Kategoriler
Ana SayfaKadın ve AileCahiliyenin ve İslam’ın Kadına Bakışı

Cahiliyenin ve İslam’ın Kadına Bakışı

Cahiliyenin ve İslam’ın Kadına Bakışı

Havva validemizle başlayan kadınlık tarihi, o gün bugün milyonlarca kadın meydana gelmiştir. Bundan sonra kıyamete kadar da milyonlarca dünyaya gelecektir Allahu alem. Kadınlar içerisinde değerli, yararlı, hürmete layık, eli öpülecek melekleşmiş hanımlar var olduğu gibi, değersiz, yararsız, zararlı, şeytanlaşan kadınlarda yok değildir.
Değer ölçüsü dindir; Allah’ın kanunudur. Dinin değerli dediği, güzel dediği değerlidir,güzeldir; değersiz dediği, çirkin addediği de değersiz ve çirkindir. Sağlam aklın, sağduyunun kabul ettiği de bundan başka değildir. Fakat devirden devire milletten millete kadının değer ve kıymeti değişik şekiller almıştır. Şöyle ki:
Allah’ın gönderdiği dinden zaman zaman sapan millet ve toplumlar arasında zaman olmuş ki, kadın, yerini kaybetmiş, hor görülmüş, insanlık haklarından mahrum bırakılmıştır. Zaman olmuş ki, kadına haddinden fazla değer verilmiş, hakkından fazla hak tanınmış ve şımartılmıştır. Ve yine zaman olmuş ki, kadın, erkeğe eşit sayılmış, tahammülünden fazla görev verilmiştir. Bu suretle onun yaratılışına karşı çıkılmış ve nihayet huzursuz edilmiştir. Mesela:
Hindistan’da:
Hint dininde, Hint şeriatında kadın hakkında şu fikir ileri sürülmüştür: ”Veba , ölüm, cehennem, zehir ve yılan kadından üstündür. Yani kadın, bunlardan daha kötüdür.
Bu Allah’ın (celle celalehu) gönderdiği dine, dini ölçülere asla uymaz ve sığmaz.
İtalya’da:
Bir vakitler Roma şehrinde büyük bir toplantı yapılır. Bu toplantıda kadın ele alınır. Kadının müzakere ve münakaşası yapılır. Sonunda şu karara varılır:
Kadın da ruh yoktur, kadın ruhsuzdur. Ruhsuz olduğu için de ahirette dirilmeyecektir. Kadın murdardır. Et yememesi, gülmemesi hatta konuşmaması lazımdır. O, vakitlerini hizmetçilikle geçirecektir.
Konuşmaması için, kadının ağzına kilit bile vurmuşlardır. Sebep de: ”Kadın şer aletidir. İnsanları azdırmak için, şeytan onu kullanır. Kadın şeytanın aletidir…” şeklindeki düşünceleridir.
Fransa’da:
Fransa’da miladi 586 yılında yapılan bir toplantıda kadından bahsedilir. ”Kadın insan mıdır, değil midir?” diye münakaşa yapılır ve nihayet kadının insan olduğuna ve fakat erkeğe hizmet etmek üzere yaratılmış bulunduğuna karar verilir.
İngiltere’de:
İngiltere’de ise, Sekizinci Henry’nin verdiği bir kararla kadınların kutsal kitapları okumaları yasak edilmiştir. Keza 1850 senelerinde İngiltere’de çıkarılan bir kanunla kadının vatandaşlık haklarına sahip olmadığı, şahsi herhangi bir hukuku bulunmadığı, hatta sırasında elbisesine bile sahip çıkamayacağı ilan edilmişti. (Ruhud’dini’l-İslami)
Tevrat’ta:
Uydurma olan Tevrat’ta Hint dininden geri kalmamıştır. Tevrat’ta şöyle yazılı:
Hikmet ve aklı bulmak için, şerrin nasıl bir cehalet olduğunu, ahmaklığın nasıl bir delilik olduğunu bilmek için döndüm dolaştım, bu arada kadını ölümden daha acı buldum. O kadın ki, kendisi bir tuzak, kalbi kement, elleri ise kelepçedir. Bin erkek içerisinde işe yarar bir erkek buldum, fakat bin kadın içerisinde işe yarar bir kadın bulamadım. 
Arap Yarımadası’na gelince:
Cahiliyyet devrinde Arabistan’da kadının hali daha da perişandı. Kadın değerini kaybetmiş, şerefini yitirmişti. Kadın zevk aleti kabul ediliyor, eşya gibi pazarlarda satılıyordu. Çok kadınla evlenmenin bir sınırı yoktu. Kişi karısını istediği zaman boşar, istediği zaman öldürürdü. Hiç kimse çıkıp da ona, ”Sen niçin böyle yapıyorsun? Bu, günahtır, haksızlıktır!..” diyemiyordu.
Kız çocuklarının hali daha da feci, çok daha korkunçtu. Bu çocuklar hor görülür, diri diri toprağa gömülürdü.
İslam’da:
Şimdi hanım kardeşlerime şunu söyleyebilirim:
İşte alem böyle iken, böyle bir alemde durumunuz perişan iken İslam dini geliyor, bu dinin büyük Kitabı Kur’an geliyor, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) geliyor. Kadının da insan olduğunu, Allah’ın kulu olduğunu, dini sorumluluk taşıdığını, erkekler gibi dindar olabileceğini, ibadet yapması lazım geldiğini, ahirette dirilip hesaba çekileceğini ilan ediyor, dolayısıyla hak ve hürriyete sahip olduğunu bildiriyor.
Hanımlar! Mübarek dinimizin beyanına göre, sizler eşya değilsiniz, şeytanın eseri değilsiniz, erkeklerin köleleri, hademeleri değilsiniz. İnsan neslinin türemesinde, yayılmasında, yaşamasında ve devamında rolü olan iki unsurdan birisiniz. Erkekler baba iseler sizler de annelersiniz. Bu gerçekleri Kur’an-ı Kerim şöyle anlatır:
”Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini yaratarak (yeryüzüne) ikisinden birçok erkekler ve kadınlar yayan Rabbinizden sakının!…” (Nisa suresi 1)
Yukarıda da gördüğümüz gibi bazı milletler sizlere din hürriyeti, vicdan hürriyeti, mülk edinme hürriyeti tanımazlarken, dini eserleri bile sizlere okumayı yasak ederlerken, İslam dini ne yapmış? Erkeklere tanıdığı vicdan hürriyetini, din hürriyetini sizlere de tanımıştır. Onlara hayat hakkı, mülkiyet hakkı tanıdığı gibi sizlere de bunları tanımıştır. Erkeklerin, salih ve güzel amel ve ibadetlerinin mükafat ve sevaplarını görebilecekleri ve cennete girebilecekleri gibi, sizlerin de aynı şeylere sahip olabileceğinizi, cennete girebileceğinizi de bildirmiş ve beyan etmiştir. Kur’an-ı Kerim şöyle anlatır:
İmanlı erkek ve kadından kimler güzel amel işlerse, işte onlar cennete girecekler ve işte onlar en ufak haksızlığa uğratılmazlar.” (Nisa suresi 124)
Sizler de iman nuruna sahip olabilir, İslam şerefine ulaşabilir, temiz ve güzel vasıflarla süslenebilirsiniz, ahlaki fazileti taşıyabilirsiniz. Bakını Kur’an-ı Kerim her iki tarafı da aynı sıfatlarla sıfatlandırıyor, övüyor, aynı hükme bağlıyor ve şöyle diyor:
‘Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır. ” (Ahzab suresi 35)
Yine İslam’a göre; erkekler gibi sizlerde mesulsünüz, sorumluluğun altındasınız. Erkeklerin vebal ve sevapları kendilerine ait olduğu gibi, sizin de vebal ve sevabınız kendinize aittir. Bir erkeğin kötülüğünden sizler sorumlu olmayacağınız gibi, onların iyilikleri de sizlere fayda vermez. Kur’an-ı Kerim Nuh peygamber ile Lut peygamberin kafir olan karılarına, kocalarının peygamber olmaları fayda vermediğini, Firavun’un küfrünün de imanlı olan karısına zarar vermediğini örnek göstererek şöyle anlatır:
Allah, inkar edenlere, Nuh’un karısı ile Lut’un karısını misal gösterir: Onlar kullarımızdan iki iyi kulun nikahında iken onlara karşı inkarlarını (imansızlıklarını) gizlemişlerdi.Dolayısıyla bu iki kadına gelen (azabı) kocalarının (Peygamberliği) giderememişti. Ve bu iki kadına ‘Girenlerle birlikte siz de ateşe girin’ dendi.” (Tahrim suresi 10)
Bu ayet-i celile gösteriyor ki; Bir kimsenin kendisinde iman olmazsa, o kimse, şerefli bir soydan gelse de, Peygamberin yakını veya karısı olsa da bunlar kendisine hiçbir fayda vermez; Onu Allah’tan gelen azaptan kurtaramazlar, akibet, cehennemim ebedi azabını boylar.
Allah, imanlılara da Firavun’un imanlı karısını örnek gösterir: O (kadın), Rabbim! Katında cennette bana bir ev yap; beni Firavun ve onun işlediklerinden kurtar; beni zalim milletten kurtar, demişti. ” (Tahrim suresi 11)

İşte bakınız! Ne büyük şahsiyet! Ne büyük fazilet ve ne büyük hanım!.. Bir hükümdarın sarayında bulunuyor. Dünya varlıklarının hepsi tamamen, dünyanın ziynet ve nimetlerinden hiçbirisi eksik değil. Kendisi de kraliçe; şanı var, şöhreti var, hizmetçileri etrafında dönüp dolaşıyor.

Bütün bunların içinde tatlı ve zevkli bir hayat yaşaması, eğlenceli günler geçirmesi lazım gelirken ne yapıyor? Bunların hiçbirisine kıymet vermiyor, bel bağlamıyor, güvenmiyor. Hepsinin geçici şeyler olduğunu düşünüyor. Kocasının ve etrafının küfür ve imansızlıklardan dert yanıyor; Allah’a yalvarıyor: İmansız kocasından ve onun zalim milletinden kurtulması için dua ediyor. Çünkü biliyor ve inanıyor ki, iman ve güzel amel olmadıkça saltanatın da, kraliçe olmanın da bir faydası yoktur. Bunlar gölge şeylerdir, geçici şeylerdir. İnsanı dünya bedbahtlığından, ahiretin ebedi ve sonsuz azabından kurtaracak ve koruyacak değildir. Üstelik; kocasının, o azılı kafirin baskı ve işkencelerine uğruyordu. Fakat bütün bunlara rağmen imanından zerre kaybetmiyor, imanı uğrunda canını tehlikeye atıyordu. Allah kendisinden razı olsun!

”Ey nebî (peygamber)! Mü’min kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafur’dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir.” (Mümtehine suresi 12)

Yine yukarıda gördük ki; zaman olmuş, kadın hor görülmüş, alçak sayılmış. Günlük işlere karıştırılmaz, mühim işlere yanaştırılmazdı. Kur’an gelince, kadını da eşit saymış; veli ve vasi olmada, vekalet almada, havale vermede, ticaret yapmada selahiyet tanımış, emr-i maruf, nehy-i münkerde (öğüt ve nasihat vermede, ikaz ve irşatta)  söz hakkı vermiştir. Bu hususu da Kur’an-ı Kerim şöyle anlatır:

”Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. ” (Tevbe suresi 71)

Dinimiz kız çocuklarının da yaşamlarını güven altına almıştır. Kur’an-ı Kerim bu babda şöyle diyor:

Ve fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyiniz. Onların da sizlerin de rızkını veren biziz. Şüphe yok ki, onları öldürmek büyük bir cinayettir.” ( İsra suresi 31)

Yine bir zamanlar kadına mirastan hak tanınmazken, dinimiz, kadına bu hakkı tanımış, mirasdaki hissesini tayin etmiş ve şöyle demiştir:

Ana-baba ve yakın akrabaların geriye bıraktığından (mirasından) erkekler için bir pay vardır. Ve kadınlar için de, ana-baba ve yakın akrabaların geriye bıraktığından (mirasından) bir pay vardır…” (Nisa suresi 7)

Cahiliye devri Arapları kadınları da mal gibi kabul edip, haklarında ona göre muamele yaparlardı. Mesela: Baba öldü mü, oğul gelir, elbisesini babasının karısı üzerine atar; babasının malına varis olduğu gibi, analığına da varis olurdu. İsterse kendine nikah eder, isterse para karşılığı bir başkasına satardı. İslam Dini gelince bu haksızlığı da ortadan kaldırdı. Buna dair Kur’an şöyle der:

Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal olmaz!..” (Nisa suresi 19)

Babalarınızın nikah ettiği kadını kendinize nikah etmeyin!..” (Nisa suresi 22)

Hak dinden uzaklaşan insanoğlu, kadın hakkında ya çok ileri gitmiş veya çok geri kalmıştır.

Bereket versin hak din ve hak dinin son Kitab’ı Kur’an-ı Kerim, kadının imdadına yetişmiş, onun layık olduğu mevkiini tarif etmiş, hak ve selahiyetini tayin etmişi rütbesini göstermiştir. Bundan böyle müslüman olan bir kadın, İslam topluluğu içinde, artık ne hor görülüp haksızlığa uğrayacak, ne de haddinin dışına çıkıp şımaracaktır. Allah’a kul, Peygamber’e ümmet olarak şerefli mevkiini alacak, çocuk yetiştirmede ve onları terbiyede vazifesini devam ettirecektir. Ve nihayet bu suretle o, hem dünyasını mamur etmiş olacak, hem de ahirette Allah’ın cennet ve cemalini kazanmış bulunacaktır.

Cemaleddin Hocaoğlu

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak