Kategoriler
Ana SayfaGenelÇeçenyalı Muhacir kızından; Çeçenistan anıları 1

Çeçenyalı Muhacir kızından; Çeçenistan anıları 1

Çeçenyalı Muhacir kızından; Çeçenistan anıları 1

السلام عليكمورحمة الله وبركاته
Bu mektubu okuyan her Müslüman kardeşime unutulmuş Çeçenistan çocuklarından, savaşın çocuklarından, yaralarını kalplerinin derinliklerine gömüp sadece Allah uğruna akan tek damla kanın intikamını alma arzusuyla yanan gençlere selam olsun.
Ben Türkiye topraklarına çok küçük yaşta göç etmiş bir muhacir evladıyım. Çocukluğumdan pek bir anım yok ama özellikle Çeçenistan anılarını hatırlamayı, üzerinde uzun uzun düşünmeyi seviyorum. İki yılda bir gördüğümden olsa gerek, Kafkasya cihadının merkezi olan vatanımı.
Birinci savaşın kağıt üzerinde bitiminden bir yıl sonra, ikinci savaşın resmen başlamasından iki yıl önce doğdum. Annem, iki yaşındayken savaştaki halimi anlatıp güler hala, üzerimize bombalar yağarken “vooo bombalanıyoruuz herkes sığınaklaraa” diye bağıran hiçbir şeyden habersiz ama bir o kadar da cesur yürekli küçük bir çocuk. Hatırlayamadığım zamanlardan öyle güzel anılarımız var ki annemin anlattığı. Aile büyüğümüzün yurt genelinde tanınmış bir ilim sahibi oluşundan dolayıdır sanırsam birçok kez Şamil Basayev’in, Hamza Gelayev’in, Aslan Mashadov’un ve nicelerinin evimizi ziyaret etmiş olması. Öyle çok isterdim ki şimdi o büyük şehitleri hatırlamayı… Benim anılarım 3 yaşımdayken annemle şehitlerin topraklarını terkedişimizle başlıyor.
Altı yaşımdayken, annemle Türkiye’de üç yılımı geçirip ilk kez Çeçenya’ya döndüğüm günü düşünüyorum bazen. Haziran ortasında sisle karışık yağmur, yol boyunca yakılmış ormanlar, yıkık dökük evler ve yollar… Neredeyse kilometre başı arabayı durdurup çantalarımızı arayan rus askerleri ve annemin başındaki rahatsız oldukları örtüsü. Örtülü oluşunun hesabını soruyorlar ve annem “babamın cenazesine gidiyorum” demek zorunda kalıyor. Derken sonunda evimize varıyoruz, geride bıraktıklarımız bizi sağ salim görmekten mutlu. Her çocuk gibi meraklıyım tabi kasabada neler var diye. Kuzenlerimle dışarıya gezmeye çıktım. Yarısı yıkılmış geri kalanıysa yanmış bir bina “bak bu bizim okulumuz” diyor kuzenlerim heyecanla, ya farkında değiller bu binanın yaşadığı acıların ya da kendileri de içlerine gömdüler o acıyı. Koca kasabada nereye gitsem evlerin kapılarında aynı mermi izleri. İnsanların yüzünde zoraki bir tebessüm. Gerillalar dağlara çekilmiş, şehirlerde ve kasabalarda insanların yaşamaya devam etme çabalarının sessizliği hakim.
Aile büyüklerinden 1944 sürgünü anıları, daha gençlerden de birinci Çeçen savaşı yıllarında geçirdikleri çocukluklarını dinlerdim. Kimi zaman ağaçlarda oynayan çocuklara dalga geçercesine rastgele ateş eden keskin nişancılarla çocukların “ahaa vuramadı ki ne diye askersin sen” diye dalga geçmelerine güldüm, bazen de mayına basıp da yaralanan yaşlı adam acısından inlerken çok ses yapıyor deyip de defalarca vurarak öldüren rus askerlerinin zalimliğine ağladım. Kimi zamansa Birinci Çeçen savaşı döneminde savaşmak istemeyen bir çok rus gencin çeçenlere sığınıp, çeçen ailelerinin koruması altında kimisinin Müslüman olup daha sonra kendi ülkelerine dönmek istemedikleri gerçeğini düşünerek ısındı içim.
Biz savaşın çocuklarının hayal güçleri belki de bu anıları düşünürken görmediklerinin hayalini kurarken gelişmişti.
Çocuklarız, koşturuyoruz, sanki bir film karesinden çıkma gibi yıkılmış binalar arasında serüvenler arıyoruz. Kuzenlerimle ve edindiğim yeni arkadaşlarla oyunlar oynardık. Her ne kadar pis de olsa uzaklarda nehire bağlanan küçük su birikintilerinde yüzerdik. Bizden önceleri birçok çocuk bu gibi su birikintilerinde bırakılmış mayınlara basıp bacaklarını, ayak parmaklarını kaybetmişlerdi.
Kuzenlerimin evine giden yolda bir evin bahçesinde küçücük cüssesiyle çok fena sesle havlayan köpek vardı. Her geçişimde korkuturdu beni. Bir sabah yine oradan geçerken köpek serbest kalıp beni ve kuzenimi uzunca bir yol kovalamıştı, sanırım hayatımda en hızlı o zaman koşmuştum. Köpeğin sahibi genç bir kızdı, evin kızıydı çok da tatlıydı. Bana her zaman korkma der arada bir dalgasına kendi korkuturdu beni. Ertesi yıl yine aynı yerden geçtiğimde artık ne o ufak köpek ne de o genç kız vardı… Kuzenlerime sorduğumda savaşçılar kasabaya inip ruslarla çatışmaya girince kucağında küçük kardeşiyle evine koşarken sırtından vurulup orada hayatını kaybettiğini söylemişti. Hala da unutamam o an aklımda canlanan hayali ve tutamadığım gözyaşlarımı.
Her ne kadar savaştan uzakta yaşasa bile bir savaşın çocuğunun hayatının hiç kolay olmadığını bir yıl gördüğüm arkadaşlarımı ertesi yıl göremediğimde anladım.
Kardeşlerim, vallahi bu anlattıklarım bir film karesi ya da roman parçası değil. Yaşım henüz yirmi bile değil ve bu amatörce yazım sadece birkaç anımdan ibaret. Bugün Çeçen mücahidleri de benim gibi yirmi otuz yaşlarında savaşla büyümüş ve olgunlaşmış gençler. Babalarımızın 90lı yıllarda savaşırken herşey bittiğinde eski hayatlarına geri dönme hayalleri vardı. Artık bizim hayalini kuracağımız eski hayatımız bile yok.
Yazan; Sümeyye Şişani

Genç Muvahhide 

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak