Kategoriler
Ana SayfaFikir - DavetCisimler Değil Ruhlar Zayıf

Cisimler Değil Ruhlar Zayıf

Cisimler Değil Ruhlar Zayıf

Sizlere günümüz dünyasının en büyük problemi haline gelen ‘amaçsızlık/varoluşsal boşluk/ruhsal boşluk’ kelimeleriyle adlandırabileceğimiz bir durumdan bahsetmek istiyorum. Bu durum  çoğu zaman kişinin belli bir fikre/inanca sahip olmaması ya da sahip olduğu inancın farkındalığına, bilincine erişememiş olması durumunda ortaya çıkar. Ve bu durumdan kurtulma çabasına girilmediğinde ruhsal problemlere yol açabilir.

Önceki yıllarda, üzerinde duracağımız varoluşsal boşluk kavramı bizim(Müslüman halkların) çok da üzerine alınmadığı, genellikle Batı insanı için kullanılan bir kelimeyken şu an maalesef ki Müslüman bireylerin de dahil olduğu bir durum haline gelmiştir. Çağın sancısı; birçok psikolojik problemin, bağımlılığın(alkol, sosyal medya, avm) sebepleri arasında yer alan bu kavramı biraz irdelemek istiyorum.

“Her çağın kendine ait orta nevrozu vardır ve her çağ, bununla başa çıkmak için kendi psikoterapisine ihtiyaç duyar. Günümüzün kitle nevrozu olan varoluşsal boşluk, özel ve kişisel bir nihilizm şekli olarak tanımlanabilir. Çünkü nihilizm varlığın hiçbir anlamı olmadığı inancıdır.”

Viktor Frankl bu anlamsal boşluğu bir nihilizm şekli olarak tanımlıyor, yani hiçbir şeylik.

Baktığımızda inancımıza zıt bir kavram gibi gelse de gerçekçi olup bazı şeyleri kendimize ve kendimizden hemen sonra  sorumlu olduğumuz insanlığa itiraf etmek zorundayız. Kendimizi bu dine nispet ederken bir sorumluluk alma ihtiyacı hissettiğimiz zamanlar ne sıklıkla yer alıyor hayatımızda? Yahut bir günümüzü şöylece bir gözden geçirdiğimizde gerçekleştirdiğimiz eylemlerin ne kadarını(İslami anlamda fayda) faydalı kategorisine yerleştirebiliyoruz?

 “İnsanın içinde  hayvan gibi davranma potansiyeli de vardır bir aziz gibi davranma potansiyeli de. Ve hangisinin gerçekleşeceği koşullara değil, kararlara bağlıdır.”

Koşullar ve kararlar…

“Ben neyim, kimim, nasıl bir Müslümanım?” sorularını sorarken kendimize sıkça koşullardan şikayet ederiz. Aslında biraz olumluları görmezden gelir olumsuzları anlatarak kendimizi haklı çıkarma çabasındayızdır. Problemin araçlarla, koşullarla ilgili değil de amacımıza sıkı bir şekilde bağlı olmamamız olduğunu itiraf edemeyiz. Ama tarih bize örneğimiz ve önderimiz Rasulullah’ın ve ilk sahabelerin ya da her çağda bulunan ‘samimi nesil’lerin koşullarıyla karşılaştırma imkanı sunar ve asıl olanın koşullar değil irade eğitimi, amaçlanana bağlılık olduğunu kanıtlar.

“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.” Ve bunun en bariz örneği Şeyh Ahmed Yasin’dir.  Vücudunun tamamının felçli olmasına rağmen İslami direnişin sembol isimleriden biri olmuştur(Şeyh Ahmed Yasin’in hayatı hakkında detaylı bilgi için yazının sonuna kitap ismi bırakacağım).

“Kişinin kendi yaşamında bir anlam bulma arayışı, insandaki temel güdülendirici(harekete geçirici) güçtür.” Yani hayatına hakim olan anlamlı bir şey elde ettiğinde hareketsizlikten kurtulmuş olması gerekir. Bu noktada kendimize dönüp baktığımızda “biz harekette miyiz?” Hayatımızı harekete yöneltecek anlamlı bir inanca sahibiz. O kadar büyük bir anlam ki, hem ölüm öncesini hem de ölüm sonrasını kapsıyor ve ölüm sonrasının nasıl olacağıyla ilgili bilginin de yine iradenin tutumuna bağlı olduğu bilgisini veriyor. Böylece insanın düşünsel ve eylemsel dünyasını zedeleyen belirsizlik kavramını da ortadan kaldırıyor. Geriye anlamdan gelen bu gücü hissetmek kalıyor… Şehid İnşaAllah Abudullah Azzam şöyle diyor:

“İbadetler kesinlikle cismin zayıflığına ya da kuvvetliliğine dayalı değildir; ruhun zayıflığına ve kuvvetliliğine bağlıdır.”

Çağ asık suratıyla üstümüze geliyor olabilir, okul, iş, aileyle ilgili, imanımızı ve ibadetlerimizi olumsuz etkileyebilecek birçok etkene sahip olabiliriz. Fakat:

“İnsanın gerçekte ihtiyaç duyduğu şey, gerilimsiz bir durum değil, daha çok, uğruna çaba göstermeye değer bir hedef, özgürce seçilen bir amaç için uğraşmak ve mücadele etmektir.”

‘Tamam da ne yapabilirim, elimden ne gelir ki’ diyebilirsiniz. Hatta:

“Söyleyin Ustam, dünyadaki en iyi hamle nedir?” de diyebilirsiniz.

Bir maçtaki belli bir durumdan ve rakibin özel kişiliğinden bağımsız bir en iyi hamle diye bir şey kesinlikle yoktur. Aynı şey insanın varoluşu için de geçerlidir. Kişinin, soyut bir “yaşamın anlamı” arayışına girmemesi gerekir. Herkesin yaşamında özel bir mesleği veya uğruna çaba harcanacak bir misyonu, yerine getirilmeyi bekleyen somut bir görevi vardır.

Bu dinin yardımcıları olmak adına yapabileceğiniz size özel bir görev vardır ve bu görevi en iyi siz bilirsiniz. Hangi konuda en iyi/iyi olduğunuzun farkına varmalısınız, bu farkındalıktan sonra harekete geçmelisiniz. Sizin yaşamdaki anlamınız, yaşamın da sizin için değeri bu görevle birlikte ortaya çıkacaktır.

Kişinin yaşamın anlamının ne olduğunu sormaması, bunun yerine bu sorunun muhatabının kendisi olduğunu kavraması gerekir. Tek kelime ile her insan yaşam tarafından sorgulanır ve herkes, sadece kendi yaşamı için cevap verirken; sadece sorumlu olarak bunu yapabilir. Bu nedenle insan varoluşunun özü sorumluluktur.

 “Kişi, hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa(kendini unutmaktan kasıt, yalnızca kendi derdine düşmemek ve odak noktasının sadece sahip olduğun şeyler üzerinde bulunmaması) , o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar çok gerçekleştirir(kendinde bulunan gücün harekete geçirilmesi).”

Sevgi, adanmak, adamak, insan olmak, dava… Kelimelerin kutsallığındaki gücü hissetmemiz gerekiyor ‘bir şeyler yapabilmek’ için. Kavramların gücüne erişebilmek için tabiî ki önce bilmeye ve  ardından da ona karşı bir muhabbete ihtiyacımız var.

 “Bir başka insanı, kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir. Sevmediği sürece hiç kimse, bir başka insanın/davanın özünün tam olarak farkına varamaz. Sevgisi yoluyla insan, sevilen kişideki/davadaki temel kişilik özelliklerini ve eğilimlerini görebilecek duruma gelir ve dahası, ondaki potansiyelleri görür.  Ayrıca sevgisi yoluyla kişi, sevdiği insanın bu potansiyelleri gerçekleştirmesini sağlar. Sevdiği insanın/davanın, ne olabileceğinin ve ne olması gerektiğinin farkına varmasını sağlayarak, potansiyellerini gerçekleştirmesini sağlar.”

Buraya kadar iradenin güçlü olmasından ve hareketleri yönlendirmesi üzerinde durduk. Bu canlılık ömrümüzün bir evresinde bulunup bir evresinde kaybedilen bir durum olmamalı, yani ömrün tamamına dağılmalı. 35-40’lı yaşlarda tanıdığımız Müslümanlardan sıkça duyarız:

“Biz de çok heyecanlıydık, biz de çok kitap okurduk, biz de güzel şeylerin olacağına çok inançlıydık…vb.”

Sanki bu dinin bir çalışma bir de emeklilik evresi varmış gibi kurulan cümleler… İnancımız hayatı, ölümü ve ölüm sonrasını kapsarken inancın verdiği o kuvveti belirli bir süreye kısıtlamak ve bunu hayatından geçip giden herhangi bir anıymış gibi düşünmek ömrün geriye kalan kısmı için hareketsizliği, inancın azalmasını kaçınılmaz olarak beraberinde getirir.

Bir film, binlerce bağımsız görüntüden oluşur, bunlardan her biri bir şey ifade eder ve bir anlam taşır; yine de son karesine gelinmedikçe filmin tamamının anlamı ortaya çıkmaz. Ne var ki ilk önce bileşenlerden, bağımsız görüntülerden her birini anlamaksızın da filmin tamamını anlayamayız.

Aynı şey yaşam için de geçerli değil mi? Yaşamın nihai anlamı da, eğer böyle bir şey varsa, en sonunda, ölümün eşiğinde ortaya çıkmıyor mu?  Ve bu nihai anlam da, her bir durumun potansiyel anlamının, ilgili bireyin bilgisi ve inancının elverdiği ölçüde en iyi şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine bağlı değil mi?

İmanı son ana kadar diri tutmak için çaba sarfeden ve hareketi ertelemeyen, ‘şimdi ve burada’yı değerlendirmek için samimiyet gösterenlere selam olsun! Ve son olarak:

İmam Hasan el-Benna: “Umutsuzluğa düşmeyin! Umutsuzluk Müslümanların ahlakından değildir. Bu günün gerçekleri dünün düşleridir. Bugünün düşleri de yarının gerçekleri olacaktır. Hala zamanımız vardır. Fesad belirtilerinin çoğalmasına rağmen mümin halkımızın içindeki selamet unsurları hala kuvvetlidir. Zayıf, bütün hayatı boyunca zayıf olarak kalmaz, kuvvetlinin gücü de sonsuza kadar devam etmez.”

Sena Bağrıaçık

Genç Muvahhide

 

-Yararlandığım eserler-

Arınma Yolu; Abdulhamid Bilali

Davet Ahlakı; Abdulhamid Bilali

İnsanın Anlam Arayışı; Viktor Frankl

Şeyh Ahmed Yasin’in hayatı için:

Ümmeti Uyandıran Şehid / Şeyh Ahmed Yasin

 

 

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak