin Müslüman  olduğu  yönündeki  sözleridir.  Bu,  İbn-i Abbas’ın  talebesi  olan   Mücahid’ten rivayet  edilmiştir. Mücahid’ten  aktarılan  bu  rivayet,  parlamento ve bakanlıkların meşruluğu hakkında bu kıssanın delil olarak kullanılmasını temelinden  yok eder.

Biz, Allah-u Teala’ya  yöneliyor  ve Allah-u Teala’nın  Kitabı’ndaki  ayetin  zahirine  ya  da  umumuna uymayı,  bazı insanlar tarafından  bu ayetler hakkında  ortaya  atılan sözlerden, yorumlardan, delil ve belgelerden uzak bütün iddialardan  daha üstün görüyoruz. Mücahid’ten aktarılan bu rivayeti destekler mahiyetteki delillerden  biri de,  Allah-u Teala’nın  Yusuf Aleyhisselam  hakkındaki şu buyruğudur:

“İşte böylece o yerde Yusuf’a iktidar verdik.” 12 Yusuf/56

Bu, Allah-u Teala’nın,  Kitabı’nın başka  bir yerinde  açıklamış olduğu  özettir. Rabbimiz,  müminlerden,  kendilerine  yeryüzünde  iktidar  olma  imkanı  verilenlerin durumunu şöyle  niteler:

“Biz eğer  o  kimselere,  yeryüzünde   bir  iktidar  imkanı  verirsek; onlar namazlarını dosdoğru  kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. İşlerin sonu Allah’a varır.” Hacc/41

Yusuf’un Aleyhisselam  bu  kimselerden  olduğundan hatta onların  efendilerinden  olduğundan  şüphe  yoktur.  Allah-u  Teala onlara   iktidar  verdiğinde,   iyiliği  emreder,   kötülükten nehyederler.  İslam dinini bilen kimse, dinde  en  büyük  iyiliğin, şüphesiz  Yusuf Aleyhisselam   ve  babalarının   usulünün  temelinde var olan  tevhid olduğunu  bilir. En büyük  kötülük ise, Yusuf’un uyarmış olduğu,  nefret ettiği, öfke duyduğu,  ilahlarına karşı düşmanlık beslediği şirktir… Yusuf’un, Allah-u Teala kendisine iktidar verdikten  sonra,   insanları  babası   Yakup,  İshak  ve  İbrahim’in dinine  çağırmaya  devam  ettiği kesin  ve  açıktır. İnsanlara bunu emrediyor, buna karşı çıkan ve yok sayan herkesle mücadele ediyordu.  Allah’ın indirdiği dışında  bir şeyle hükmetmiyordu ve Allah’ın indirdiği  dışında  bir  hükmün   çıkarılması  için  yardımcı olmuyordu.  Bugün makamlarına  deliler gibi sarılan rezil kimselerin yaptığı gibi, Allah-u Teala dışında kendisine ibadet edilen, kanunlar koyan tağutların önderlerine  asla destek olmuyordu.

Üstelik, bugün  parlamentoda bulunan  kimselerin yaptığı gibi  Allah’ın indirdiklerinden  başka  hüküm  koyma  konusunda onlara katılmıyor, kesin olarak onların durumunu reddediyor, kötülüklerini  değiştiriyor,  tevhid  ile hükmediyor,  insanları  tevhide çağırıyor ve tevhide  karşı gelen  kim olursa  olsun  ondan uzaklaşıyordu. Yusuf Aleyhisselam  hakkında,  Allah-u Teala’nın nasslarında  geçen budur.  Yusuf ancak  bu şekilde nitelenmektedir.

Yine buna  işaret eden  ve onaylayan açık delillerden  biri de, Allah-u Teala’nın şu sözü ve bunun  tefsiridir:

“Hükümdar  dedi  ki: ‘Onu bana  getirin, onu  kendime  en yakınlardan   kılayım.’  Onunla   konuşunca   da   şöyle  dedi:   Sen bugün  bizim nezdimizde  önemli  bir mevki sahibisin,  eminsin.” Yusuf/54

Acaba Yusuf Aleyhisselam,  melik ile ne konuştu  ki onu  bu derece etkiledi  ve  bu  derece  güven  duyulmasına   sebep  oldu?  Acaba çoktan  kapanmış   olan  ve  hakkın  ortaya  çıkmış olduğu  ‘Azizin karısı’ meselesi hakkında  mı konuştu?  Yoksa acaba  vatanın  birliği, iktisadi kalkınması ya da  buna  benzer  meseleler hakkında  mı konuştu?  Yusuf Aleyhisselam   ile melik arasında   geçen  konuşma hakkındaki ayeti, şu ayet açıklamaktadır:

“And olsun  ki Biz her  ümmete:   “Allah’a kulluk edin  ve tağuttan kaçının” diye bir peygamber göndermişizdir.” Nahl/36

Allah-u   Teala    başka    bir   ayette    de    şöyle   buyurur:

“And olsun ki sana  ve senden  öncekilere vahyolundu  ki: Eğer şirk koşarsan,  and olsun  ki amelin boşa çıkar ve muhakkak  zarar edenlerden olursun.” Zümer/65

Allah-u Teala,  Yusuf’un Aleyhisselam  davetinin  en  önemli nitelikleri olarak şunları bildirmektedir:

“Yusuf: “Rabbimin bana  öğrettiği bilgi ile, daha  yiyeceğiniz yemek gelmeden  size onu yorumlarım. Gerçekten  ben Allah’a iman  etmeyen  ve kendileri ahireti  inkar eden  bir kavmin  dinini terk ettim.  Atalarım  İbrahim,  İshak ve  Yakup’un  dinine  uydum. Allah’a herhangi  bir şeyi ortak koşmamız,  yapabileceğimiz  bir iş değildir. Bu hem  bize, hem  insanlara  Allah’ın lütuf ve keremindendir.  Fakat insanların  çoğu şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Darmadağınık  bir çok rabler mi hayırlıdır, yoksa bir tek olan ve her şeyi hükmü ve iradesi altında tutan (kahhar olan) Allah mı? Sizin O’nu  bırakıp  da  taptıklarınız,  kendinizin  ve  babalarınızın adlandırdığı  bir takım isimlerden  başkası  değildir. Allah bunlara dair hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm  ancak Allah’ındır. O kendisinden  başkasına  ibadet  etmemenizi  emretmiştir.  Dosdoğru  din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” Yusuf/37-40

Kuşkusuz ayetlerde  aktarılanlar,  Yusuf’un Aleyhisselam  en büyük sözüydü. Bu, onun dosdoğru dini, davetinin temeli ve atalarının  diniydi.  İyiliği  emrettiğinde,   bunu   emrederdi.  Yine ona göre bu esasa aykırı olan bir şeyden daha  büyük kötülük yok idi. Yusuf’un sözünün  ve davetinin bu olduğu kesinleştiğine göre, Melik’in ona vermiş olduğu cevap şu idi:

“Sen bugün  bizim nezdimizde önemli bir mevki sahibisin, eminsin.” Yusuf/54

Bu ise, melikin Yusuf’a uyduğuna, onu onayladığına,  küfür dinini bıraktığına, İbrahim, İshak, Yakup ve Yusuf’un Aleyhisselam  dinine tabi olduğuna  dair açık bir delil niteliğindedir.

Şöyle de  denilebilir: En azından,  Yusuf’un tevhidini ve dinini  onayladı,  ona  konuşma   ve  dinine  davet  hürriyeti  verdi. Ona  karşı  çıkanı  aşağıladı  ve  herhangi   bir  konuda   ona   karşı çıkmadı.  Yusuf’un Aleyhisselam  bu  durumuyla,  Allah-u Teala’nın indirdikleri dışında  kanunlar  belirleme  ve  uygulama  konusunda tağutlara  ortaklık eden  kişilerin durumları  arasındaki  farkı kavraman, hakkı anlayabilmen  konusunda sana yeter…

Dördüncü Olarak:  Buraya kadar aktarılanlardan  ortaya çıkmaktadır ki; Yusuf’un Aleyhisselam  durumu,  tevhide aykırı olmadığı gibi, günümüzde  parlamentoya katılmış olan kişilerin yaptıkları gibi, İbrahim’in dinini de yok etmemektedir.

Melikin, küfür üzere  kalmaya  devam  ettiğini kabul  etsek dahi,  Yusuf’un  böyle  bir işi üstlenmesi  fürû meselelerinden  olur ve dinin aslı konusunda her hangi  bir sorun  ortaya  çıkmaz. Zira yukarıda   açıkladığımız  gibi  Yusuf’un  küfre  düşmediği,   kafirleri dost  edinmediği  ya  da  yasama  konusunda Allah-u Teala’ya  şirk koşmadığı  konusunda  şüphe  bulunmamaktadır.  Bilakis o,  tevhidi emrediyor  ve  bütün  bunları  yasaklıyordu.  Allah-u  Teala, fürû kısmından olan hükümler hakkında şöyle buyurur:

“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik.” Maide/48

Peygamberlerin   şeriatları,   tevhid   meselesinde   aynıdır, ancak fürû kısmından olan hükümler konusunda değişebilir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem  şöyle buyurur:

“Biz peygamberler  topluluğu  kardeşizdir, dinimiz de  tektir.” Buhari

Hadiste,   tevhidin  esası  konusundaki   ittifaka,  fürûdan olan   hükümlerin  ise  çeşitliliğine  işaret  bulunmaktadır.  Bizden önceki  ümmetlerin  şeriatinde  yasak  olan  bir şey,  bizim şeriatimizde yasak olmayabilir. Yine bizden önceki ümmetlerin şeriatinde  yasak olmayan  bir şey, bizim şeriatimizde yasak olabilir.  Ganimetin,   bizden  önceki  ümmetler  için haram  hükmünde olması, ancak bizim şeriatimizde ganimetin  helal olması bu kabildendir.

Yusuf’un Aleyhisselam   üstlenmiş  olduğu  iş, bizim şeriatımızda caiz değildir. İbn-i Hibban,  Ebu Ya’la ve Taberani, Resulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem  şöyle buyurduğunu rivayet ederler:

“Beyinsiz insanlar size yönetici olacaklar, kendilerine insanların  şerlilerini yaklaştıracaklar.  Namazı  vaktinde  kılmayıp geciktireceklerdir. Sizden kim onlara yetişirse, onların yanında danışman, polis, zekat tahsildarı ve hazineden  sorumlu olmasın.”

Hadiste  belirtilen yöneticiler  kafir değil,  beyinsiz günahkarlardır. Zira eğer ki onlar kafir olmuş olsalardı, en kötü vasıfları olan  küfür ile nitelenirlerdi.  Ancak Resulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem,  onlar hakkında  söylemiş olduğu en kötü nitelik, insanların şerlilerini kendilerine yaklaştırmaları ve namazı geciktirmeleridir. Bununla   birlikte  Resulullah  Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onların yanında  hazineden  sorumlu olma işinin üstlenilmesini yasaklamıştır. Facir yöneticilerin yanında hazineden sorumlu olunması  şeriatımızda yasaklandığına  göre, kafir ve müşrik yönetimlerin yanında  bu türden bir işi üstlenmek nasıl mümkün olabilir ki? Allah-u Teala, Yusuf Aleyhisselam  hakkında şöyle buyurur:

“(Yusuf) Dedi ki: Beni memleketin hazineleri üzerine tayin et. Çünkü ben iyice koruyanım, bilenim.”  Yusuf/55

Bizim şeriatımızda  bu,  yasaklanmıştır. Allah-u Teala  en doğrusunu  bilir.

Bu konuda,  hidayeti isteyen kimse için bu aktarılanlar yeterlidir. Ancak kendi görüşünü  daima  üstün gören ve insanların sözlerini açık delillerden daha  öncelikli kabul eden  kişiye gelince, bu  kişilerin ellerinde  dağlar  toz haline  gelse dahi  hidayeti  bulamazlar. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“Allah’ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah’a karşısenin elinden bir şey gelmez.” Maide/41

Son olarak şunları söylemek isterim ki, şirk parlamentolarına ve küfür bakanlıklarına  katılmayı meşru ve doğru gören, şirk ve  küfrü  müsamahayla karşılayan  kimseler,  Şeyhu’l-İslam  İbn-i Teymiyye’nin Rahimehullah,  Yusuf Aleyhisselam  hakkındaki bazı sözlerini, kendi batıl anlayışlarına destek olarak kullanmaktadırlar. Halbuki bu yaptıkları, hakkın batıl ile karıştırılması ve söylemediğini  söylemiş  gibi  göstererek   Şeyhu’l-İslam’a  atılmış  olan   bir iftiradır.  Çünkü  İbn-i  Teymiyye  Rahimehullah,   Yusuf’un Aleyhisselam  kıssasını, şirk parlamentolarının ve Allah-u Teala’nın indirdiğinden  başka kanunlar  çıkarmanın meşruluğu hakkında  bir delil olarak asla kullanmamıştır. Allah-u Teala böyle bir azgınlıktan hepimizi korusun.  Biz Şeyhu’l-İslam’ı ve dinini bundan uzak görürüz.  Onun  bu  konudaki  sözü gayet   açıktır… Şeyhu’l-İslam Rahimehullah  iki kötülükten,  zararı büyük olanının,  zararı daha  az olan diğer kötülük ile defedilmesi veya birbiri ile çakışması halinde iki maslahattan en üstününün tercih edilmesinden  bahsetmektedir.  Bilinmektedir  ki, en  büyük  maslahat tevhid  ve  zararı en büyük  olan  kötülük  ise  şirktir. Yusuf  Aleyhisselam,   gücü  yettiği kadar sahip olduğu adalet ve ihsanı uyguluyordu.  İbn-i Teymiyye Rahimehullah,   el-Hisbe’de ,  Yusuf    Aleyhisselam   hakkında   şöyle der:  “Sahip  olduğu  iyilik ve  adaleti  yerine  getiriyor,  mümkün olduğunca  onları imana davet ediyordu.”

