Kategoriler
Ana SayfaGenelAsrın sahabeleri ile ahir zamanın farkı

Asrın sahabeleri ile ahir zamanın farkı

Asrın sahabeleri ile ahir zamanın farkı

بسم لله الرحمن الرحيم

Hamd âlemlerin Rabbi, sahibi ve hâkimi olan Allah’a, salât ve selam Efendimiz, önderimiz Rasûlullah’a, ehli beytine, ashabına ve yolunu takip eden mü’minlere olsun.
Hepimizin aklında olan sorulardan birine değinmek istiyorum kardeşlerim; sahabe ile aramızdaki fark! Neden onlar gibi olamadığımız hususunda bitmek bilmeyen sorular aklımızı meşgul etmekte. Aslında burada bahsetmemiz gereken, sahabenin hayatına etki eden Kur’an ayetleri bizim hayatımıza ne kadar etki ediyor? Peygamber (sav)’in nasihatleri onların hayatlarına nasıl etki etti? Allah kendilerinden razı olsun İmam Buhari ve İmam Müslim’den belki de Ömer, Ebu Bekir, Osman’dan (Allah Subhenehu ve Teala kendilerinden razı olsun) daha çok nasihate ulaştık. Peki neden onlara olan etki bizde olmuyor, onlar ne yaptılar da bu ayet ve hadisler onlara bu kadar etki etti?
Dilerseniz Peygamber (s.a.v)’in nasihatinin Selman-ı Farisi üzerindeki etkisine bakalım. Selaman-ı Farisi’nin ölümcül hastalığa yakalandığını duyan arkadaşları, “Selman ağır bir hastalığa yakalanmış, gidelim onu ziyaret edelim” diyerek evinin yolunu tutarlar. İçeri girdiklerinde Selman’nın ağladığını gören ve şaşıran sahabeler Selman’a sorarlar: “Seni ağlatan nedir?” Selman: “Dünyadan ayrıldığım için ağlamıyorum. Ancak Rasûlullah (s.a.v) ‘dünyadan ayrılırken sermayeniz bir yolcunun azığından fazla olmasın!’ buyurmuştu bunun için ağlıyorum. Ben bu kadar malın mülkün nasıl hesabını vereceğim?” dedi. Sahabeler öldükten sonra onu anlatırken: “Sağa baktık bir şey yok, sola baktık bir şey yok, uzandığında ayağı kapıya değecek kalktığında kafası çatıya değecek bir evi var, hem içinde abdest aldığı hem de içinde yemeğini yediği bir tası var, vallahi başka hiçbir şey görmedik Selman’ın evinde.” dediler.
Evet, biz belki de bu hadisi kaç kere işittik ama bir kere işiten Selman(r.a) kadar etki etti mi hayatımızda? İşte bunun sebebi kardeşlerim şu ayette bahsedildiği gibidir: “Gerçek şu ki insan kendini kendine yeterli görerek azar.” (Alak 6-7) Öyle olmadık mı kardeşlerim? Verdiğimiz bir kaç infak parası, kıldığımız birkaç sünnetlere mi güvendik kardeşim? Selman’ın işittiği hadisi veya benzeri hadisleri Selman’dan daha çok duymadık mı? Peki Selman’ın teslimiyetini ile bizim teslimiyetimiz niye aynı değil? Şimdi Selman’ın dediklerini söyleyen biri olsa “Ey kardeşim sende aşırı gittin!” denilmez mi o kişiye? Bizi yaptığımız bir kaç amel alıkoymuş kardeşlerim…
Vel-hasıl kelam her davranışın, her sözün mutlaka daha güzeli, daha iyisi vardır. Hiçbir zaman ‘işte en iyisi budur’ diyemeyiz. İnsan kendini yeterli görmeye başladığında, gelişmek bir yana, ahlakında ve davranışlarında bozulmalar başlar. Rabbinin bahşettiği aklını ve vicdanını kullanarak hep daha iyiyi, daha güzeli, daha üstünü, daha mükemmelini talep etmeli insan ve samimi çaba içinde olmalı. Allah’ın hakkımızdaki hükmü belli değil. Allah’ın rızasını kazandığımızdan da emin değiliz. Bunlara rağmen “dur” diyorsak bu çirkin bir cesaret olur. Allah’tan hakkıyla korkmamak olur. Allah’ın rahmetini yitirmek olur. Bütün bunları göze alabilir miyiz? Allah (s.v.t) bizi kendini yeterli görmekten muhafaza etsin. Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Binti Mücahid

Genç Muvahhide

Paylaş:
Yorum Yok

Yorum Bırak