Aile ortamında tevhid davasından dolayı yalnız kalan muvahhide’lere

0
816

Aile ortamında Tevhid davasından dolayı yalnız kalan muvahhide’lere nasihat…

Günümüz ortamında Tevhidi öğrenip yaşamaya çalışan bireyler gerek toplumda gerekse içerisin de bulundukları Ailelerinden oldukça zorlu sıkıntılar görmekte ve baskılara maruz kalmaktadırlar… Bu kimseler Asrı saadet dönemindeki garibler gibi aileleri tarafından dışlanmak da ve tamamen kendilerini yalnız hissetmektedirler. Böyle durumda olan Muvahhid ve Muvahhideler olmakla beraber fıtratın gereği olarak Muvahhide bacılarımız daha hassas olmaları hasebiyle daha fazla etkilenmektedirler.

Hamd‘ın Her türlüsü Allah azze ve celle içindir. Salat ve ve selam da Onun Rasulü (sav)‘e, aline ashabına ve müminlerin üzerinedir.

Allahul Müstean…

Evvela içerisinde bulunmuş olduğun durumu güzel analiz etmenin ve yansımalarını gözden geçirmenin, senin ve imanın adına gerekli olduğu kanaatindeyim. Şöyle ki;

İçerisinde bulunmuş olduğun durumu farklı yönlerden değerlendirmen gerekmektedir. Ta ki içerisinde bulunmuş olduğun Vakıa’da (Hal-Durum) sebat ile fiillerin istikamet bulsun ve hayr ile neticelensin inşaAllah. Bu nedenle içinde bulunduğun durumu üç açıdan değerlendirmeye tabi tutmak gerektiğini düşünüyorum.

  1. Kuş bakışı Vakıa’nın değerlendirilmesi.
  2. Şahsın adına Vakıa’nın değerlendirilmesi.
  3. Ailen adına Vakıa’nın değerlendirilmesi. Vakıa derken, içerisinde bulunulan ‘’Hal’’ kastedilmektedir.

Kuş bakışı Vakıa’nın değerlendirilmesi. (Kendini kendinden soyutlayarak meseleyi daha geniş değerlendirme, labirentin içinden yükselip yukarıdan bakma)

Merhametli olan Allah teâlâdan, şahsın adına sana her türlü kolaylığı göstermesi ve önünü aydınlatarak sana çıkış kapısı sunması ve acilen sıkıntılarını bertaraf etmesi temennisi ile, bil ki, içerisinde bulunduğun durum iman etmiş gönüller açısından özel anlamda üzücü ve genel anlamda da sevindiricidir.

Bilmelisin ve bilinçaltına yerleştirmelisin ki içerisinde bulunduğun durum, câhiliyye toplumundan İslami topluma geçiş sürecinde ki Sünnetullah’dan olup, sebat durumunda Allah Teâlâ’nın rahmetini celbeden hayrlı ve bereketli ve bir o kadar da zor olup azim ve sebat isteyen bir haldir. Zor ve sıkıntılı olması hasebiyle de içerisinde bolca hayrlar barındırmaktadır. Hz. Nuh as’dan bu yana yozlaşmış olan şirk ve hurafe topluluklarında hakka tutunanların mutlaka karşı karşıya kaldıkları bir haldir. Kalabalık câhiliyye ürünü insanlığın içerisinde senin gibilerinin islamlaşma süreci içerisinde kaçınılmaz olarak karşı karşı kaldığı bir haldir. İnsanlar toplu halde İslam’a girmeyeceklerine göre – ki istisnalar vardır ve nitelik nicelik bakımından da tartışmalıdır-, toplum içerisinde fert olarak islamlaşmanın getirdiği bir takım zorluklar kaçınılmazdır. Bu durumda bazı zorluklar olduğu gibi güzelliklerde mevzubahisdir. Fakat şunu unutmamalıyız ki, bu vakıa’da gerek zorluklar ve gerekse güzellikler hep hayrdır.

Bu durumda zorluk olarak dile getireceğimiz hususlardan birisi fert olarak Allaha teslim olanın teslim olmayanlar içerisinde ki üslendiği vazifeyi dile getirebiliriz. Fakat bunu ikinci madde de değerlendireceğiz.

Güzellikler ise, câhiliyye’nin karanlığı içerisinde İman meşalesinin yakılmış olmasıdır. Senin gibi zorluklara göğüs gerecek olanların sebatıyla bu meşale daha da yaygınlaşacak ve câhiliyye toplumu bu hakikatın varlığına ya teslim olacak ve kabullenmek durumunda kalacaktır ki teslim olduklarında onlarda kendilerini kurtaracak ve zaten fitnenin yeryüzünden kazınması adına amaçlanan ilahi hedef biiznillah tam isabetle hedefini bulacaktır. Teslim olmadıklarında ise ya bu davanın varlığını kabullenecek, karşı çıkmayacaklar, ve kabullenmeseler dahi Ebu Talibler gibi sahiplenecekler ya da azılı bir şekilde engel olma yoluna başvuracaklardır. Fakat şu bir hakikattır ki bu karşı çıkışlarında ki aşırılık ve baskı, geceden sonra fecrin doğuşunda ki zifiri karanlık misali, câhiliyyenin karayüzünün belirtisi hali olacaktır. Zira Aydınlık (Nur) geleyazmış olacaktır.

İşte içinde bulunduğun durum budur ve kendi şahsına munhasır dar bir çerçevede değilde kuş bakışı vakıa’yı tefekkür ettiğinde yalnız olmadığını şu dönemde bu zorluklara göğüs geren binlerce genç müslümanı – ki Allahın rasülünün (sav) ilk devrinde iman edenler hep gençlerdi – düşün. Sen Allah teâlânın şereflendirircesine farklı yerlerde farklı seçtiği müslümanların eline tutuşturduğu meşale sahiplerinden birisi olduğunun şuurunu sakın ama sakın kaybetme.

Tağutlar ve Kafirlerin hiç bir zaman İslam’ın geleceğini engelleyemeyecek olmasında hikmetlerden biriside, ailelerin içerisinde gönüllü (imanlı) olarak kendisini islama adamış fertlerin toplumun içerisinde ve hem de kalplerine nüfuz ederek bu davanın ilerlemiş olmasına Allah azze ve celle’nin inayetiyle katkıda bulunmaları değilmidir? Seyyid Kutub’un (rh.a) ifadesiyle ‘’ Hiç bir karşılık ve mükafat beklemeden ve hiç bir idari zorlama olmaksızın meydana çıkan gönüllüler ordusu’’.

İşte bu hal içerisinde ki hayr ve rabbani bereketler ile, imanı teheccüdler ve nafileler ile besleyemeyeceğin kadar doyuma ulaştıracak bir haldir. Buna nisbet ile de kolay ve nefsi açıdan keyifli değildir. İslamlaşma sürecinin bir gereğidir. Kıyamete kadar gelecek olan müslümanların ashabın faziletine ulaşamayacak olmasının sebebide, en karanlık dönemde en çok zorluklara iman ile göğüs germeleri ve islam neslinin öncüleri olmaları değilmidir?

Kaldı ki Rasulullah (sav), Mekkede iman eden ve zorluklara göğüs geren Abdurrahman bin Avf (r.a)’ı Medine devrinde iman eden Allahın kılıcı Halid bin Velid’e karşı savunmuş ve ‘’Ashabımı bana bırakın’’ diyerek zorluklara göğüs geren ilk Mekke mü’minlerini hep ayrı ve farklı değerde addetmiştir. Yine Hicret arkadaşı Ebu Bekir r.a’ı ‘’ Sizler beni yalanlarken o beni tasdik ediyordu’’ diyerek ona karşı her zaman farklı muameleyi ashabına emrediyordu. Yine kıskandığı için Haticesi’ne (r.anha) bir kaç kelam eden Aişe’sine (r.anha) ‘’ Senin kavmin beni yalanlarken o bana sahip çıkıyor du’’ diyerek farklı olduğunu ve olması gerektiğini öğretiyordu.

Allah Teâlâ’nın Süleyman a.s’ın büyük büyük ordu ve savaşlarından detayı ile bahsetmeyip karanlık içerisinde boy gösteren ‘’İman etmiş gençlerdi’’ diyerek Ashabı kehf’i zikretmesi de bir hikmete binaen değilmidir? Meryem annemizin (a.s), toplumunda ve Mabed’in içerisinde ki Ulema! kılıklı yığına karşı eline erkek eli değmemesine rağmen çocuğunun veladeti için ayrıldığında ‘’Keşke ölmüş ve adı sanı hiç duyulmamış birisi olsaydım’’ diyecek kadar zorluklara göğüs germesi de manidar değilmidir? Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür demek değil, kitaplar yazmak mümkündür demek daha doğru değil mi? Ama bereket, ecir, mükafat ve ilahi seçim bu hallere ilişiklendirilmiştir. İçerisinde bulunulan durumun şahsın adına üzücü ama tabi olduğun ve bir ferdi olduğun islam toplumu adına sevindirici olmasından kastımız işte budur.

İçinde bulunduğun durum geniş açıdan değerlendirildiğinde İslam ve geleceği adına hali budur. Bu nedenle karşılaştığın sıkıntılarda birer ibadet sevabı olduğu gerçeğine binaen niyetini ihlas ile donat ki ecrin ve mükafatın kat be kat fazlalaşsın. Unutma ki Allah cc’nün sana, ehline, zürriyyetine dünyan ile ahiretin hayatın adına ileride indireceği bereketler bu gibi zorluk hallerinde ki sebatınla doğrudan bağlantılıdır.

Ne zaman ki İbrahim a.s şirkin en azılısına kendini kaptırmış ve kendisini taşlamakla tehdid eden babasının tüm zorlamalarına karşı sebat gösterdi, kendisine hayrlı bir zürriyyet bahşedildi.

فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ وَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلّاً جَعَلْنَا نَبِيّاً.

Ve ne zaman ki sonrasında onlardan ve onların Allah’ı bırakıp da kulluk ettiklerinden uzaklaşınca, Biz ona İshak ve Yakub’u armağan ettik ve onların her birine de peygamberlik verdik. (Meryem 49)

Yine Ashabı kehf, ne zaman ki zorluklara karşı direndi ve her şeyi göze alarak sebat ettiler, arkasından koruma ve müjde kapıları açıldı.

وَإِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ إِلَّا اللَّهَ فَأْوُوا إِلَى الْكَهْفِ يَنشُرْ لَكُمْ رَبُّكُم مِّن رَّحمته ويُهَيِّئْ لَكُم مِّنْ أَمْرِكُم مِّرْفَقاً

Madem siz onlardan ve Allah’tan başka kulluk ettiklerinden sıyrılıp ayrıldınız (ve sebat gösterdiniz), o halde, mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizde size bir kolaylık sağlasın.” (Kehf suresi 16)

Bu esnada muhatap olunan câhiliyye ve haktan uzak taraflara karşı olan sebat tavrımız da aynı zamanda öz savunma olduğu gibi aynı zamanda bir nevi ameli tebliğdir. Ameli tebliğ ise kavli (sözel) tebliğden daha hayrlı, daha tesirli ve Alemlerin rabbini daha razı edicidir. O nedenden dolayı da Allahu teâlâ bu gibileri, kullukları ile, ibadetleri ile ödüllendirdiği gibi ‘’Ensarullah, ‘Allah’ın yardımcıları’’ diye isimlendirerek şereflendirmiştir. Çekmiş olduğun sıkıntıların şüphesiz ki haleti ruhiyen (Psikolojin) üzerinde etkisi olacaktır, fakat sakın bu geniş çerçeveyi gözardı ederek kendini üzüntü ve umutsuzluk çukuruna düşürme. Allah sabredenler ile sabretmeyenleri ayıracağını ve sabredenlere mükafat hazırladığını belirtmiş ve müjdesini iletmiştir.

Vakıa’yı kuşbakışı hikmet ile geniş açıdan değerlendirmekten kastımız budur. Bu hususta söylenilecek olan söz şüphesiz çok fazladır. Fakat acilen cevap verme arzumuz, vaktimiz ve meramımızın anlaşılmış olduğu kannatiyle burada kesiyoruz.

Şahsın adına Vakıa’nın değerlendirilmesi:

Şahıs olarak içerisinde bulunduğun durum karakterin ve Allah’a karşı olan kulluk isbatınla bağlantılıdır.

Karakter olarak yakinen tanımadığım için bu hususta şahsen yazabileceğim özel nasihatler şüphesiz ki azdır. Zira bu durum hem şahsın ve hemde ailen ile bağlantılıdır. Fakat bir kaç kelam şüphesiz ki edebiliriz.

Şöyle ki;

Bütün bunlar bir imtihan olup imanını isbat babında birer vesilelerdir. Sahabenin dert edindiği gaye de bu idi. Bedir savaşı akabinde esirlere yapılacak muamelenin değerlendirilmesinde Hz. Ömer (r.a)’ın ifadesi bizim için isbattır.

‘’Ey Allahın Rasülü ! müşrikler bizi esir etselerdi öldüreceklerdi. Ömer’in akrabalarını Ömer’e, Ali’nin akrabalarını da Ali’ye ver ki cezalandırıp Allah’a, onu herşeyden önce ve önde tuttuğumuzu isbat edelim’’ ifadesi işte bu gayeyi amaçlıyordu. Bizlerin ve senin üzerine düşende budur, sakın bu gayenden uzak kalma ve secdelerinde uzun uzun Allahu Teâlâ’dan yardım ve inayet dile. Çektiğin ve sıkıntılarla kalbinin daraldığı dönemlerde göz yaşlarını esirgeme ve özellikle gözyaşlarını secdelerine beklet. Kocası ve oğlundan ayrı düşürülmek ve üstüne üstelik hicret gibi bir kurtuluş seferberliğinden alıkonulmak ile hergünü evinin yakınında bir tepe de gözyaşı döken Ümmü Seleme annemizin (r.anha) ıstırabı ve misali senin için güzel bir örnektir.

Kadın olduğun için erkeklere nisbetle daha naif ve hassas ve korumasız olduğun bir hakikattır. Bu durumun şüphesiz ki Alemlerin rabbine – haşa- gizli değildir. O nedenden dolayı da Allah teâlâ kuranda mustazafları zikrederken kadınları ve yetimleri imkan bakımından erkeklere nisbetle dar olmaları hasebiyle evvelen/öncelikli olarak zikretmiştir.

Şüphesiz ki kendilerine karşı sorumlu oldukların vardır ve bu sorumluluğu yerine getirmen gerekmektedir. Unutma ki her şeyden önce kendisine karşı sorumlu olduğun senin üzerinde hiç bir şey ile kıyaslanamayacak kadar yüksek hakkı olan Allah teâlâdır. Ve sonra rasülüne ittibadır. Ne olursa olsun Allah Teâlâ’nın hakkını her zaman en önde tut ve bunu bir şekil ailene göster. ‘’Önce Allah’’ düsturunu şiar edin ve bundan ödün verme.

Tabi ki Ailene bunu gösterirken hikmet ile davranman en doğru olandır. Allaha itaatten kesinlikle çıkmayacağını ve onların Allahın isteğine uymayacak olan taleplerine kesinlikle boyun eğmeyeceğini bir çeşit ailene gösterirken takip edeceğin yöntem ince ve hassas olmalıdır.

Ne kin ve nefret uyandırıcı itici bir tavır ve ne de taleplerine uyduğun hissini verecek kadar ağırbaşlılık. Bu ikisi arasında ki dengeyi yakalamaya çalış. Hem kendini isbat edecek hayrda kalacaksın ve hem de aynı zamanda tebliğ vazifesini yerine getireceksin.

Şuayb (a.s)’ın şu sözüne kulak ver!

قَالَ يَا قَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِن كُنتُ عَلَىَ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّي وَرَزَقَنِي مِنْهُ رِزْقاً حَسَناً وَمَا أُرِيدُ أَنْ أُخَالِفَكُمْ إِلَى مَا أَنْهَاكُمْ عَنْهُ إِنْ أُرِيدُ إِلاَّ الإِصْلاَحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِي إِلاَّ بِاللّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ

“Ey kavmim!” dedi, “Düşünsenize bir: ya ben Rabbimin katından gelen açık bir delile dayanıyorsam; ve O beni kendi katından güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa? Hem sizi sakındırdığım konulara girmem sadece size muhalefet etme arzumdan kaynaklanmıyor. Aksine tüm arzum, gücümün yettiğince ıslahtan (ve güzel olanı inşa etmekten) ibarettir. Başarım ise yalnızca Allah’a bağlıdır: sadece O’na dayanıp güvendim ve yalnızca O’na yöneldim.

Şuayb (a.s); size muhalefet etmek kişisel arzum ve zevk aldığım bir şey değil. Sadece Allahın emri bu olduğu içindir. Allahın emri ile sizi de nehyetmeye çalıştığım şeyleri benden talep ederek Allaha isyan durumuna nasıl düşebilirim?

Sende ailene bunu mutlaka ifade et ve tek derdinin; bir gaye uğruna yaratıldığını bilerek hem bu dünyada hem de ahirette saadette kalmak olduğunu onlara iyice bellet. Ve sahibi olduğun düşüncenin hak olduğunu, tartışabileceğini ve onlara Kuran ve sünnet ve sahabenin hayatıyla isbat edebileceğini sürekli vurgula. Öyle ki bu şekilde hem pasif kalmaz ve hemde onları düşünme ve savunma durumuna itmiş olursun. Bu da seni kabullenmeleri anlamına gelecektir.

Şahsen kendim – Rabbimin inayet ve desteğiyle- bir dönem babam ile sıkıntılar çektiğimde – ki uzun bir aradan sonra hamd olsun tabi olanlardan oldu kendisi- bu tartışmalarda onun da tanıyıp sevgi duyduklarından delil getirerek babamın bana ‘’tamam, senin dediğini yapmasamda ne halin varsa gör, arkandayım’’ demesi neticesine ulaşmıştım.

Şahsiyetler ve karakterleri farklıdır. Ailene karşı güzellikle muamele et. Onların Allahın emrini aşma durumu olmadıkça olabildiğince onların görüşlerine saygı duy ve destek çık ki onlarda sana saygı duysunlar. Allah teâlânın ‘’ Dünyalık olarak onlara iyi davran’’ buyurduğu, müslüman muvahhid ebeveyn ile beraber şirk üzerine olanlarıda içerisine almaktadır. Allahın rasülünün (sav) hanımları başta olmak üzere ailesi müşrik olanlara tavsiyesi bu olmuştur.

Kolaylaştır zorlaştırma, müjdele nefret ettirme…

Katı kalpli ve beni mutlaka böyle kabul edeceksiniz tavrıyla itici olmaktan kaçın. Farzları terk ve haramlarla amel etmen söz konusu olmadığı müddetçe onlar ile bir zeminde buluşmaya çalışman yanlış değildir. Tabi ki sınırı korumakla beraber. Senin için helal haram sınırı olmadıkça müstehap olan hususlarda biraz esneklik göstermen taviz değildir. Daha büyük sıkıntılardan beri kalmak amacıyla bunları yap.

Örnek olarak şu an aklıma gelmiş olan bir mesele olarak örnek vermek gerekirse, imanın ve fitneden uzak kalma niyetiyle kendisiyle oturup kalkmadığın bir akraban, hastahanede ve ağır bir durumda olsa, onu ziyaret edip etmeme durumu ile karşı karşıya kalırsın. Ziyaret etmemen ve geçmiş olsun dileklerini ifade etmemen hem akrabalarının ve hemde ailenin gazabını çekecektir. Bir de bunu üstüne üstlük senin imanına bağlayarak aleyhinde fitne rüzgarları estireceklerdir. Senin akrabanı ziyaret etmen ve hatta bir hediye götürmen belki sadece müstehabı terk etmendir. Ne haram ve de isyandır. Bu durumda ziyaret et ve hatta hediye almaktan çekinme. Bu hem aranızda ki ülfeti getirecek hem de belaları def edecektir. Bu şekilde ki tavırların, onlarla ayrı düşmekten mutlu olmadığını, sadece Rabbini herşeyden önde tuttuğunu gösterecek ve şahsına karşı öfkeli tavırları gevşeyecektir.

Aşağıda ki ayeti kendine mi’yar (ölçü) edin.

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı en iyi bilendir ve hidayete ereni de daha iyi bilir.

Ayette imanı adına bir vazife (misyon) üstlenmiş olanlar için öngörülen (veya emredilen) hususlara dikkat edelim.

  • Hikmet ile
  • Güzel öğüt ve nasihat ile
  • Güzel bir şekilde mücadele ile

Dikkat et kardeşim!

Davetin başından sonuna kadar güzellik var. Sahibi olduğun hak tevhid davası, zaten içerik olarak insanlara ve câhiliyye’ye gömülmüş nefislerine ağır gelecektir. Davayı açıkça ortaya koymak demek, davette katılık ve yıldırıcı sert üslub takınmak demek değildir. Davayı açıkca ortaya koymak demek; açık seçik kimliğin ve ilahi hakikatın gözler önüne serilmesidir. Bu hikmetli hali iyi kavra. Bu devirde islamı tebliğ ediyorum gerekçesiyle katılıkları ve sert üslupları nedeniyle, karşısındakilerin tevhidi kabullenmelerine bizzat kendi ahlaksızlıklarını perde kılan Muvahhidler! gibi olma.

Sen Peygamberane bir davet ile güzelce ortaya koyarsın, kimi Abbas ve Hamza (r.anhuma) gibi teslim olur, kimi Ebu Talip gibi teslim olmasada destek olur ve kimiside ne teslim ne destek olur tam aksine Ebu Leheb gibi beyni çatlar da düşman kesilir.

Ayette kastedilen ‘’Hikmet ile’’ ifadesi, nerede, ne zaman ve ne şekilde kendini ifade edeceğini, diğerlerine ne şekilde nüfuz edebileceğini iyi belirlemendir. Bıktırıcı olma. İnsanların cenazesi varken ve insanlar sevdiklerinin ölümü ile cedelleşirken ‘’Sizin bu ölünüz cehennemliktir’’ demek hakkı ortaya koymak demek değildir. Dememek te hakkı gizlemek değildir. İnsanlar düğünde ve eğlenirken ve nefsleri şeytanı dürtüler ile kabarmış ve kalp kapakçıkları kapanmışkende davet üslubu farklı olmalıdır. Onurlu ve net duruş sergilenmeli derken demek istediğimiz, kiminle muhatap olduğun ve hangi durumda bulunduğunu dikkate alarak tavır belirlemen ve ona göre davranmandır.

Ayette belirtilen ve ikinci olan ‘’Güzel öğüt ve nasihat ile’’ ise, sana ve davetine tabi olup hakikate kulak verenler olmakla beraber kendisine çağırdığın hakka tabi olmasa da seni kabullenmiş ve karşı vaziyette mücadele etmeyenlere karşı onları itaate davet, cennet ile müjde ve cehhennem ile korkutmak türü nasihatle en doğruya davet kast edilir.

Ayette belirtilen ve üçüncü olan ‘’ Güzel bir şekilde mücadele ile’’ de, seni ve davet ettiğini kabullenmemekle beraber sıcakta bakmayan, gaddarlaşmaya varacak kadar sana karşı duranlara karşı gerektiği şekilde mücadele etmendir. Bu mücadele etmen, gerek kendini isbat gerek hak yoldan uzaklaşarak onların taleplerine uymaman, gerek onlara yeterli döküman (cd-kaset-kitap-ziyaret-hasbihal) ile kendini ve davanı isbata gayret ve gerekse sana karşı aşırı duranlara karşı net ve dik duruşla karşılık vermendir.

Aileni ve karakterlerini en iyi bilen sensin. Bu hususta anneler daha farklıdır. Özellikle annenin sana karşı olan annelik hislerini kendine kalkan olarak edinmeye gayret et. Tevbe suresi 24 ve diğer benzer ayetlerde annelerin zikredilmemesi bu nedendendir Allahu alem.

Musab bin Umeyr r.a’ın annesi gibi olanlar istisnadır. Onlara dahi Musabça tavır sergilenir.

‘’Ey anneciğim, seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun! Ama şunu da bil ki saçların kadar başın olsa ve her biri beni dinimden döndürmek için tek tek elden çıksa, yine de dinimden vazgeçmem. (Zira bu benim üzerimde ki Allahın hakkı ve Allahın beni kendisine ilettiği hidayettir iki cihan saadetidir.)’’diyordu.

Şayet anneden daha ziyade babana yakın ve baban sana karşı daha kucaklayıcı yaklaşıyor ise onu kendine kalkan edinmeye gayret et.

Burada ki kalkan dan kastım, Abbas ve Hamza (r.anhuma) gibi teslim olmayıpta Ebu talip gibi seni korumasına alacak olan yakınındır. Anne babandan dışarıya doğru varsa abin-kardeşin-ablan veya dede ve nenen ile beraber amca ve dayıların gibi akrabalarındır. Rasulullah a.s zamanında ki sahabe de imanlarından hiç bir şekilde ödün vermeyecekleri isbat ile beraber akrabalarının yakınlığını gözetmişlerdir. Hatta rasulullah (a.s) bunu dili ile dahi akrabalarına karşı alenen ifade etmiştir.

Rabbimiz risaletin ilk devrelerinde “yakın akrabalarını uyar!” buyurduktan sonra efendimiz (sav) akrabalarını  uyarmak istemiş ve Safâ Tepesi’ne çıkmıştı. Bütün yakınlarına “Ey Abdülmuttalib oğulları! Ey Abdümenaf oğulları! Ey Zühre oğulları!…” diye ayrı ayrı seslendi. Sesini duyanlar kalkıp geldiler. Rasûlullah (sav) onları önce Allah’a ve Rasûlü’ne imâna davet etti. Konuşmasına dayanamayan Ebu Leheb, Efendimiz (sav)’e fırlatmak üzere eline bir taş aldı da

– Yuh sana! Bizi bunun için mi topladın? diye bağırdı.

Rasulullah (as) onun kabalığına ve saygısızlığına bakmadan Kureyş kabilesinin bütün kollarını ve yakın akrabalarını birer birer sayarak kendilerini uyardı. “Kendinizi cehennemden kurtarın!” uyarısıyla sadece Allah’a imâna çağırdı. Bazı rivayetlerde hadîs-i şerîfin sonunda yer alan şu ifade işte çok manidardır. Kaldı ki tarihi eserlerde de geçmektedir.

Aramızdaki akrabalık bağı sebebiyle sizinle ilgimi kesmeyeceğim”, işte burası senin ve bugünün muvahhidlerinin gözardı etmemesi gereken bir noktadır.

Özellikle Anne-Baban ve Ailen ile başkalarının yanında cedelleşmemeye özen göster. Kesinlikle hakkı gizleme adına da olsa sus demiyorum, özen göster diyorum ki kastımı iyi anla. Zira onlar başkalarının yanında ‘’Çocuklarının peşine düşmüşlerde çocukları onları parmağında oynatıyor’’ gibi cahiliyyenin pis kriter kurbanı olarak sana karşı daha da agresif bir hale girebilirler.

Mümkün oldukça her biriyle bire bir, olmazsa sadece siz size iken onlara sızmaya ve kalblerine imanı aşılamaya geyret et. Zira kalabalıklarda şeytan gurur ve kibir kozunu devreye sokar ve onları vesvesesi ile etkilemeye çalışır. Bu hususta anlatım ve ifade sıkıntın var ise, kısa kısa veya fırsatını bulduğunda gerek bir kitaptan kısa bir kesit veya internetten muvahhid kardeşlerin bir sohbetini ‘’Şunu bir dinleyelim, yanlış olan neresi bana söyleyin’’ diyerek farklı şekilde kendini ifade etme yöntemine de başvurabilirsin.

İnsanlar ile konuşurken ifade şekline dikkat etmeye gayret et. Kendi başımdan geçmiş olması hasebiyle şunu paylaşmayı uygun görüyorum. Daha genç iken sakal bırakmışlığımdan dolayı akrabalarım ve çevrem tarafından tepki almaktaydım. – malumunuz bizimkiler 50’sinden sonra veya Hacc’a gidip geldikten sonra akil baliğ olurlar ya, o sebebten mütevellid olsa gerek – sakalımı kesmem istenirdi ve sülalenin en bütüklerinden olan büyük amcam diyebileceğim bir büyüğüm, hemen hemen her görüdünde bazen nasihatkar!, bazen alaycı ve bazende telkinci tavrıyla bana laflar sayardı. Ne zamana kadar devam etti bilirmisin? O na getirdiğim deliller falan yetersizdi ve geriye adım atmıyor du. Ta ki ‘’Amca! sen müslümanım diyorsun. Sen müslüman olarak benimle bu kadar uğraşıyorsan müslüman olmayanlar bana nasıl davranırlar ki’’ diyene kadar. Ondan sonra tek kelime etmedi. Zira yakınlık ve akrabalık damarı kabarmıştı.

Netice olarak meselenin şahsın ile alakalı olan kısmı ağırlıklı olarak imanın adına hak olan sınırlardan taviz vermemendir. İmanına verdiğin değeri anlamaları için gayret göster. Bu gayretinde en yakınından en uzak akrabalarına karşı onların bulundukları nokta ve verdikleri renge göre tavır ve davet metodu belirle.

Sana şahit olmamış ve seni tanımamış olanlara karşı hikmet ile kendini ve davetini tanıt.

Birinci aşama olan hikmet ile davanın isbat ettikten sonra ya seni kabul eder doğruya tutunurlar -ki bu ne güzeldir- ya da doğruya sarılmazlarsa da ve sana hoşbakarlar ki bu durumda ikinci aşamaya geçer onlara nasihat etmeye devam eder ve onlarında sana destek çıkmalarına ve sana kalkan olmalarına özen gösterirsin. Allah rasülü (sav)’in Taif’e olan yolculuğu hakka davet olduğu kadar kendisine arka çıkacak bir imkan bulmak idi. Siyere göz atacak olursan buna kolaylıkla şahit olursun.

Şayet davetinden ve kendini isbattan sonra kabul eden veya sahip çıkan değilde seni yolundan saptırmak isteyenler ve mücadele etmen gerekenler safında olan olursa, onlara karşı da peygamber a.s’ın tavrıyla ‘’Güneşi bir elime, Ay’ı bir elime koysanız yine de davamdan dönmem’’ kararlılığı ve ‘’Ne olursa olsun sizler benim akrabalarımsınız’’ ifadesiyle de dışlanmışlığı -Allahın izni ile- sıfıra indirme gayreti.

Muvahhid olanların unutmamaları ve göz ardı etmemeleri gereken hususlardan bir tanesi de, bizim içerisinden çıkıp ayrıştığımız cahiliyyenin bu müntesiplerinin, yine bizim islamlaştırmakla mükellef olduğumuz kesim olmasıdır. O nedenle irtibatlar mümkün olduğu mertebe sağlam tutulmaya çalışılmalıdır. Ashabın takip ettiği yol budur. Aksinin kimse iddia edemez.

O nedenle dengeli, olgun ve ağırbaşlı davranma yetilerini kuvvetlendir. Bütün bu güzel ahlak ile beraber sakın ola bir müslüman olarak –biiznillah- yolundan dönmeyecek olduğun tavrını en güzel bir şekilde onlara göstermek gibi dik duruşundan taviz verme.

Anne ve babanın seni müslüman olmayan bir kimse ile evlendirmeye teşebbüs dahi edemeyecek olmaları lazım. Böyle bir durumda ‘’Sizler zalimsiniz, haram işliyorsunuz ve zorbasınız ve kendiniz gibi beni de dünyaya köle etmek istiyorsunuz’’ şeklinde değilde, ‘’Gerçekten benim hayrımı isteseydiniz hayrlı ve imanlı, hem namusuna hem ailesine sadık kalacak ve hem de müslüman olarak kendisiyle huzurla yaşayacağım bir kişi ile evlilik kurmamı isterdiniz’’ şeklinde, üzüntüyle derdini dile getirmen daha evladır. Anne’ne, ‘’Sen beni benim gibi düşünmeyen bir kimseyle evlendirerek, bir kaç ay sonra huzursuzluktan boşanmış ve sıkıntılar içinde kalmış bir kimse olarak mı görmek istiyorsun?’’ diye biraz içine nüfuz edecek içtenlik bulunan ve birazda içinde tehdid barındıran bir ifade kullanmanda mümkündür.

Kendi tanıdığım ve evlenmenin hemen arefesinde olan bir müslümanın ‘’Babasının, kredi/Faiz çekerek düğün masrafını karşılamak istediği düşüncesini’’ annesinin kendisine iletmesinin hemen akakbinde ‘’Ben evlenmiyorum, evleneceğim kızıda tanımıyorum, evlenmekten de vazgeçtim diyerek ve evlilik gibi bir hayrlı işimin temelini haram ile mi atacaksınız anne’’ diyerek karşılaması, annesi ve babası için epeyce bir anlam ifade etmişti. Allaha hamd olsun.

Girdabında bulunduğun bir takım sıkıntılar sakın seni yıldırmasın. Yukarıda değindiğim gibi tüm bu esnalarda ibadet ecriyle mükafatlandığını bilesin. İşin başında ve sonunda hamd Allah’adır (c.c) ve her şey onun takdiriyledir. Ona dua etmen yukarıda ki bahsettiklerimin tabi ki en önünde yer almaktadır.

Allahu teala Müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini bildirmiştir. Yolunda sebatkar bir tavırla istikamet üzerine kalan kullarına mutlaka bir çıkış kapısı indirecek ve onları bereketlendirecektir. Unutma!, ‘’İnne meal usri yüsran’’. ‘’Her bir zorluğa karşı -tahmin dahi edemeyeceğiniz- kolaylıklar vardır’’. (Ayette ki Usr; marife iken, Yusr; Nekira’dır. Onun için böyle anlam vermek zorlama değil bizzat doğru anlamlandırmadır)

İmanı adına dosdoğru yolundan dönmeyen ve sebat gösteren kullarından Allahu teala razıdır. Ve bunu onlara emretmektedir. Karşılaşacağın olaylarda her zaman ‘’Sıratı Müstakim’’de olmayı gözet ve sakın Ye’se kapılma.

Kulak ver! Alah Teâlâ şöyle buyurur;

“Ne? Yoksa sen… Sen Yusuf musun?” (Yusuf): “Ben Yusuf’um, işte bu da kardeşimdir!” diyerek ekledi: “Allah bize lütfetti; çünkü her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve (musibete) sabrederse, iyi bilsin ki Allah iyilerin/muhsinlerin yaptığını karşılıksız bırakmaz.” (Yusuf suresi, 90)

Yine bir diğer ayetin de şöyle buyurur;

bütün bunlar, Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edenlere verilen bir öğüttür. Ve her kim Allah’tan sakınır (ve sebat ederse), Allah onun için bir kapı aralar.’’ (Talak suresi, 2)

İyi tefekkür et. Bir sonra ki ayettede şöyle buyurulmuştur;

Kim Allah’tan sakınır (ve takvalı olarak sebat ederse), şüphesiz ki Allah ona işinde kolaylık sağlar.’’ (Talak suresi, 4)

Şayet Allah için sebat gösterir sabit kalırsan yukarıda belirttiğim gibi normal bir ibadet ecri ile mükafatlandırılmak şöyle dursun ona ilaveten ayrıca iki güzellikle de şereflendirilsin. Bu sıkıntıların, mükafatlandırılmana vesile olmakla beraber aşağıda ki ayette geçtiği şekliyle hem diğer günahlarının silinmesi ve hem de senin takdir dahi edemeyeceğin bir ecirle nasiblenmen gibi ayrı iki mükafat ile de müjdelenmen sözkonusudur.

Rabbimiz c.c şöyle buyuruyor;

İşte bu Allah’ın size indirmiş olduğu emridir; kim Allah’tan korkar/sakınır ve (emrinde sebat ederse), (Allah) onun günahlarını örter/siler ve ona muazzam bir ecir verir.

Şayet Allah teâlâ ‘’Yuazzim’’, yani ecrini muazzam ve azametli kılar demiş ise gerisini sen düşünesin kardeşim.

Bakara suresinin en son ki (Bizi affet,bize mağfiret et ve bizi rahmetinle esirge) ayetinde geçtiği üzere bir müminin rabbinden göreceği ikram üç türlüdür. Her kime bu üç nimet bahşedilirse, o kişi kurtulmuştur, kim de bu üç nimet tam kılınmışsa rahmet onda tamamlanmıştır.

  • Affedilmesi (Günahlardan dolayı sorumlu edilmemesi)
  • Mağfiret edilmesi (Günahından dolayı ceza almadığı gibi hiç işlememiş gibi rahmetten uzak kalmaması)
  • Rahmet ile esirgenmesi (günahlarının birebir cezasıyla azab edilmediği ve rahmettende uzak kılınmamak nimeti ile nimetlenmesinden daha da öte rahmete ve Allahın esirgemesine düçar kılınması)

Yukarıda ki ayette Allahtan sakınıp haram olanlara meyl etmeyerek dosdoğru yolunda sebat gösterenler için için bu takvalarının ve sebatlarının karşılığı olarak hem günahlarına keffaret ve hem de rahmetle muamele görmeleri müjdesi verilmektedir. İmanın ile bunlara sarılasın ve kopmayasın.

Şeytanın tuzaklarına ve şeytanın dürtülerine esir olmuş olanların zorluklarına yıpratıcılığına aldırış etmemeye gayret et. Allaha sığın. Allah c.c kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez. Asiye annemizde (r.anha) sebat örneğidir. Firavun’a karşı, ‘’Sen en fazla olsa olsa bizim dünyalık hayatımıza söz geçirebilirsin’’ diyen Musa (as)’ın taptaze fedakarları da sebat örneğidir.

Bu hususta söylenebilecek başka bir takım hususlar olsa da, kastımın tarafınıza yeteri kadar ulaştığı kanaatiyle daha da detaya girmeye gerek yok diye düşünüyorum. O nedenle bu kadarı da şahsın adına dile getirebileceğimiz ikinci husus olarak kafidir insaAllah.

Ailen adına Vakıa’nın değerlendirilmesi.

Ailenin son derece ‘’Laik’’ ve alabildiğine batılılaşarak islami değerlere uzak bir aile değilde irca zihniyetine düşmüş, dünyevileşmiş ve islami şuuru özü ile yitirmiş, şirk ile tevhidi unutmuş ve müslüman olduğunu zannetmesine rağmen asli Vahiy’den beri olan bir aile yapısı olduğu kanaatiyle ile bir kaç satır yazacağım. Daha yakınen tanımış olsaydık, tabi ki daha farklı şeyler söyleme imkanımız olabilirdi.

Yaşadığımız toplumun islami hassasiyeti yitirmiş olması nedeniyle başka hassasiyetler edindiği bir gerçektir. Allah c.c ve Rasülünün öğretilerinden ziyade etraflarını ve akrabalarını veya diğer bir ifadeyle ‘’Desinler’’i dikkate alan bir toplum haline gelmiştir. Bu açıdan içine düştüğün durumları dikkate alırken empati yapman ve ikinci madde de biraz üzerinde durduğumuz, akrabalarının desteğini alabilmen için iyi ve hikmetli bir tavır ortaya koyman oldukça öneme haizdir.

Unutma ki onlar, senin ve diğer muvahhidler gibi ‘’Rabbimiz Allah’tır diyen ve sonra istikamet üzere kalıp da üzerlerine meleklerin inip inip durduğu’’, rabbimizin ayetinde kastettiği ‘’işittik ve itaat ettik’’ şuurunda olan insanlar değildirler. Onların bu hallerini dikkate al. Onlar ‘’Allah c.c böyle buyurduysa gerisi ne ki?’’ şuurunda değillerdir. Bu sebepden dolayı kendi teslimiyet ve tabiiyyetini onlardan bekleme ve sergilemedikleri içinde onları yargılama. Senin üzerine düşen yargı değil kendini isbat ve davettir. Özellikle aşırı tepkilerini celbedecek olan bir takım kavramları hele de yüzlerine karşı doğruca söylemekten imtina et.

Bugün alabildiğine şirkin her türlüsünü kendisinde toplamış adama müşrik dediğinde aldığın tepki, evliyaullah’ın vereceği tepkiden hiçte geri kalmamaktadır. Şüphesiz bu acaib bir kısır döngüdür ama bir hakikat olarak karşımızda durmaktadır. Bunun irca akidesinin feci bir akıbet olduğu gerçeğide su götürmez bir gerçektir. Ama madem ki durum bu, Dil’in ve farklı ifade etme imkanının güzelliklerinden faydalanmak lazımdır. Şirk ameli işleyen bir kimseye ‘’Sen bu şirk ameliyle cehennemin dibine karar kılacak bir müşriksin’’ demekle, ‘’Korkarım ki Allah korusun sen halin ile Cennetin kokusunu alamayacaklardan olursun’’ aynı anlamı içermektedir.

‘’Sen ne kadar kafasız veya taş kafalı anlamaz bir insansın’’ dediğinde kast ettiğin ile ‘’Herhalde ben yine anlatamadım malesef’’ derken kast ettiğin şey aynı şeydir. Ama farkı nedir bilirmisin? Birinci ifade şeklinde, anlayacak olsada anlamamazlıktan gelecekken, ikinci ifade şeklinde anlamasa bile seni üzmemek için anlamış gibi tavır takınacak ve meseleyi kapatmaya yönelecektir. Rasulullah (sav); Şüphesiz ki beyan da ( dili güzel kullanma ve güzel ifade sanatında) sihir vardır’’ buyururken bunu kast etmiştir. Kendini bu hususta geliştir.

Aile ve akrabalarını ayet ve hadislere teslimiyyet göstermedikleri için yargılamak veya ne olduklarını açıkça ifade etmek yerine daha düşündürücü veya kalplerine nüfuz edici ifadeler kullanmaya dikkat et.

Peygamber (a.s)’ın ashabı, Mekke devrinde ve davet esnasında cedelleşmekten uzak, hoşgörü ile tebliğ üzere davete yönlendirilmişlerdi. Rasulullah (a.s)’ın davetinde de gereksiz şeylere rağbet edilmediği görülür.

Misalen; bizler vefat etmiş olanlarımızı ateş ehli müşrikler olarak nitelemeyi belki de takva adderderken, Rasulullah sav’in dedesi ve dedesinin ateş ehli olduğunu ifadeyi gerek olmadığı için ve karmaşa ihtimaliyle dile getirmediğini görmekteyiz. Ta ki Risaletinin 10. Senesinden sonra ve amcası Ebu Talib’in vefatı akabinde, kendisine düşman olan diğer amcası Ebu Leheb’in her şeye rağmen Allahın rasülünü (a.s) yeğenim diyerek himayesine aldığı döneme kadar. Zira Ebu Leheb efendimizi (a.s) kendi himayesine aldıktan ve bunu Mekke’de ilan ettikten sonra, Mekke’nin Firavun’u olan Ebu Cehil bu himayeyi kaldırmak ve Rasulullah’a her türlü eziyeti yapabilmek için Ebu Leheb’e ‘’Git Muhammed’e sor bakalım, baban Abdulmuttalib için ne diyor’’ diye sormasını istemişti. Ebu Leheb gelip sorduğunda ise Efendimiz yine de hak ile batılı karıştırmamakla beraber ‘’O kavmiyle beraberdir’’ diye cevap vererek geçiştirmiştir. Hatta Ebu Leheb bununla kani olmasına rağmen Ebu Cehil zekasını kullanmış ve bir daha giderek ‘’Açıkca Cennette mi yoksa Cehennemde mi’’ diye sormasını istemişti. Mesele son haddine gelince, haktan ayrılmama namına, ‘’O ateştedir’’ cevabını Rasulullahtan almış ve himayesini anında kaldırmıştır. Dikkat edersen, Allahın rasülü (sav), gerek olmayan hususlarda mümkün oldukça kargaşadan uzak kalmaya önem göstermiştir.

Yine peygamber ashabının Mekke devrinin ilk dönemlerinde, özellikle şu ifadeyi kullandıklarına da tarih kitaplarında şahit olmuşuzdur.

‘’Senin gibi bir insanın iman yolundan uzak kalması anlaşılır şey değil’’.

Yani ‘’Sen iman etmemiş bir müşrik ve kafirsin’’den ziyade, onları düşündüren şeylere yönlendirme gibi hikmetli sözleri ve ahlaklı yolu düstur edinmişlerdir. Tabi bu, hak ile batılı ayrıştırmakla beraber takip ettikleri bir üslup idi. Meselenin hak ile batılın karışması durumunda ise hiç bir şeyden çekinmemiş ve ne pahasına olursa olsun hakkı beyan etmişlerdir. Bu ikisi birbirine zıt şeyler değildir.

Rasulullah a.s, bir müşrikle olan konuşmasına ve düşündürücü ifadeler ile ufkunu açmaya çalışmasına dikkat et.

Rasulullah (sav) Husayn’a “kaç ilaha tapıyorsun” deyince o “altı tanesi yerde bir tanesi de gökte olmak üzere yedi ilaha tapıyorum” diye cevap verdi. Rasulullah (sav) “İsteyerek ve korkarak taptığın/kulluk ettiğin hangisidir” deyince o “gökte olandır” karşılığını verdi.” Bunun üzerine Rasulullah (sav)‘’bil ki yerdekileri bırakıpta göktekine kulluk etmedikçe kurtulamazsın’’ diye karşılık verdi. ‘’Sen de amma müşrik gavurun biriymişsin ha! Allahtan başka bir de altı tane yerden kendine Put mu edindin kafir!’’ demek yerine hidayet amaçlı davet ve tebliğ.

Bu hikmetli yolu kendine yol edinerek ailene özellikle Allah’ı c.c tanıtarak ona kulluğun gerekliliği ve nasıllığını, Allahın Rasülü (sav) ve ona ittibanın nitelik ve niceliğini öğretmeye gayret et. Allaha ve ahiret gününe iman ile rasülüne ittibanın gerekliliği hususlarına yönel. Allah Tealanın yüceliğini takdir edemeyenlerden tağutların küçüklüğünü fark etmelerini beklemek gece yarısı güneşin doğmasını seyr için çatıya çıkmaya benzer. Önceden sadece kendi efendisini bile büyük gören Bilal-ı Habeşi (r.a), ancak Allahın rasülünün kendisine Allahu tealayı öğretmesinden sonra, değil kendi efendisinin büyüklüğünün sahte olduğunu bilakis tüm yeryüzündeki büyük gibi gözükenlerin büyüklenen (müstekbir) küçükler olduğunu fark etti ve başkaldırdı.

Şahsın ile göz ardı etmemen gereken bir hususta, bil ki, sen sebat ettikçe zaman içinde çalkalanmakta olan sular durulacak ve üzerine çöken bulutlar Allahın izni ile dağılacaktır. Aileni bu hususta en çok çıkmazlara sokan da onların akraba ve diğer tanıdıkları karşılarında ki konumlarıdır. Bunu dile getirmeselerde içlerinde bu yer edinen bir haldir. O nedenle bir çok ailenin bir dönem sıkıntı çıkardığı, ama sen gibi sıkıntı çeken başka bir müslümanın diğer yakınlarında veya etraflarında boy göstermesi akabinde yumuşadıklarına ve hatta toplum içerisinde övülecek haslet sahibi olunduğu için içten içe gurur duydukları ve gevşediklerine de şahit olmuşuzdur.

Bizler içinde bu durum söz konusu olmuştur. Bir dönem bize aşırı tepki gösteren ve baskı ile yolumuzdan alıkoymak isteyen çervremiz, Allaha hamd olsun rabbimizin bereketiyle üç beş sene sonra davamızda ki sebat ve imanımızın bizi haramların belasından uzak tuttuğuna şahit olmalarının akabinde içten içe etkilenmiş ve saldırı pozisyonundan savunma durumuna geçmiş – yüzümüze olmasa da – arkamızdan doğru olduğumuzu ikrar etmişlerdir. Hatta bir mesele olduğunda cami hocasına kulak vermezken bize sorup bizim görüşlerimizi dikkate alır olmuşlardır. Belli bir zaman sonra onların kendileri olmasa dahi, hanımları, çocukları veya yakınları bize kulak verme durumuna gelmişlerdir hamd olsun.

O nedenle yolunun uzun ve güzel ve engebeli olduğunu bilme şuuruyla şuurlan ki, bir kısım kısır döngülerin seni içine çekmesine fırsat vermeyesin. Tez elden Asiye annemiz gibi evde ölümü dile getirmek, yeni evlenmiş bir aylık bir çiftin, en ufak bir tartışma da hayatın zehir olduğu düşüncesiyle hemen talak ve boşanmaktan bahsetmesi gibidir. Alemlerin rabbi neyi takdir eder bilinmez. Her bir şey’in maliki olan Allah teâlâ’nın takdirini bekle ve ona tevekkül et.

Ailenin durumunu dikkate al ve aileni – tabi ki kendilerince- zor durumda bırakacak hallerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalış ve desteklerini celbetmeye bak. Unutma ki bu sabr ve direnç isteyen bir iştir. Aceleci olma. Şayet bir mesafe elde edemezsen bu Hayr’dan mahrum olduğun anlamına gelmez. Allahu teâlâ’nın kader ve kaza ilmiyle neyi takdir ettiği bilinmez. Mağaraya çekilen Ashabı kehf, zalim Dakyanus tan bir kaç günlüğüne kurtulabilmek ve sonra bir çeşit sevdiklerine kavuşabilmek amacını güder iken, kaderleri onları yüzyıllar süren bir uykuya ve Kuran gibi Kıyamete kadar okunacak bir Kitabı Mübine kayda çekiyordu. Onun için, sen takvaya uygun davrandıkça hep kazançta olduğunun farkında ol.

Her hangi bir nasib önüne çıktığında da etrafında kendisini Allahın izniyle veli derecesinde kendisine yakın hissedebileceğin muvahhide olan bir hoca hanım veya doğrudan tecrübeli bir hoca kardeşle irtibata geçerek yönel ve onlarla değerlendirmelerde bulun. Senin içerisinde bulunduğun durumu iyi analiz edebilecek ve ailenin durumu ile vakıanı güzel değerlendirebilecek bir hoca veya tecrübeli bir kardeş ile nasihatına kulak ver. Onların senin adına sana yapacakları tavsiyeyi yine başka ilim ehli ve tecrübeli müslümanlarla istişare etmeyi de ihmal etmesen uygun düşer. İstihare namazı ile de Alemlerin rabbinden onun desteğini ve yol göstericiliğini talep et. Evvela önem arzeden de budur zaten. O nedenle ‘’İstihare ve İstişare’’ eden hüsrandan uzak kalır’’ denilmiştir.

Şayet mümkün ise Ailen ile bağlarını koparmamaya özen göster. Nafile olan ibadetlerin seni üzecek kadar sana sıkıntı çıkarıyor ise, ya gizlice yapmaya gayret et veya eksiltmeye de gidebilirsin. Allahu Teâlâ bir kadının kocası izin vermiyorsa, orucu tutmasın diyerek nafile kulluğa sınır çizmesinde ki hikmeti düşün.

Rabbim rasülüne salat ederek, onun şahsını ve ailesini insanlar içerisinde, şeriatını diğer tüm hayat sistemleri üzerinde şerefli kılsın, özelde kendim ve sen ile genelde tüm müminlere de selam etsin ve selamette kılsın.

Allah yar ve yardımcımız olsun.

Dualarınızı esirgememeniz temennisi ile…

Genç Muvahhide

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP BIRAK