Yine şöyle der: “Adalet ve ihsanı, gücü yettiği kadar yerine getirdi.” Mecmuu’l-Fetava, 20/56

Ey muvahhid  kardeşim! İhtilaf etmemiz halinde,  bu ihtilafımızın çözümü  hakkında  başvuracağımız  merci Allah-u Teala’nın ve  Resulü’nün   Sallallahu  Aleyhi   ve   Sellem   sözleridir.  Resul’ün Sallallahu Aleyhi  ve Sellem  dışındaki insanların  sözleri ise hatadan masum  değildir. Dolayısıyla alınabileceği  gibi reddedilebilinir  de. Kendisini tenzih etmemize rağmen Şeyhu’l-İslam’dan veya ondan daha  yüksek  derecedeki  bir alimden  dahi  buna  benzer  bir söz sadır olursa, Allah ve Resulü’nün  sözlerinden bir delil getirmediği sürece kabul etmeyiz. Allah-u Teala şöyle buyurur:

“De  ki: Ben  sizi ancak  vahiy  ile korkutuyor  ve uyarıyorum. Halbuki sağırlar uyarıldıkları zaman  yapılan  çağrıyı işitmezler.”  Enbiya/45

“De ki: Eğer doğru söyleyenler iseniz delillerinizi getirin.” Bakara/111

Dolayısıyla ey muvahhid  kardeşim! Buna dikkat et ve tevhide azı dişlerinle sarıl. Kanma! Şüphelere,  şirk yardımcılarının ve tevhid düşmanlarının  iftiralarına aldırma… Onların muhalefetinden etkilenme, Allah-u Teala’nın dinini hakim kılan gruptan olmaya  gayret  et.  Resulullah  Sallallahu Aleyhi ve Sellem   onları şöyle nitelemiştir:

“Ümmetimden   bir taife hak  üzere  üstün  olmaya  devam eder.   Onları  yardımsız  bırakanlar,   onlara   zarar  veremezler  ve Allah’ın emri gelinceye kadar onlar bu hal üzere devam ederler.” (Fethu’l-Bari, 13/95)

* * *

Şeyh Ebu Muhammed el Makdisi’nin Ümmetin İmtihanı Demokrasi kitabı sayfa 35 ile 47 arası

Kitabı temin etmek için: http://beyazminare.com/kitap_detay.php?kitap_ID=34

-Dipnotlar-

1-Bazı sözde bilginlerin iddiasına göre parlamento, hükümete muhalefet cephesidir. Onlar bu cephede  anayasal  bir cihad yapıyorlar. Kanuni bir şekilde mücadele ediyorlar, diplomatik yollarla yönetimi yenmeye çalışıyorlar!

2- Ürdün Anayasası’nın 43. maddesi  şöyledir: “Başbakan  ve bakanların,  işlerine başlamadan önce,  kral karşısında  şöyle  yemin  etmeleri  gerekir: “Krala samimi bir  şekilde  bağlı  olacağıma,   anayasayı   koruyacağıma…   Allah  adına   yemin ederim.”  Bunun  bir benzeri  de  79.  maddede şöyle geçer: “Millet meclisindeki her üyenin  ve delegenin,  görevine başlamadan önce,  meclis önünde  şu şekilde yemin etmesi gerekir: “Krala ve vatana  samimi bir şekilde bağlı olacağıma, anayasayı  koruyacağıma  Allah adına  yemin  ederim…”  Bunun  bir benzeri  de Kuveyt Anayasası’nın 91 ve 126. maddelerindedir. Yusuf Aleyhisselam böyle bir şey yaptı mı? “Yemin ederiz, ama  bunu  içimizden kabul etmez ve şeriatı kastederiz” diyen,  demokrasi  aşığı bazı kimselerin batıl  görüş ve sözlerine aldanmamak  gerekir.  Yemin,  yemin  edenin  niyetine  göre  değildir.  Eğer  durum  böyle olsaydı,  insanlar  arasındaki  anlaşmalar  ve  şartlar  bozulur,  herkes  işine geldiği şekilde  bunu  bir  hile  haline  getirirdi.  Resulullah  Sallallahu  Aleyhi ve  Sellem, Müslim’in rivayet  ettiği  bir  hadiste   şöyle  buyurur:   “Yemin,  yemin  isteyenin niyetine  göredir.”  Dolayısıyla  sizin bu  yemininiz,  niyetlerinize  bağlı  değildir; aksine üzerine yemin etmiş olduğunuz tağutun niyetine bağlıdır.

Ümmet-i İslam

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak