Kategoriler
Ana SayfaKadın ve CihadÇeçenyalı Muhacir Kızından – Çeçenistan Anıları 2

Çeçenyalı Muhacir Kızından – Çeçenistan Anıları 2

Çeçenyalı Muhacir Kızından – Çeçenistan Anıları 2

Yaşım ilerledikçe etrafıma, olup bitenlere daha iyi dikkat etmeye ve anlamaya başladım. Ama her nasılsa ben bu Çeçenya’daki hızlı gelişime anlam veremiyordum. O, ilk anılarımda canlanan yıkık dökük okul binası yoktu artık. Onun yerinde gayet gösterişli, geniş bir bahçeye sahip bir okul binası vardı. Nereye baksam gördüğüm o kurşun izli kapıların yerini canlı renklere boyanmış iç açıcı kapılar almıştı. “Burada savaştan önce yaşlı bir çift yaşarmış…” diye başlayan cümleler ile anlatılan o harabeye dönmüş evlerin kalıntıları bile yoktu. Onların yerini de şatoları andıran o görkemli varlıklı kimselerin evleri vardı. O çocukken yaralanmış kimseler artık büyümüş ve olanları konuşmayı çok uzun zaman önce bırakmıştı. Anıları bir kenara bırakıp bu sahte mutlulukları kabullenemeyenler ise bu topraklardan göçmüştü. Pazarlar ve çarşılar kurulmuş, renk renk daha önce hiç görülmediği kadar güzel kıyafetlere sahip olunmuştu. Benim o yanık orman boyunca hatırladığım yol da yeni asfaltla düzeltilmiş, güzel ağaçlar dikilmişti. Şehirler mi? Onlar ise en modern hallerine getirilmişler artık. Güzel parklar, yüksek etkileyici binalar, hilal şeklinde heykeller, büyük görkemli camiler…
Anlatması ve hayalini kurması güzel aslında, ta ki hiçbir şeyin görüldüğü kadar mutlu ve güzel olmadığını farkedinceye kadar. Çünkü o ışıltılı şehirler toplu mezarlıklar üzerine kurulu.
Zenginlerin haram para içinde yüzdükleri, muhtaçların o haram para uğruna varlıklı olanların kölesi gibi yaşaması gereken batılı “modern” bir sistem hakim artık. Barbarlığını saklama zahmetine girmeyen aksine bunu haklı gösterip, kabul etmeyene türlü eziyetler eden gaddar bir hükümdara kul bu insanlar.
Hepsi kendim görüp, tecrübe edindiğim şeyler. Dağlarda şehid edilen mücahidlerin naaşlarına insan muamelesi bile yapılmıyor. İbret olsun diye memleketleri olan kasabaların meydanlarına atılıp üzerlerinde en iğrenç muameleler yapılıyor. Türlü iftiralarla insanların evleri yakılıp, insanları yurtlarından sürüyorlar. Susmayana ise psikolojik baskı yapıyorlar ve acı vermesi için en yakın ailesinden, uzak akrabalarına kadar herkes çeşitli işkencelerden geçiriliyor.
Tarih boyu böyledir bu. Diktatör dediğimiz ne kadar acımasız, imansız bir zalim olsa bile bir o kadar da paranoyak ve korkaktır. Parasının, bulunduğu konumun ve paranın getirdiğine inandığı kudretin ardına sığınır, korkularını yenebilmek için tehlike olarak gördüğü herkesi öldürür. Ama bilmez ki o insanlar şehittir ve Rabblerine kavuşacakları için mutludurlar. Ya da bunu da gayet iyi bilirler ama kabullenemezler.
Çeçenya bu açıdan bu paranoyanın acısını belki de en ağır şekilde çeken coğrafya. Çünkü yaklaşık 400 yıl boyunca uğraşmışlarsa da o koca ordularıyla bu bir avuç dağlı halka boyun eğdirememişlerdi. Boyun eğdirdiklerini sandıkları andan itibaren onlara bu direniş gücünü veren imanlarını ve dinlerini yok etme operasyonu başlamıştı.
Tüm Müslüman coğrafyalarda son yüzyıldır süre gelen bu zulmün ve yok etme çabasının son 10 yılda belki de en ağırını yaşıyordu Kuzey Kafkasya.
Batı’da küffar asla planını kurdukları dünya düzeni için direkt olarak İslamı bahane ederek müslümanlara karşı savaşmazlar. İmparatorluğu yıkma, enerji savaşları, seçilmiş halka karşı yapılmış soykırım sonucu vatanlarına dönmesi gibi bahanelerin arkasına saklanırlar. Dinini terk et demezler ama inancını belirtmeye utanacak, sözde ılıman olma ve batının beğenisini kazanma ihtiyacı duyacak yeni nesiller yetiştirirler.
Doğu Avrupa’da bu biraz farklıdır. Yüzyıllardır kıramadıkları Kafkasya direnişini kırmak için hiçbir şeyi gizli yapmazlar, hiçbir bahane ardına da sığınmazlar. Bu nedenledir Putin’in Rusya’sında muhalefet gazeteci uzun yaşamaz. İkinci Çeçen Savaşı başında, hiç çekinmeden “Gerekirse Allah’larını da bulur, ona karşı da savaşırız.” diyen Putin’in en büyük eseridir bugünkü Çeçenya.
Bugün kimisi bu küfür bataklığı içinde kendini “En azından savaş yok.” yalanıyla avutmaya çalışır. Kimisi dinini koruyabilmek için hicret etmek zorunda kalır ve çıktığı yolda da aynı zorluklardan geçer. Kimisi ise savaş varken daha iyi oldukları gerçeğini dile getiremeden yaşamaya devam etmeye çalışır. Çünkü savaş meydanında sana kurşun atan bellidir. Her gün kimin kim olduğu belli olmayan bir güne, kafire kul olmuş insanları görmeye, en yakınındaki insandan bile korkmaya utanmaz bu insanlar. Bugün Kafkasya’da görünürde sorunsuz, ama gerçekte savaştan daha kötü bir durum hakim.
Vallahi herşeyi olduğu gibi anlatsam saatler yetmeyecek kardeşlerim. Sanmayın ki orada her şey bitti. Grozni’yi 2 saatte, tüm Çeçenya’yı 2 günde alırız diyerek geldiler 22 yıl önce. Yaklaşık 400 yıl oldu direniş hala devam ediyor. Toplu mezarlıkların üzerine inşa ettikleri şehirlerle, ruhsuz camilerle gündemi değiştiremeyecekler. Mücahidler her zaman vardı, var ve var olacak İnşaAllah! Bunu bu zalim dünyaya unutturmayıp, onu kendi kininde boğmak da bize düşer.
“Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” (Âli İmran/195)

Sümeyye Şişanî

Genç Muvahhide

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak